CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI'NDA ŞİİR
Sadece kendisi için var olan, her türlü ideolojik söylem ve sosyal kaygıdan uzak duran şiir, arındırılmış bir zeminde güzellik duygusunun oluşturulması için ortaya çıkacaktır. Türk edebiyatında saf şiir anlayışı özellikle Fransız edebiyatından Paul Valery, Stephan Mallarme, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud gibi şairlerin ileri sürdüğü görüşler üzerine inşa edilmiştir (Kolcu, 2009a: 310). Şiirde şekil, mısra, kelime seçimindeki titizlik ve anlam gibi konularda ortaya konulan fikirlerin zamanla olgunlaşması saf şiiri şekillendirmiştir. Saf şiire göre, sanata yüklenen görev ve anlam, sanatın tabiatı dışına çıkmamalıdır. Toplumun yapısını şekillendirmeye yönelik bir söylem geliştirmek, şiiri kendi yapısına zıt bir tavra zorlar. İnsan doğası için düşündüğümüzde, "Sanat, yarar gözetmeyen bir uğraştır. O halde, sanattan yararlı hiçbir amaç beklememek gerekir." (Alkan, 2005: 111). Platon, şiiri soysal işlev açısından faydasız bir uğraş olarak gördüğü için Devlet'ten kovmuştu. Oysa saf şiire göre, şiirden sosyal anlamda bir fayda beklemek şiirin tabiatına aykırıdır. Şiir, her şeyiyle kendine hizmet eden bir sanatsal üretimdir. Mallarme'nin tabiriyle şiirin görevi nesneyi anlatmak değil, "nesneyi esinlemek"tir. (Alkan, 2005: 123). İnsan ruhunun derinliklerine inerek farklı bir yaratıcılıkla nesneyi anlatmak, nesneyi insanın bakış açısına göre şekillendirmek ve betimlemek saf şiirde esastır. Yine Mallarme'ye ait olan şu ifadeler saf şiirin ne olduğu ile ilgili önemli ipuçları içermektedir: "Bir ruh halini göstermeliyiz ya da tersine, bir nesneyi seçip bir dizi çözümlerle bu ruh durumunu ortaya çıkarmak için nesneyi azar azar çağrıştırmalıyız." (Alkan, 2005: 124).
Saf şiirde anlam 'esinlenmeye' dayalı bir durumdur. Doğrudan bir şeyler anlatmak düz yazıya hastır. Şiirde esas, bir şeyler hissettirmektir. Bu nedenle 'duyum' hayati bir değere sahiptir. Esinlenmeden yola çıkarak bir şeyler hissettirmek şiirde anlamın 'buğulu' bir hale gelmesini mubah kılmaktadır. Saf şiirde, "şiir bir izah ediş değildir." (Kolcu, 2007: 214). Bu nedenle gerekirse yeni bir dil bile yaratılabilir. Şiir dili, herkesin genel düzeyde anlamlandırdığı, zihninde kolaylıkla canlandırdığı nesne ve eylemlerin göstergelerinden oluşan bir dil değildir.
Saf şiir anlayışını benimseyen şairler mısra yapısına ve kelime seçimine büyük önem vermişlerdir. Şiirde dil ve söyleyiş güzelliği her şeyin üstünde tutulmuştur. İyi ve güzel şiir, mükemmele yakın bir form içinde olmalıdır ve bunu başarmak için gerekirse bir şiir üzerinde yılları bulan ince emek ve çaba şiirin soylu bir sanat dalı olduğu görüşünden kaynaklanır. "Dili sözcükler dini haline getirerek saf güzelliği sunuş" (Kula, 2002: 143) kaygısı, yazma zorluğunu da beraberinde getirir. "Şiirin düşüncelerden çok sözcüklerle yazılması gerektiği" (Kula, 2002: 143) inancı hakimdir.
Saf şiir içerik olarak insanın iç alemine, ruhunun derinliklerine yönelmiştir. Esasen insanı en ince ayrıntısıyla ve bütün derinliğiyle anlatmak amaçtır. Bunun yanı sıra saf şiiri benimseyen şairlerin özellikle mitolojiyi, tarihi ve tabiatı konu olarak benimsedikleri görülmektedir.
Şiir sanatı; insanın tabiatı, eşyayı ve kendini algılama tarzına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. İşlev açısından, şiirin sosyal hayata fayda sağlayacak bir araç gibi kullanılması yüzyıllar boyunca gerekli görülmüştür. 19. yüzyıl Fransız şairlerinin "Şiir kendisi için vardır." anlayışını geliştirmeleri, şiiri düz yazıdan ayrı bir zeminde, musiki ile iç içe değerlendirme imkanı sağlamıştır. Modern Türk şiiri Yahya Kemal ve Ahmet Haşim'le çekirdeğini oluştururken Fransız şiirinin de etkisiyle saf şiire bağlı bir koldan gelişir.
