MİLLÎ EDEBİYAT DÖNEMİ ESER ÖZETLERİ
ACIMAK (1928)
Eserin Yazarı: Reşat Nuri Güntekin.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Zehra, Mürşit Efendi...
Eserin Özellikleri: İç içe geçmiş iki olay zinciri ile roman, kişisel değişimleri konu alması bakımından Zehra'nın, hatıra defterindeki maceralar bakımından da Mürşit Efendi'nin romanıdır. Çocukluğundan itibaren Mürşit Efendi'yi kötü bir insan olarak tanıyan Zehra, hoşgörüsüz, katı kalpli, disiplinli bir öğretmendir. Zehra'nın babası Mürşit Efendi ise okulunu bitirdikten sonra idealist bir memur olarak Anadolu'ya gitmiş, Anadolu'nun memurları bekleyen çürümüşlüğü içerisinde kaybolmuştur. Kötü bir evlilik yapmış, çok istemesine rağmen çocuklarıyla gereği kadar ilgilenememiştir. Yani kendi iradesi dışında yaşayan bir insan durumuna gelmiştir. İşte bu pişmanlıklar, çaresizliklerle dolu hatıra defteri, ölümünden sonra kızı Zehra'nın eline geçer. Böylece Zehra'nın dış dünya ile ilişkisi de yeniden şekillenir.
Eserin Özeti: [İlkokul öğretmeni Zehra görevine bağlı, ama duygusuz ve katı bir genç kadın görünümündedir. Bir memur olan babası Mürşit Efendi'nin çok hasta olduğu haberini "Benim babam yok!" diye yanıtlarsa da içten bir üzüntü, onun izin alıp İstanbul'a gelmesini önleyemez. Babası ölmüştür; Zehra yaşlı adamın bıraktığı anı defterini bir gece sabaha kadar okur ve annesinin yanlış davranışları yüzünden babasının kendini içkiye verdiğini, yuvanın bu nedenle yıkıldığını, babasının bunun için onu öğretmen okuluna vererek evden uzaklaştırmış olduğunu öğrenir. Şimdi Zehra iç yüzünü bilmeden düşman olduğu babasının acılarını anlamış, benimsemiş, acımayı ve bağışlamayı öğrenmiştir.]
ANKARA (1934)
Eserin Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Selma Hanım, Binbaşı Hakkı, Nazif Bey, Neşet Bey...
Eserin Özellikleri: Ankara'nın üç farklı dönemini ve bu dönemlerin Ankara'ya yansımalarını ele alır. Roman, Selma Hanım'ın hayatı, evlilikleri ve insan ilişkileri çerçevesinde Cumhuriyet'in başkenti Ankara'dan kesitler sunar. Ankara'nın anlatılan üç dönemi şunlardır: a) Millî Mücadele Dönemi'ndeki Ankara, b) Zaferden hemen sonraki Ankara, c) Cumhuriyet'in ilanından 20 yıl sonraki Ankara. Nazif Bey, Binbaşı Hakkı, Neşet Sabit romanın kahramanlarıdır.
Eserin Özeti: [Üç ayrı bölümden meydana gelen eserin birinci bölümünde Milli Mücadele yıllarının heyecanlı, ateşli, olaylara gebe Ankara'sını buluruz. İstanbul'dan gelen Selma Hanım, önceleri Milli Mücadele ruhunu kavrayamaz, halkın ilkel yaşamından nefret eder, ama zamanla heyecanlı havaya kapılır. Bunda kocası Nazif Bey'in katkısı vardır. Ancak Nazif Bey, Sakarya mücadelesinden ürkerek kaçmanın yollarını arar. Selma Hanım, Ankara'da tanıdığı Binbaşı Hakkı Bey'le birleşerek mücadelesini sürdürür, yaralılara bakmak üzere hastanede çalışır. Çok geçmeden Sakarya kıyılarından ilk zafer haberleri gelir. İkinci bölüm, Cumhuriyet yıllarının Ankara'sıdır. Binbaşı Hakkı Bey'le Selma Hanım evlenmişler, yeni ortamın yarattığı bir insan olan Hakkı Bey, askerlikten ayrılarak bir şirketin idare meclisine başkan seçilmiştir. Selma Hanım lüksten, ihtişamdan kurulu bir hayatın içine düşmüştür, mutsuzdur. Devrimler, özlemler, halkın geleceğine ait tasarılar, arka arkaya iflas etmektedir. Bu kargaşalıkta Cumhuriyet ruhu, ilk aydın gençlerini yetiştirir. Yazar Neşet Sabit bunlardan biridir. Selma Hanım üçüncü evliliğini Neşet Sabit'le yapar ve sınırsız bir mutluluğa kavuşur.]