Modern Türk şiirinde saf şiir anlayışının mimarları Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim'dir. Bu iki şair, özellikle Fransız edebiyatının etkisiyle sadece saf şiirin değil, aynı zamanda modern Türk şiirinin de temelini inşa etmiştir. Saf şiir ile ilgili fikir beyan eden şairlerin özellikle bu iki şairden etkilendikleri görülür. Ancak unutulmamalıdır ki saf şiir Türk edebiyatında bir ekol ya da edebî hareket özelliği göstermemektedir. Ferî teşebbüsler ve ortaya atılan fikirler saf şiirin ne olduğu ile ilgili bazı yaklaşımları ortaya çıkarmış ve Türk edebiyatında saf şiire örnek teşkil edecek eserler doğmuştur. Konu ile ilgili Orhan Okay'ın yorumu önemlidir: "Herhangi bir nazım şekli gibi teknik ve somut bir tarzda belirmemesi, hatta bir edebi akımın göstergesi bile olmaması sebebiyle saf şiir teorisini açıkla makta birtakım güçlükler vardır." (Okay, 2007: 337) Saf şiir teorisinin açıklanmasında karşılaşılan güçlükler sadece Türk edebiyatında yaşanmamaktadır. Bu durum Fransız edebiyatında da saf şiirin bir ekol olarak belirmemesinden kaynaklanır. Ancak saf şiiri benimseyen şairlerin şiirin poetik meseleleriyle ilgili birbirine oldukça benzer şeyler söyledikleri görülmektedir.
Kaynakça: (Yılmaz, M., & Yılmaz, S. (2010). ŞİİRİN BENCİLLİĞİ: MODERN TÜRK ŞİİRİNDE SAF ŞİİR ANLAYIŞI ÜZERİNE BİR İNCELEME. Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları(4), 107-126.)
Öz Şiir (Saf Şiir) Anlayışını Sürdüren Şiirin Özellikleri
• Şiir dili, bu dönemin sanat anlayışında en temel öğe olarak öne çıkmaktadır.
• "Sanat için sanat" anlayışı edebi yaklaşımda belirleyici olmuştur.
• Dönemin şiir anlayışına göre, şiir yüce bir sanat kabul edilmiş; en değerli yapı unsuru olarak dize görülmüştür.
• Şiir üretiminin yoğun emek gerektirdiği düşüncesi benimsenmiştir.
• Şiir, yalnızca anlam değil, aynı zamanda bir biçim (form) meselesi olarak değerlendirilmiştir.
• Dilin, şiirde sade ve arı bir yapıda olması gerektiği savunulmuştur.
• Hece ölçüsü, bu dönemde ağırlıklı olarak tercih edilen vezin olmuştur.
• Dönemin şairleri, edebi çizgilerini oluştururken Ahmet Haşim ve Yahya Kemal Beyatlı'yı örnek almışlardır.
• Bu sanatçılardan ayrıldıkları temel nokta, aruz yerine hece ölçüsünü kullanmalarıdır.
• Şiir anlayışlarında, Fransız edebiyatının etkisi ve özellikle Sembolizm akımı önemli bir yer tutmuştur.
• Musiki ve ahenk, bu dönemin şiir anlayışında büyük değer taşımış; bu ahenk, kafiye, redif, aliterasyon gibi ses tekrarlarıyla sağlanmaya çalışılmıştır.
Yedi Meşaleciler
Edebiyatımızın ilk toplulukları olan Servetifünûn ve Fecr-i Âti'den sonra, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında (1928-1933) Yedi Meşale topluluğu dikkati çekmektedir. Altı şair ve bir öykü yazarı gençten oluşan bu topluluk, kendisini, adını aldığı "Yedi Meşale" başlıklı kitapla tanıtmıştır. ( Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi, Akşam Matbaası, İstanbul 1928.)
22 Mart 1928 tarihli Servetifünûn dergisinde, yeni bir kitabın yayımlanacağı haberi dikkati çeker: "Mecmuamızın hey'et-i tahririyesini teşkil eden gençlerden Sabri Esat, Cevdet Kudret, Yaşar Nabi, Vasfi Mahir, Muammer Lûtfi, Ziya Osman ve Kenan Hulusi Beyler müntehap yazılarını YEDİ MEŞALE isimli bir kitapta topladılar. Pek yakında intişar edecek bu olgun eseri karilerimize tavsiye ederiz." (ÖNERTOY, Olcay, Cumhuriyet Döneminin İlk Edebi Topluluğu: Yedi Meşaleciler)
Halit Fahri (Ozansoy)'nin dergiyi yönettiği sırada yazı kurulunu oluşturan, çoğu lise öğrencisi gençler, şiirlerini ve yazılarını bu dergide yayımlamaya başlamışlardır. Öte yandan, birbirlerinin evlerinde toplanarak ürünlerini tartışırlar. Bu toplantılar sırasında kitap çıkarma düşüncesinin nasıl doğduğunu ve topluluklarının adını nasıl bulduklarını Cevdet Kudret'ten öğreniyoruz: "Günün birinde, kim önerdi hatırlamıyorum, o güne dek yazdıklarımızdan seçmeleri bir araya getirip ortaklaşa bir kitap çıkarmayı düşündük. Yaşar Nabi'nin evinde o iş için özel toplantılar yapıp el birliğiyle şiirleri ve yazıları seçtik. Kitaba bir ad bulmak gerekiyordu. Yedi kişi idik. İlk akla gelen, Fransız edebiyatındaki Pleiade topluluğu oldu. O adın Türkçedeki karşılığı Süreyya uygun değildi; hem yabancı kökenli idi, hem ilk ağızda kişi adı hatıra getiriyordu, hem de yıldız kümesi adı olarak yaygınlığı yoktu; onun Türkçesi Ülker de yaygın değildi. Yedi Yıldız, Yediveren Gülü, Yedi Kollu Şamdan. . . gibi adlar düşünüldü. Sonunda Yedi Meşale adı üzerinde birleşildi." ("50. Yıldönümünde Yedi Meşale Üzerine Anılar", Varlık, Nisan 1978, S. 847, s. 3-4.)
• Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında ortaya çıkan ilk edebî topluluk olarak kabul edilirler.
• Edebiyat sahnesine çıkış gerekçelerini, “Edebiyat tıkanmış, Beş Hececiler yüzeysel kalmış; biz, sanata olan aşkımızla edebiyata yenilik katmak için ortaya çıktık.” sözleriyle ifade etmişlerdir.
• Topluluğun edebî duruşu, canlılık, yenilik ve samimiyet kavramları etrafında şekillenmiştir.
• Ancak tüm bu iddialı söylemlere rağmen, Beş Hececiler’in şiir anlayışının ötesine geçmeyi başaramamışlardır.
Temsilciler
-
Vasfi Mahir Kocatürk
-
Kenan Hulusi Koray
-
Cevdet Kudret Solok
-
Sabri Esat Siyavuşgil
-
Ziya Osman Saba
-
Yaşar Nabi Nayır
-
Muammer Lütfi Bahşi
Ziya Osman Saba
Ziya Osman Saba 1910’da İstanbul’da doğmuş ve okumaya meraklı bir ailenin içinde büyümüştür. Bu sayede de çok küçük yaşlardan itibaren edebiyatla ilgilenmeye başlamıştır. Servet-i Fünun’un 1927 tarihli sayısında “Sönen Gözler” şiirinin yayımlanmasıyla edebiyat dünyasına ilk adımını atan Ziya Osman Saba, o sıralarda Servet-i Fünun’da çalışan Sabri Esat, Yaşar Nabi, Muammer Lütfi, Cevdet Kudret, Vasfi Mahir ve Kenan Hulusi ile tanışmıştır. 1928’de onlarla birlikte, Yedi Meşale isimli şiir kitabını çıkarmış, 1928’in Eylül’ünde yayınına başladıkları Meşale adlı dergide de yayın süresince kurucu-yazar olarak yer almıştır. Yedi Meşaleciler adıyla anılan bu grubun dağılmasının ardından Ziya Osman Saba, edebiyat dünyasında bireysel olarak varlığını sürdürmüş, ölümüne kadar da şiir yazmaya devam etmiştir. Bu süreç içinde -yazdığı hikâyelerin sayısı da az olmamasına rağmen- kendini özellikle şair olarak tanımlayan Ziya Osman Saba’nın, hayatının farklı evrelerini bünyesinde toplayan üç şiir kitabı yayımlanmıştır. Ziya Osman Saba’nın, Sebil ve Güvercinler, Geçen Zaman, Nefes Almak adlı üç ayrı şiir kitabı, bir de Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi-Değişen İstanbul adlı hikâye kitabı mevcuttur. “Bütün Şiirleri” başlığı altında birkaç farklı basım hâlinde yayınlanan bu şiir kitapları, çoğunlukla ilk basımları esas alınarak yapılmış olduğundan, kimi şiirleri dergilerde saklı kalmıştır. Bu çalışmanın amacı, dergilerde kalmış olan bu şiirleri gün ışığına çıkarmak ve bahsi geçen şiirlerin Ziya Osman Saba’nın sanat anlayışı içindeki yerini tespit edebilmektir. (Öztürk, D. (2022). Ziya Osman Saba’nın Geçen Zaman Şiir Kitabında Günün Vakitleri ve Mevsimler. Edebi Eleştiri Dergisi, 6(2), 210-223. https://doi.org/10.31465/eeder.1165806)
• Anılara bağlılık, çocukluk özlemi ve aile sevgisi gibi temalar; bunun yanı sıra yoksul yaşam biçimlerine karşı duyulan merhamet gibi insani duygular, sanatçının eserlerinde sıkça işlenen konular arasında yer alır.
• Gözlemci bir bakış açısına sahip olan sanatçı, aynı zamanda dışavurumcu bir tavırla bireysel ve toplumsal gerçeklikleri dile getirmiştir.
• Kaleme aldığı hikâyelerde anı (hatıra) özelliği taşıyan bir anlatım biçimi dikkat çeker.