Ashab-ı Kehfimiz
Ömer Seyfettin'in roman türündeki eseri. Yazar, bu eserine "içtimai roman" yani "sosyal roman" adını vermiştir.
ATEŞTEN GÖMLEK (1922)
Eserin Yazarı: Halide Edip Adıvar.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Ayşe, Peyami, Binbaşı İhsan, Kezban, Mehmet Çavuş...
Eserin Özellikleri: Yakup Kadri tarafından bulunan "ateşten gömlek" adı çok anlamlıdır. Bu ateşten gömlek bütün milleti bürümüş olan var olma savaşını ifade ettiği gibi roman şahıslarının her birinin ayrı ayrı büründükleri aşk ve kıskançlık duygularının ateşten gömleğini de anlatır. Kurtuluş Savaşı'nın destanı niteliğinde olan roman Kurtuluş Savaşı'nı ele alan ilk romandır. İzmir'in işgalinden sonra İstanbul'a gelen Ayşe ve İzmir uğruna mücadele için onun çevresinde kenetlenen gençlerin heyecanları ve etkinlikleri hikâyeleştirmiştir. Halide Edip, Milli Mücadele'nin doğuşunu ve kurtuluşu sembol niteliğindeki Ayşe'nin ve Peyami'nin yaşadıkları çevresinde anlamaktadır. Eser, 1923'te filme çekilmiş, 1924'te bizzat yazan tarafından İngilizceye çevrilmiştir. Romanın hemen hemen tamamı Peyami'nin hatıra defterinden ibarettir.
Eserin Özeti: [Peyami, Ankara'da Cebeci Hastanesinde yatarken, 4 Teşrinisani ile 17 Kânunu evvel tarihleri arasında, kırk üç gün zarfında hatırladıklarını bir deftere yazmıştır. Bunun dışında yine Peyami'nin ağzından İhsan ile Cemal'i hatırlayan on bir sayfalık bir bölüm ile Peyami öldükten sonra onun encamını bildiren tek sayfalık bir "hatime" bölümü vardır. İzmir'in işgali sırasında kocası ve oğlu Yunanlılar tarafından öldürülen Ayşe, bir İtalyan ailenin yanına sığınır, sonra da onların yardımıyla İstanbul'a -akrabaları- Peyami'nin annesinin evine gelir. Hariciye Kalemi'nde memur olan Peyami de bu evde kalmaktadır. Bir müddet sonra Gedikpaşa'da başka bir eve, kendi evine taşınır. Protesto mitingleri yapılmaktadır. İstanbul'da birbirinden farklı çevrelerde bir mücadele arzusu uyanmıştır. Tam bu günlerde, İstanbul, İngilizler tarafından işgal edilir. İşgalciler, kendilerine muhalif olanların ileri gelenlerini sürgüne göndermeye başlar. Ayşe'nin evi aranır. Ayşe, İstanbullu gençlerin gözünde İzmir'in ve kurtuluşun sembolüdür. Peyami ve arkadaşı İhsan, Ayşe ile birlikte Kuvayımilliye'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçerler. Peyami ile İhsan, hastabakıcılık yapan Ayşe'yi içten içe sevmektedirler. Önce Adapazarı, Geyve civarında Halife ordusuyla çarpışırlar. Çeteler de birbiriyle kavga etmektedir. Kimi padişah taraftan, kimi Kuvayımilliye'yi benimsemiştir. Bu arada Mehmet Çavuş aralarına katılır. Peyami de artık bir işe yaramak ve Ayşe'nin gözünde değer kazanmak için savaşa fiilen katılmak ister ve Mehmet Çavuş'tan silah kullanmayı öğrenir. Doğançay'dan sonra Eskişehir'e giderler. Kezban da arkalarından; daha doğrusu İhsan'ın arkasından, Kezban, İhsan'ı; Mehmet Çavuş da Kezban'ı sevmektedir. Mehmet Çavuş, Peyami'yi yaralamak pahasına Kezban'ı kaçırır. Bu arada İhsan ve Peyami Konya isyanını bastırmakla görevlendirilirler. Mehmet Çavuş artık karşı cephededir ve onun hazırladığı bir pusuya düşerler. İhsan, Kezban'ın yardımıyla pusudan kurtulur, Mehmet Çavuş yakalanıp asılır ve Kezban kayıplara karışır. Peyami Ankara'ya tayin edilir; İhsan alay kumandanı olur. Birinci ve İkinci İnönü Savaşları kazanılır. Sakarya Savaşı başlar. Peyami, tekrar cepheye döner ve bir top mermisiyle bacaklarını kaybeder. İhsan ile Ayşe de vurulurlar. Bir çadırda yan yana iki sedyede yatmaktadırlar. Onların bir köyün küçük ve sessiz mezarlığına yan yana gömerler. Peyami "İşte İzmir'i aldınız, İzmir'e girdiniz!" diye düşünür. Cemal de şehit düşer. Romanın sonuna eklenen bir nottan, Peyami'nin Ankara Cebeci Hastanesinde, kafasındaki kurşun çıkarılırken vefat ettiğini öğreniriz.]
BİR KADIN DÜŞMANI (1927)
Eserin Yazarı: Reşat Nuri Güntekin.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Ziya, Sara...
Eserin Özellikleri-Konusu: Mektup tarzında düzenlenmiş bir romandır. Çirkinliğini başka yetenekleriyle örtmeye çalışan Homongolos lakaplı Ziya ile şımarık ve hoppa bir kız olan Sara arasındaki imkânsız aşk ilişkisi vardır. Aşkın imkânsızlığı, fiziksel görünüş ve yaşama tarzı farklılığından kaynaklanır.
BİR SÜRGÜN (1937)
Eserin Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Doktor Hikmet...
Eserin Özellikleri: II. Abdülhamit'in baskıcı yönetiminden kaçmak için Fransa'ya kaçan Jön Türkleri ele almıştır. Romanın odaklandığı kişi, sürgüne gön-derildiği İzmir'den gemiyle Fransa'ya kaçan Doktor Hikmet'tir. Meşrutiyet'in gelişmesinde önemli payları olan Jön Türkler ve onların Paris'teki yaşayışları romanın konusudur. Romanın merkezinde yer alan Doktor Hikmet, eser boyunca mutsuz ve huzursuz bir ruh haliyle karşımıza çıkar. Ondaki huzursuzluğun sebebi Tanzimat'la birlikte ortaya çıkan modernleşmedir. Meşrutiyet döneminin örnek aydın tipi görünümündeki Doktor Hikmet, roman boyunca çekingen, bunalımlı, eyleme dönüşecek davranışlar sergilemekten kaçınmayan bir özellikte karşımıza çıkar. Paris'te de bu tutumunu değiştirmez.
Eserin Özeti: [Konusu ülke dışında geçen, sayısı az Türk romanlarından biri olan Bir Sürgün, Jön Türk eğilimli Dr. Hikmet'in İzmir'den Fransa'ya kaçışıyla başlar. II. Abdülhamid'in istibdadından bunalmış Dr. Hikmet, İstanbullu bir ailenin, iyi yetiştirilmiş. yaşama acemisi çocuğudur. Babasının "Sultan Murad mensubu" olması, Dr. Hikmet'i de, yetişme yıllarında "göz hapsi içinde" yaşamaya zorlamıştır. Özgürlük arayışındaki genç adam, Fransız edebiyatının seçkin eserlerini okumuş ve şimdi yaşamaya başladığı Paris'i yalnızca bu kitaplardan tanımıştır. Hayranlık duyduğu Batı uygarlığı, Paris'te ona karanlık yüzünü de göstermekte gecikmeyecektir. Dr. Hikmet Jön Türklerle pek ilişki kuramadığı gibi Fransızlarla da herhangi bir yakınlık kuramamakta, XIX. yüzyıl sonunun yükselişli düşüşlü Paris'inde, cebindeki paranın hesabını yapa yapa neredeyse kimsesiz günler geçirmektedir. Gerçi Türklerden Ragıp Bey gibi, Fransızlardan ünsüz şair Jean Lalaliere gibi görüştüğü kişiler vardır ama dönüp dolaşıp geldiği yerler, ıssız otel odalarıdır. Dr. Hikmet'i Paris günlerinde Batı uygarlığını, terk ettiği Osmanlı uygarlığıyla kıyaslamak zorunda kalışıyla izleriz. İstanbul özlemi ağır ağır bastıracak, okumak, öğrenmek, özgür olmak tutkusuyla Paris'e gelmiş Dr. Hikmet büyük bir ruh yangınında kavrulup gidecektir. "Manevi ızdıraba" verem de eşlik edince, sürgünde ölür; "cesedi toprak parası bulunup verilemediğinden Paris'in umumi kabirlerinden birine" gömülür.]