• Şiir anlayışında Fransız şiirinden etkilenmiş, özellikle Batılı izlekleri örnek almıştır.
• İnsancıl duruşu nedeniyle kimi çevreler tarafından kendisine “Mevlana ve Yunus Emre’nin modern çağdaki sesi” nitelendirmesi yapılmıştır.
• Edebî anlayışında sanat için sanat görüşü baskındır.
• Dil kullanımında ise yalın, açık ve duruluk ön plandadır.
Eserleri
-
Geçen Zaman-şiir
-
Sebil ve Güvercinler-şiir
-
Nefes Almak-şiir
-
Değişen İstanbul-öykü
-
Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi-öykü
Yaşar Nabi Nayır
• Türkçenin yaygınlaşması ve gelişimi adına önemli çabalar göstermiştir.
• Şiir, roman, öykü, tiyatro ve deneme gibi edebiyatın farklı türlerinde eserler kaleme almıştır.
• Yalnızca çağdaş edebiyata odaklanan bir cep dergisi yayımlamış; bu yönüyle dönemine özgü nitelikli bir yayıncılık örneği sunmuştur.
• Asıl mesleği yayıncılıktır; edebiyat dünyasında daha çok bu yönüyle tanınmaktadır.
• 1979 yılında Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’ne layık görülmüştür.
• “Muzaffer Reşit” takma adıyla çeşitli antoloji ve tanıtım kitapları derlemiş, edebî alanın arşivsel yönüne de katkı sunmuştur.
Eserleri
-
Adem ile Havva - roman
-
Varlık - dergi
-
Kahramanlar - şiir
-
Onar Mısra - şiir
-
Sevi Çıkmazı - deneme
-
Mete - tiyatro
Vasfi Mahir Kocatürk
• Edebiyat araştırmalarıyla tanınan bir edebiyatçıdır.
• Epik nitelikli şiirleriyle ün kazanmıştır.
• Manzum tiyatro türünde eserler kaleme almıştır.
• Şiirlerinde hece ölçüsünü tercih etmiş, biçimsel olarak halk şiiri geleneğinin özelliklerinden yararlanmıştır.
• Eserlerinde başlıca olarak; millet sevgisi, vatan duygusu, ulusal bilinç, kahramanlık ve fedakârlık temalarını işlemiştir.
Eserleri
-
Ergenekon - şiir
-
Dağların Derdi - şiir
-
Tunç Sesleri - şiir
-
Geçmiş Geceler - şiir
-
Bizim Türküler - şiir
-
Hayat Şarkıları - şiir
-
Saz Şiiri Antolojisi
-
Divan Şiiri Antolojisi
-
Tekke Şiiri Antolojisi
Sabri Esat Siyavuşgil
• Kendisi psikoloji profesörüdür.
• Psikoloji, eğitim ve halk bilimi (folklor) alanlarında çeşitli bilimsel ve edebi çalışmalar gerçekleştirmiştir.
• Şiirlerinde, empresyonist bir ressam duyarlılığıyla canlı ve etkileyici dizeler kaleme almıştır.
• Renkli, özgün ve güçlü bir imge dünyasına sahiptir.
• Özellikle Karagöz geleneği üzerine yaptığı psiko-sosyolojik incelemeler, alana önemli katkılar sunmuştur.
Eserleri
-
Odalar ve Sofalar- şiir
Kenan Hulusi Koray
• Türk edebiyatında korku temalı hikâyeler kaleme alan ilk yazar olarak kabul edilmektedir.
• Psikolojik çözümlemelere dayalı eserleri de bulunmaktadır.
• Yazın hayatının başlangıcında ahenkli ve şiirsel bir anlatımı tercih etmiş, zamanla gerçekçi üsluba yönelmiştir.
• Kısa hikâye türünde yetkin eserler ortaya koymuştur.
• Yedi Meşaleciler topluluğunun hikâye türünde eser veren tek üyesidir.