BUGÜNÜN SARAYLISI
Eserin Yazarı: Refik Halit Karay.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Ata Efendi, Ayşen, Rüstem, Atıf, Rüveyha Paşa...
Eserin Özeti: [Ata Efendi'nin teyzeoğlu kızı Ayşen, Düzce'den İstanbul'a, Ata Efendi ailesinin yanına gelir. İstanbul'un alçakgönüllü bir semtinde, eski törelere bağlı bir hayat süren aile, kendisi zor geçinmekteyken, bir de Ayşen'e bakmak durumunda kaldığı için başlangıçta huzursuzluk duyar. Ne var ki Ayşen'in babası Yaşar hali vakti yerinde adamdır ve "uzak yerlerde" ticaretle uğraşmaktadır. Gelen hediyeler arasında gönderilen paralar, Ayşen'i çok geçmeden ailenin gözbebeği haline getirir. Florya Plajı'ndaki bir gezinti sırasında zengin ve "hükümet yardakçısı" Sedef inciler ailesinin oğlu Rüstem, Ayşen'in güzelliğine tutulur. Kasabalı genç kız bir yandan törel değerlerini korumakta, bir yandan da hızla İstanbul'un modern hayatına ayak uydurmaktadır. Yaşlı başlı Ata Efendi, damadı Atıf'ın çapkınlığından korkmuşken, pek de bilincinde olmaksızın Ayşen'e tutulur ve onu herkesten kıskanmaya başlar. Bununla birlikte bu tutku, bütünüyle duygusal bağlamdadır.
ÇALIKUŞU (1922)
Eserin Yazarı: Reşat Nuri Güntekin.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Feride, Kamuran, Doktor Hayrullah Bey...
Eserin Özellikleri: İlkin "İstanbul Kızı" adıyla dört perdelik oyun olarak yazdığı ama bazı sahnelerin Anadolu'da geçmesi sebebiyle romana çevirdiği Çalıkuşu, memleket edebiyatı çerçevesinde ele alınabilecek bir romandır. Yazarın en ünlü romanıdır. Asıl konusu Feride ile Kamuran arasındaki romantik bir aşk hikâyesi olan romanda İstanbullu genç bir öğretmen olan Feride'nin Anadolu'nun değişik yerlerinde öğretmenlik yaparken yaşadıklarını ve Anadolu'nun bakımsızlığını, gerilik ve yoksulluğunu, halkın boş inanışlara bağlığını da anlatmıştır. Romanın merkezine Anadolu'da yaşamayı seçen idealist, aydın Türk kadınını yerleştirmiştir. Yazar, Cumhuriyet aydınına Anadolu'nun kapısını Feride öğretmenin kişiliğinde açmıştır. Çalıkuşu, hem "karakter romanı" hem de "tip romanı" niteliği taşır.
Eserin Özeti: [Feride, bir subayın kızıdır. Küçük yaşta anası babası ölür. Teyzesinin korumasıyla, "Notre Dame de Sion" Fransız yatılı okulunda okur. Çok haşarı olduğu için, okulda ona "Çalıkuşu" adını takarlar. Yaz tatillerini teyzesinin Kozyatağı'ndaki köşkünde geçirir. Teyzesinin oğlu Kamuran, yakışıklı, sarışın bir delikanlıdır. Zamanla birbirlerini sever, nişanlanırlar. Feride, düğün günü, çarşaflı bir kadının getirdiği mektuptan, Kamuran'ın İsviçre'de iken Münevver adında hasta bir kızla ilişkisi olduğunu, ona evlenme vaadinde bulunduğunu öğrenir. Her şeyi yüzüstü bırakıp kaçar. Öğretmenlikle, Anadolu'nun Zeyniler köyü, Bursa, Çanakkale, İzmir, Kuşadası gibi çeşitli köy, kasaba ve şehirlerinde dolaşır. Güzelliği başına dert açar, her gittiği yerde karşısına bir erkek çıkar, dedikodular olur; Bursa'da bir musiki öğretmeni, Çanakkale'de bir kurmaysubay vb... Zeyniler köyünde iken tanıştığı ihtiyar Doktor Hayrullah Bey'le Kuşadası'nda ikinci kez karşılaşır. Babacan bir adam olan Hayrullah Bey, Feride'yi kızı gibi korur; halkın dedikodusu üzerine, dış görünüşü kurtarmak için, onunla kâğıt üzerinde evlenir, fakat aralarındaki ilişki bir baba kız ilişkisidir. Feride, öğretmenliğe başlayınca bir "günlük" tutmuş, bütün bu maceralı hayatı defterine günü gününe yazmıştır. Hayrullah Bey bu defteri bulur, okur ve saklar. Hastalanınca, Feride'ye, kendisinin ölümünden sonra ara sıra teyzesinin yanına gitmesini ve verdiği kapalı bir zarfı Kamuran'a teslim etmesini vasiyet eder. Hayrullah Bey'in ölümünden sonra, Feride vasiyeti yerine getirir, kısa bir süre için teyzesinin yanına gider, zarfı Kamuran'a verir. Zarfın içinde, Hayrullah Bey'in bir mektubu ile Feride'nin "günlük"ü vardır. Hayrullah Bey, Kamuran'a yazdığı mektupta Feride'yi bir daha bırakmamasını salık vermektedir. Kamuran mektubu ve defteri gece sabaha kadar okur, her şeyi öğrenir, ertesi gün yola çıkacak olan Feride'yi bir daha bırakmaz, evlenirler.]
DAMGA (1924)
Eserin Yazarı: Reşat Nuri Güntekin.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: İffet, Vedia...
Eserin Konusu: Çocukluğunda dinlediği bir masalın büyüsüyle aşkı, sevilen uğruna fedakârlık yapmak olarak öğrenen ve masalın unsurlarını bir fırsat bulunca kendi hayatında da tatbik ederek hayatını "bir vehme kurban" eden İffet'in macerasıdır.
Eserin Özeti: [İffet, II. Abdülhamit devri paşalarından birinin oğludur, 1908 Meşrutiyeti'nde sürülen babasıyla Midilli'ye gider, iki yıl sonra da babası orada ölünce İstanbul'a döner, yirmi yaşındadır, hukuk öğrenimi yapmaya başlar. Bebek taraflarında çocuklarına ders verdiği Cemil Kerim Bey'in karısı Vedia, İffet'i sever, İffet de Vedia'ya tutkundur. Cemil Bey'in köşkte olmadığı geceler buluşmaktadırlar. Bir gece yakalanınca, Vedia aralarındaki sırrı açığa vurmamak için hırsızlığa geldiğini söyler, mahkemeye verilir, altı ay hüküm giyer. Hapisten çıkınca alnındaki hırsızlık damgası yüzünden işsiz kalır, türlü vesilelerle hırsızlığı yüzüne vurulur. Çengelköy'deki baba köşkünün mahkemesi bitmiştir; eline geçen parayla İffet, sessiz bir yerde bir ev satın alır. Bir gün karşılaştığı Vedia, ona kocasından ayrıldığını söyler. İffet, şimdi evlenebileceklerini hatırlatınca, Vedia damgalı biriyle evlenmenin çirkin dedikodulara yol açacağını öne sürer, teklifi reddeder. Roman, fedakârlığa boş yere katlanmış olan İffet'in "Hayatımı bir vehme kurban etmişim!" itirafıyla biter.]
DEĞİRMEN (1946)
Eserin Yazarı: Reşat Nuri Güntekin.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri: Savaş yıllarında deprem felaketi yaşamış bir Anadolu kasabasının dış dünyaya kapalı hayatından çarpıcı ve ibret verici sahnelerin sunulduğu bir romandır. Eser, Sarıpınar 1914 adıyla Turgut Özakman tarafından tiyatroya da aktarılmıştır.
Eserin Özeti: [Eserde olay, I. Dünya Savaşı yıllarında Sarıpınar kasabasında geçer. Burası birçok benzeri gibi kendi kaderine terk edilmiş bir Anadolu kasabasıdır. Kaymakam Halil Hilmi Efendi'nin başkanlığında düzenlenen işret gecesinde harap konak çöker. Zelzele korkusu panik yaratır. Kaymakam yaralıdır. İstanbul gazeteleri kazayı büyük bir facia olarak takdim ederler. Olaya sırasıyla devlet büyükleri karışırlar: Mutasarrıf, vali, dâhiliye vekili. Sonunda milletlerarası taziyet sebebi olunca Şehzade Şemsettin de kasabayı ziyaret eder. Harap binalar yıktırılır. Kasabalıların da gayretiyle istenen sonuç yaratılır. Güç şartlarda görev yapan Halil Hilmi, İstanbul tarafından Osmanî nişanıyla taltif olunur.]