Eserleri
-
Bahar Hikâyeleri
-
Bir Otelde Yedi Kişi
-
Osmanoflar - roman
-
Bir Yudum Su
Öz Şiir Anlayışını Sürdüren Diğer Şairler
Necip Fazıl Kısakürek
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en kudretli kalemlerinden şair, yazar ve fikir insanı Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983)’in ilk dönem şiirlerinde korku, tiksinti, dışlanma, şüphe, melankoli, yalnızlık, ölüm, tabiat ve kadın gibi ferdî temalar ağırlıktadır. 1934’te Abdülhakîm Arvâsî ile tanışmalarından sonra şairin sanata bakışı ve politik fikirleri büyük ölçüde değişir. Bu tanışmadan sonra şairin inanç ve düşünce dünyası insan, toplum ve tasavvuf ekseninde yapılanmaya başlar. Şairin ikinci döneme ait şiirleri de işte bu temel üzerine şekillenir. Modern Türk şiirinin mistik şairi Necip Fazıl, mistisizmi İslâmî değerlere bağlar ve eserlerinde toplumsal bir kavga sanatını oluşturur. Şair, içtimai meselelerde ihtiyaç duyduğu aydınlanmayı görev ve sorumluluk bilincine dönüştürerek kendi çilesini oluşturan toplumsal bir dava inşa eder. Onun f ikir sancılarına kaynaklık eden problemlerin başında toplumsal değişimin kaynağı modernleşme, kültürel yozlaşma, yabancılaşma ve neticede modern kent olgusuyla birlikte gündeme gelen aile kurumundaki ahlâkî çöküş yer alır. Şiirleri, modern kentlerde Avrupaî her türlü eşya ve mefruşat ile birlikte inşa edilen modern mekânlara, buralarda tarihsel ve kültürel köklerinden kopmuş aile bireylerinin millî ve manevî değer yargılarından yoksun ilişkilerine ışık tutar. Sorun, Batılı çizgide gelişen modernleşmenin Müslüman Türk toplum hayatında doğurduğu tarihsel, kültürel kopuş ve bunun aile kurumunda yarattığı örfe, dinî değerlere ve ahlaka dair dejenerasyondur. (Erol, K. (2018). NECİP FAZIL’IN ŞİİRİNDE TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL DEJENERASYON. Adam Academy Journal of Social Sciences, 8(1), 57-80. https://doi.org/10.31679/adamakademi.391208)
Özetle:
• "Kaldırımlar Şairi" ve "Sultanu'ş-Şuara" (Şairlerin Sultanı) unvanlarıyla anılmıştır.
• Mistik duyarlılığa sahip bir şairdir; hece ölçüsüyle şiirler kaleme almıştır.
• Temiz, duru ve berrak bir Türkçeye sahip olmasıyla birlikte etkileyici ve güçlü bir anlatım sergilemiştir.
• "Poetika" adlı yazısında, şiire dair kuramsal görüşlerini ifade etmiştir.
• "Sanat için sanat" anlayışını benimsemiştir.
• Halk şiiri geleneğinden beslenmiş, bu geleneği modern bir anlayışla yorumlamıştır.
• Şiirlerinde biçim kusursuzluğu göze çarpmaktadır.
• Dini duyarlılığı ve tasavvufi temaları yansıtan şiirleriyle tanınmaktadır.
Şiirinde İki Dönem
-
Dönem [1925-30]: Daha çok yalnızlık gibi bireysel konular.
-
Dönem [1934 ve sonrası]: Tasavvufi konular.
Eserleri
-
Reis Bey - tiyatro
-
Tohum - tiyatro
-
Bir Adam Yaratmak - tiyatro
-
Para - tiyatro
-
Sabır Taşı - tiyatro
-
Ben ve Ötesi - şiir
-
Çile - şiir
-
Kaldırımlar - şiir
-
Örümcek Ağı - şiir
-
Sonsuzluk Kervanı - şiir
-
Bâbıâli - anı
-
Yılanlı Kuyudan - anı
-
Aynadaki Yalan
-
Büyük Doğu - dergi
Cahit Sıtkı Tarancı
• "Ölüm şairi" olarak anılmaktadır.
• Şiirlerinde başlangıçta Fransız şiirinin, özellikle Baudelaire ve Verlaine'in etkisi, daha sonraları ise Türk halk şiiri geleneğinin izleri görülür.
• Sembolizm akımından etkilenmiş; hece ölçüsünü ve konuşma dilini başarıyla kullanmıştır.
• Ölüm ve yaşama sevinci, şiirlerinde öne çıkan temel temalardır.
• İnsanı sanatın merkezine almış, “İnsanoğlu dünyanın en zengin hazinesidir” sözüyle sanat anlayışını özetlemiştir.
• "Otuz Beş Yaş" adlı şiiriyle, Cumhuriyet Halk Partisi'nin düzenlediği şiir yarışmasında birincilik ödülüne layık görülmüştür.
• Redif, kafiye ve ahenk unsurlarına önem veren bir sanatçıdır.
• Yalın, akıcı ve ahenkli bir dil kullanmıştır.
• Şiirlerinde deyimlere ve tekerlemelere de yer vererek halk söyleyişini estetikle harmanlamıştır.
Eserleri
-
35 Yaş - şiir
-
Sonrası - şiir
-
Ömrümde Sükût - şiir
-
Düşten Güzel - şiir
-
Ziyaya Mektuplar - anı
Ahmet Hamdi Tanpınar
• Doğu ve Batı kültürlerini başarılı bir şekilde sentezleyen bir sanatçıdır.
• Zengin mecaz örgüsü ve soyut sözcüklerle kurulu cümle yapısı, üslubunun belirgin özellikleri arasındadır.
• Romanlarında ana tema, çoğunlukla geçmişe özlemdir.
• Roman, hikâye, deneme ve şiir türlerinde eserler kaleme alarak çok yönlü bir edebî kişilik sergilemiştir.
• Ahmet Haşim ve Yahya Kemal Beyatlı'yı örnek almış; şiir anlayışını bu iki önemli şairin çizgisinde geliştirmiştir.
• Şiirlerinde başlangıçta hece ölçüsünü, sonraları ise serbest ölçüyü tercih etmiştir.
• “Şiirde sustuğum şeyleri, roman ve hikâyede anlatırım.” sözü, sanat anlayışını yansıtan meşhur ifadelerindendir.
• Sembolizm akımının etkisinde kalmış; bu doğrultuda sade fakat derinlikli bir dil kullanmıştır.
• Şiirlerinde ahenk unsurlarına, özellikle musikiye ve ritme, büyük önem vermiştir.
• Şiir ve düzyazı dili arasında biçimsel ve içeriksel olarak büyük bir yakınlık kurmuştur.
• Şiirlerinde derin bir müzikalite hâkimdir.
• Baudelaire, Verlaine, Mallarmé ve Valéry gibi Fransız şairlerin etkisi açıkça hissedilir.
• Şair, profesör, romancı ve milletvekili kimlikleriyle çok yönlü bir entelektüel olarak edebiyatımızda yer edinmiştir.
• Sanatında geçmişe özlem, rüya, zaman, musiki ve ahenk gibi temalar öne çıkan anahtar kavramlardır.
Eserleri
-
Mahur Beste - roman
-
Saatleri ayarlama enstitüsü - roman
-
Sahnenin Dışındakiler - roman
-
Huzur - roman
-
Yaz Yağmuru - öykü
-
Abdullah Efendi'nin Rüyaları - öykü
-
Bursa'da Zaman - şiir
-
Edebiyat Üzerine Makaleler
-
19. Asır Türk Edebiyatı
Ahmet Muhip Dıranas
• Özgün imgeler kurma becerisi ve rahat, akıcı bir söyleyiş üslubunun belirleyici unsurları arasındadır.
• Sembolizm akımından etkilenmiş; şiirlerinde destansı bir anlatım tarzı geliştirmiştir.
• Umutsuzluk ve hüzün, sanatçının işlediği temalar arasında öne çıkmaktadır.
• Halk şiiri geleneğinden ustalıkla yararlanarak yerli bir duyarlılık oluşturmuştur.
• Hece ölçüsünü yumuşatarak, serbest şiir anlayışına geçişin zeminini hazırlamıştır.
• Halk şiiriyle Fransız şiir geleneğini başarılı bir şekilde sentezlemiştir.
• Şiirlerinde ses, söyleyiş, ölçü ve uyak unsurlarına büyük önem vererek ahenki ön planda tutmuştur.
• Aşk, doğa sevgisi ve yurt güzellikleri, şiirlerinde işlediği başlıca temalar arasındadır.
• Tiyatro türünde eserler kaleme alarak edebî çeşitliliğini ortaya koymuştur.
• Tevfik Fikret’in "Rübâb-ı Şikeste" adlı eserini sadeleştirerek geniş kitlelere ulaştırmıştır.
• Ses ve şekil mükemmelliği taşıyan şiirler kaleme alarak Türk şiirine estetik katkılar sunmuştur.
Eserleri
-
Olvido - şiir
-
Ağrı - şiir
-
Şiirler - şiir
-
Kar - şiir
-
Fahriye Abla - şiir
-
Serenat - şiir
-
O Böyle - tiyatro
-
İstemezdi - tiyatro
-
Gölgeler - tiyatro
Asaf Halet Çelebi
• Sezgiye dayalı şiir anlayışıyla tanınır; edebiyat literatüründe "sezgi şairi" olarak anılır.
• Mevlevilik üzerine çalışmaları ve bu gelenekten beslenen eserleri bulunmaktadır.
• Şiirlerinde içsel bir musiki hâkimdir; dizeleri ritmik ve ahenkli bir yapıya sahiptir.
• Dinî motifler, masalsı unsurlar, rüya imgeleri ve hayal dünyasına ait semboller, şiirlerinin temel kaynaklarını oluşturur.
• Şiirlerinin anlam katmanlarına ulaşmak için kullandığı sözcüklerin çağrışımsal anlam zenginliğini dikkate almak gerekir.
Şiirde Üç Dönem
-
Dönem: Divan edebiyatı tarzında gazaller.
-
Dönem: Garip Akımı etkisi.
-
Dönem: İslam tasavvufu ve Hint mistisizmi.
Eserleri
-
On Mani Padme Hum - şiir
-
He - şiir
-
Lamelif - şiir
Serbest Nazım ve Toplumcu Şiir Özellikleri
• Şiirlerinde hitabet (söylev) üslubu dikkat çeker; okuyucuyu doğrudan muhatap alır.
• Toplumsal sorunlara duyarlılık esastır; bireysel meselelerden ziyade toplumcu bir anlayış benimsenmiştir.
• Eserlerinde, kitleleri bilinçlendirme ve harekete geçirme amacı açıkça hissedilir.
• Dil, şiirlerde işlevsel olarak harekete geçirici bir araç olarak kullanılır.