DUDAKTAN KALBE (1925)
Eserin Yazarı: Reşat Nuri Güntekin.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Lamia, Kenan, Prenses Cavidan, Şemi Dede, Doktor Vedat...
Eserin Özellikleri: Lamia ile Kenan'ın yaşadıkları çevresinde aşk ve şehvet duygusu arasındaki ince çizgi ele alınmıştır.
Eserin Özeti: [Çocukluğu, toplumsal ve ruhsal nedenlerle ezik geçmiş Kenan, huzur ve umudu bir tekkede, müzikle baş başa kaldığı zamanlarda bulmuştur. Babasız Kenan, annesi ve kız kardeşiyle oradan oraya giderken, Bozyaka'da Neyzen Şemi Dede'yle tanışır, yaradılışının bir yanını onun gönül eğitimine borçlanır. Şemi Dede'nin de yüreklendirmesiyle kemanda ilerleyen Kenan. İstanbul'da mühendislik mektebini bitirir. Fakat mühendislikte aradığını bulamayacak, konservatuara devam etmek üzere Paris'e gidecektir. Genç adam besteleri ve yorumlarıyla Paris'te ünlenir. Yurda dönmeden bu ün İstanbul ve çevresinde de büyük ilgi uyandırmıştır. Sanatkâr kimliğiyle Bozyaka'ya gelen Kenan, burada Mısırlı Prens Vefik Paşa'nın kızı Prenses Cavidan'la tanışır. Ezik, küskün günlerini çoktan unutmuş, şimdi saygın ve kaprisli Kenan, Prenses Cavidan'la evliliğinin bir başka ün yatırımı olacağı düşüncesindedir. Ne var ki, melankolik atmosferli Bozyaka'da, dayısının evinde tanıdığı, öksüz ve yetim, içine kapanık Lamia, Kenan'ın Şemi Dede'den kalma öteki benliğini bir süre uyandıracak; genç adam Lamia'yla gönül ilişkisine girecektir. Baştan çıkardığı Lamia'yı geleceği için yıkım sayan Kenan, ünün ve sanatın esrikliği içinde genç kızı bırakıp Cavidan'la evlenir, genç kız sevilmediğini hissettiği için Kenan'dan ayrılmış, uzaklaşıp gitmiştir. Çaresiz Lamia, Kenan'dan olan çocuğunu Kütahya'da, başka bir akraba evinde doğuracak, hayatın sayısız yıkıcılığına, kızı Mebrure'yle göğüs germeye çalışacaktır. Bir zamanlar sevdiği Kenan, mūzikli geceler yaşadığı acıların başlıca sebebidir. Bir melodram havası içinde, birbiri ardına sökün eden talihsizlikler, Lamia'yı sonunda cinayet işlemeye kadar götürür. Mahkemede kendini savunmak zorunda kaldığını kanıtlayan Lamia beraat eder, yaşlı bir binbaşıyla evlenir. Binbaşının siyasi sürgün akrabası Doktor Vedat, Lamia'ya çok geçmeden aşık olur. İkisi hakkında dedikodular çıkar. Genç kadın bir kez daha evini bırakıp, binbaşıdan ayrılarak İstanbul'a gelir. Burada Vedat'ın eski arkadaşı Kenan'la karşılaşacaktır. Prenses Cavidan'la evliliği mutsuz geçmiş Kenan, müzikte de başlangıçtaki başarısını sürdürememiş, gitgide yalnızlığına çekilerek, uzak hatıralarla, özellikle Lamia'nın hatırasıyla yaşamaya koyulmuştur. Şimdi Şemi Dede'nin gönül eğitimi bir kez daha etkinlik kurmaktadır. Lamia umut, ülkü ve gaye olup çıkmıştır. Kenan, Doktor Vedat'ın muayenehanesinde karşılaştığı Lamia'yı yine sanatıyla büyülemek ister. Ama genç kadın acı dolu hayatından artık sıyrılmıştır. Kenan'ı değil, Doktor Vedat'ı tercih eder. Yaradılışını bir zamanlar ün, mevki ve itibara adamış Kenan, gönül sıtması içinde intihar eder.]