• Şiirler, tezli bir yapıya sahiptir; her şiirde savunulan belirli bir düşünce yahut dünya görüşü öne çıkar.
• Marksist ve materyalist düşünce sistemlerinden etkilenmiş; bu doğrultuda şiirlerinde ideolojik bir temellendirme de yer almaktadır.
Sanatçıları
Nazım Hikmet Ran
• Etkileyici bir anlatım tarzına sahip olmakla birlikte, hitabete yaslanan (söylevsel) şiir örnekleri de kaleme almıştır.
• Eserlerinde Fütürizm (gelecekçilik) akımının ve makineleşme özleminin etkileri açıkça hissedilir.
• Kapsamlı, uzun soluklu şiirler yazmıştır; bu şiirlerde yapı ve tema arasında tutarlı bir derinlik görülür.
• Canlı, akıcı ve dinamik bir dil kullanımı dikkat çeker.
• Özgün ve yenilikçi dize kuruluşlarıyla geleneksel şiir kalıplarının dışına çıkmıştır.
• Büyük ve küçük harf kullanımındaki biçimsel oynamalar, şiirlerinde dikkat çeken bir görsel estetik unsurudur.
• Şiirlerinde satır uzunlukları arasında ritmik dalgalanmalar yer alır; bu durum hem görsel hem de işitsel bir ahenk oluşturur.
• Bazı harflerin art arda ve sıkça tekrarlanması, ses etkisini artırmaya yönelik bilinçli bir tekniktir.
• Genel olarak, sanat anlayışında “sanat toplum içindir” ilkesi belirgin biçimde hâkimdir.
Eserleri
-
Saat 21, 22 Şiirleri - şiir
-
Sesini Kaybeden Şehir - şiir
-
Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin - şiir
-
Kurtuluş Savaşı Destanı - şiir
-
Benerci Kendini Niçin Öldürdü - şiir
-
Taranta Babuya Mektuplar - şiir
-
Jakond ile Siyau - şiir
-
835 Satır-şiir
-
Memleketimden İnsan Manzaraları-şiir
-
Gece Gelen Telgraf-şiir
-
Kafatası-tiyatro
-
Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim-roman
-
Kan Konuşmaz-roman
Ahmet Arif
• Kaleme aldığı şiirlerde ritim duygusu ve zengin imge dünyası ön plandadır.
• Marksist dünya görüşü, şiirlerinin temel düşünsel zeminini oluşturur.
• Halk edebiyatı, ağıt geleneği, türkü formu ve anonim masallar, şiirlerini besleyen başlıca kaynaklar arasındadır.
• Eserlerinde Anadolu insanının yaşamı, duyguları ve gerçekliği derinlemesine işlenmiştir.
• Leyla Erbil’e yazdığı mektuplar, daha sonra "Leylim Ley" adıyla yayımlanarak edebiyat kamuoyuna sunulmuştur.
Eserleri
-
Hasretinden Prangalar Eskittim - şiir
Ceyhun Atuf Kansu
• Asıl mesleği hekimliktir.
• Eserlerinde, Anadolu’nun yerel dokusu, toplumsal sıkıntıları, hasta çocukların dramı ve mutsuz bireylerin iç dünyası ön plana çıkar.
• Şiir yolculuğu, başlangıçta Halk şiiri geleneği etkisinde başlasa da zamanla serbest şiir anlayışına yönelmiştir.
• Şiirlerinin beslendiği temel değerler arasında hoşgörü, insan sevgisi, ulusal bağımsızlık ideali ve doğa duyarlılığı yer alır.
• "Bağımsızlık Gülü" adlı eseriyle Yeditepe Şiir Armağanı’na layık görülmüştür.
• Türk edebiyatında çocukların acıları, onun şiirleriyle sembolik bir nitelik kazanmıştır.
Eserleri
-
Çocuklar Gemisi
-
Bağımsızlık Gülü
-
Bağbozumu Sofrası
-
Yurdumdan
-
Bir Çocuk Bahçesinde
-
Sakarya Meydan Muharebesi
-
Buğday Kadın Gül ve Gökyüzü
Arif Damar
• Şiirlerinde biçim kaygısı ön plandadır; bu doğrultuda imge kullanımına özel bir önem vermiştir.
• Dil ve üslup konusunda son derece titiz ve özenlidir.
• Toplumcu gerçekçi bir anlayışa sahip olmakla birlikte, bireysel duygulara da eserlerinde yer vermeyi ihmal etmemiştir.
• “İstanbul Bulutu” adlı eseriyle 1958 Yeditepe Şiir Ödülü’nü kazanmıştır.
Eserleri
-
İstanbul Bulutu
-
Kedi Aklı
-
Alıcı Kuş
-
Saat 8'i Geç vurdu
-
Ay Ayakta Değildi
-
Seslerin Ayak Sesleri
Ercüment Behzat Lav
• Fütürizm ve Dadaizm başta olmak üzere, öncü ve deneysel şiir anlayışlarıyla şekillenen bir şairdir.
• Şiirde deneysel yaklaşımları benimsemiş; farklı sanat ve edebiyat akımlarını (örneğin sürrealizm, fütürizm ve kübizm) denemekten çekinmemiştir.
• Ölçü ve uyağa dayalı geleneksel şiir biçimlerine karşı çıkarak, özgür ve bireysel bir şiir anlayışını savunmuştur.
• Türk şiirine ironiyi kazandıran ilk isim olarak değerlendirilir.
Eserleri
-
S,O,S
-
Üç Anadolu
-
Açıl Kilidin Açıl
Gülten Akın
• Destan, ağıt, türkü ve ilahi gibi geleneksel nazım ve söyleyiş biçimlerinden etkili bir biçimde yararlanmıştır.
• Kısa tiyatro metinleri de kaleme alarak sahne edebiyatına katkı sunmuştur.
• Sanatının ilk dönemlerinde bireysel temalar öne çıkarken, 1979 sonrası şiirlerinde toplumsal yönelim belirginleşmiştir.
• Halk şiiri geleneğini çağdaş bir bakışla sürdürmüş; Nazım Hikmet’in şiirsel çizgisini takip etmiştir.
Eserleri
-
İlahiler
-
Deli Kızın Türküsü
-
Kestim Kara Saçlarımı
-
Seyran Destanı
-
Rüzgar Saati
-
Sığda
-
Kırmızı Karanfil
-
Uzak Bir Kıyıda
-
Ağıtlar ve Türküler
Kemal Özer
• Varlık dergisinin yayın yönetmenliğini üstlenerek Türk edebiyatının gelişiminde etkin bir rol oynamıştır.
• “Bir Adı Gurbet” adlı eseriyle Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü’ne layık görülmüştür.
• Şiir Sanatı ve Yeni A dergilerinin kurucuları arasında yer alarak edebî düşünceye kurumsal katkılar sunmuştur.
• Sanat yaşamının ilk dönemlerinde İkinci Yeni etkisi görülürken, zamanla toplumsal sorunlara yönelen bir anlayış benimsemiştir.
Eserleri
-
Kavganın Yüreği
-
Ölü Bir Yaz
-
Yaşadığımız günlerin şiiri
-
Tutsak Kan
-
Sınırlamıyor Sevda Beni
-
Bir Adı Gurbet
-
Gül Yordamı
Hasan Hüseyin Korkmazgil
• “Kavel” adlı eseriyle Yeditepe Şiir Ödülü’nü kazanmıştır.
• "Kızıl Kuğu" adlı yapıtıyla TRT Başarı Ödülü’ne layık görülmüştür.
• Şiirlerinde yaşam sevgisi, doğa tutkusu, barışçıl ve özgür bir yaşam arzusu ile bağımsızlık temalarına sıklıkla yer vermektedir.
• Marksist şiir anlayışını benimsemiştir.
• Toplumcu gerçekçi bir şair olarak tanınmaktadır.
• Aynı zamanda mizahi öyküler kaleme almıştır.
Eserleri
-
Ağlasın Ay Şafağı
-
Temmuz Bildirisi
-
Acıyı Bal Eyledik
-
Oğlak
-
Kızıl Kuğu
-
Kızıl Irmak
-
Kavel
Şükran Yurdakul
• Hem şairlik hem de edebiyat tarihçiliği yapmıştır.
• Sanat yaşamının ilk dönemlerinde bireysel temalara yer verirken, ilerleyen süreçte toplumsal konulara yönelmiştir.
• Eserlerinde ulusal kurtuluş ve sömürü karşıtı temalar dikkat çeker.
• Kalabalıklara hitap eden bir söyleyiş ve güçlü bir retorik yapısı göze çarpar.
• "Bir Yürekten Bir Yaşamdan" adlı yapıtıyla Nevzat Üstün Şiir Ödülü’nü kazanmıştır.
Eserleri
-
Tomurcuk
-
Giderayak
-
Bir Yürekten Bir Yaşamdan
-
Acılar Dönemi
-
Nice Kaygılardan Sonra
-
Ökselerin Yöresi
Hasan İzzettin Dinamo
• Şiir hayatının başlangıcında hece ölçüsü ile eserler vermiş, daha sonraki dönemlerde ise serbest ölçü ile yazmaya yönelmiştir.
• İlk dönem şiirlerinde Faruk Nafiz Çamlıbel’in, sonraki eserlerinde ise Nazım Hikmet’in etkisi belirgin şekilde hissedilmektedir.
• Marksist dünya görüşü doğrultusunda şiirler kaleme almıştır.
• Kutsal Barış adlı romanıyla Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazanmıştır.
Eserleri
-
Özgürlük Türküsü
-
Karacaahmet Senfonisi
-
Kavga Şiirleri
-
Sürgün Şiirleri
-
Deniz Feneri
-
Nazımdan Meltemler
-
Adsız Kitap
-
Kutsal İsyan
-
Kutsal Barış