"Genç Kalemler" Dergisi
Millî Edebiyat Akımı'nın ilk yayın organı Genç Kalemler dergisinde "Yeni Lisan" makalesinin yayımlanmasıyla Millî Edebiyat Dönemi başlamıştır. "Millî edebiyat" ismi ilk kez Genç Kalemler dergisinde kullanılmıştır. Genç Kalemler dergisi II. Meşrutiyet'in ilan edildiği, basından sansürün kaldırıldığı, serbest bir ortamda Selanik'te 8 sayı çıkan "Hüsün ve Şiir" adlı derginin devamıdır. "Hüsün ve Şiir" sekizinci sayıdan sonra Genç Kalemler olarak değiştirilmiştir. 1911'de Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin'in Selanik'te çıkarmaya başladığı Genç Kalemler dergisinde dil ve edebiyat sorunları ve "Sade Türkçe" ilk kez milli bir dava olarak Genç Kalemler dergisinde ele alınmıştır.
Gizli El
Reşat Nuri Güntekin'in roman türündeki eseri (1924). Savaş yıllarının vurgunculuğunu ele alır.
GÖNÜL HANIM
Eserin Yazarı: Ahmet Hikmet Müftüoğlu.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Mehmet Tolun Bey, Gönül Hanım, Bahadır Ali.
Eserin Özellikleri-Konusu: Yazarın tek romanıdır. Turancılık düşüncesini savunan tezli bir roman olan eser, Türk coğrafyasının farklı taraflarında yaşayan kahramanlarını bir araya getirerek onları Orhun Abidelerini bulmak, Türk dünyasına tanıtmak için uzun bir seyahate çıkarır. Kendisini romanın kahramanlarından Mehmet Tolun'la özdeşleştiren yazar, Türkiye'nin Batı medeniyeti seviyesine yükselmesi için neler yapması gerektiğini de onun aracılığıyla anlatır. Gönül Hanım romanı Türklerin eski yurdu Orhun Nehri kıyılarına bir ilmi seyahati anlatan eserdir.
Eserin Özeti: [I. Dünya Savaşı sürerken Rusların eline esir düşen Türk subay Mehmet Tolun Bey, tutuklu bulunduğu Kızıl-Yar (Krasnoyarsk) kasabasında bir gün bir lokantada Tatar halktan Bahadır Ali ve kız kardeşi Gönül Hanım ile tanışır. Aralarındaki konuşmalardan her üç şahsın da Türklerin ana vatanı, tarihi ve ata yadigârları konusunda ortak bir duyarlılığa sahip oldukları anlaşılır. Bahadır Ali ve Gönül kardeşler yerli halktan kereste ve deri ticaretiyle uğraşan hali vakti yerinde bir aileye mensuptur. Gönül Hanım, Paris'te Edebiyat Fakültesi'nde okumuş aydın bir kızdır. Aralarındaki muhabbetten bir ülkü birliği çıkar. Üç arkadaş Orhun Anıtları'nın bulunduğu Orhun Vadisi'ne bir seyahat yapıp, ata yadigarı anıtların birer kopyasını çıkarmak sevdasına düşerler. Bunun için bir yol stratejisi tespit ederler.]
HANDAN (1912)
Eserin Yazarı: Halide Edip Adıvar.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Handan, Refik Cemal Bey, Hüsnü Paşa.
Eserin Özellikleri: Mektup biçiminde yazılmış psikolojik bir romandır. Yazar, Eserde, aşk konusunu ele almış, kadın psikolojisini yansıtmıştır. Romanda Cemal Bey'in alafranga kızlarından Handan'ın, yaşlı ve bayağı Hüsnü Paşa ile evliliği yüzünden yaşadığı mutsuzluğu ve hastalığı sırasında kendisiyle yakından ilgilenen ve kendisine âşık olan kuzeninin kocası Refik Cemal'le birlikte olmasının buhranları ele alınır.
Eserin Özeti: [Handan, kolejde okumuş, ayrıca özel derslerle yetişmiş bir kızdır. Ders aldığı Nazım, II. Abdülhamit istibdadına karşı içinde bağımsızlık ve meşrutiyet istekleri besleyen ülkücü bir adamdır. Düşünce ve mücadele arkadaşı olabileceğini umduğu Handan'la evlenmek ister. Handan, kendisini aşktan başka maksatlarla isteyen Nazım'ı reddeder; Hüsnü Paşa adında birisiyle evlenir. Bir jurnal üzerine tutuklanan Nazım, hapishanede Handan'a iki mektup yazıp kendini öldürür. Hüsnü Paşa zengin, maddi gücü yerinde bir adamdır. Handan'la evlenişi bile, sırf onun maddi varlığını beğendiği içindir. Karı koca, Avrupa'da yaşamaktadırlar. Handan'ın derin duygusu, zekâsı, kocasını tekeli altına almak isteyişi Hüsnü Paşa'yı sıkmaya başlamıştır. Paşa, karısıyla her gün kavga çıkarmakta, ona hakaret etmekte, artık eve bile uğramamakta ve bir sürü metresle vakit geçirmektedir. Handan, mağrur olduğu için, her şeye rağmen kocasına sadık kalmaktadır. Sonunda beyin hummasına yakalanır, bütün belleğini kaybeder. İşte o zaman, bilinçaltındaki bir sevgi yeğeni Neriman'ın kocası Refik Cemal'e karşı duyduğu sevgi kendini göstermeye başlar. Belleği yerine gelince, Refik Cemal'e karşı duyduğu aşkıyla, çok sevdiği yeğeni Neriman'a ve onun iki çocuğuna karşı olan görevi arasında çırpınır, türlü yürek acıları içinde ölüme kadar sürüklenir.]
HEP O ŞARKI (1956)
Eserin Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Cemil, Münire, Fatma Hanım, Molla Rükneddin.
Eserin Özellikleri: Abdülaziz dönemindeki toplumsal yaşamı anlatır. Roman, Ce-mil ile Münire arasındaki aşk ilişkisi üzerine kurulmuştur.
Eserin Özeti: [Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerini görme fırsatı bulmuş Münire, yaşlılık günlerinde hayatının romanını yazmayı dener. Bu, bütün hayatlar gibi, umutlar ve düş kırıklığı, sevinç ve hüzün, aşk ve yalnızlıkla sarılmış bir hayattır. Bitişik yalının oğlu Cemil'i çocukluğundan beri seven Münire, babasının itirazı sebebiyle, tanımadığı, sevmediği Küçük Molla Rükneddin'le evlendirilir. Bir molla konağında ömür sürer. Konağa girip çıkan Zeyrekli Fatma Hanım aracılığıyla Cemil'den haber alır ve sevdiği adamla buluşur. Yürek çarpıntısıyla yaşadığı aşk Münire'yi mutlu etmeyecek, Cemil'in böylesi bir sevdaya layık olmadığını geçen zaman içinde anlayacaktır. Dönemlerin bütün törel değerlerinin inceden inceye saptandığı roman, Münire'nin hayatının fırtına ve sarsıntılarına artık dudak büküşüyle sona erer.]
HÜKÜM GECESİ (1927)
Eserin Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Ahmet Kerim, Ahmet Samim, Samiye...
Eserin Özellikleri: II. Meşrutiyet Dönemi parti kavgalarını anlatmıştır. Yazar, dikkatlerini aileden ve dini kurumlardan sonra çok partili hayata geçişimizi sembolize eden İkinci Meşrutiyet'in ilk günlerine, İttihat ve Terakki Partisi'nin siyasi çatışmalarına çevirir. Rakip partiye mensup gazetecilere düzenlenen suikastlar, Doğu'ya özgü entrikalar, eleştiriye ve muhalif düşünceye olan hoşnutsuzluk, tek parti olma yolundaki baskılar ve bu çirkin kavganın arasında yeşeren temiz bir aşk ilişkisi romanın konusunu oluşturur. Romanın başkişisi Ahmet Kerim, bir bakıma roman kahramanı olmaktan çok Yakup Kadri'nin sözcüsü durumundadır. Kendi hayatını yaşamaz, adeta Yakup Kadri için konuşur ve hareket eder.
Eserin Özeti: [Ahmet Kerim, İkinci Meşrutiyet devrinin ünlü muhalif gazetecisi Ahmet Samim'in yakın arkadaşıdır. Ahmet Samim "Sada-yı Millet", Ahmet Kerim de "Nida-yı Hakikat" gazetesinin başyazarıdır. Her ikisi de, İttihat ve Terakki Fırkası'nın kaba kuvvete dayanan yönetimine karşı yazı ile savaşa girmiştir. Ahmet Kerim, özel hayatında her gün önünden geçtiği köşe başındaki bir konaktan gelen "şarkı ile karışık piyano sesini" birkaç saniye durup dinlemeyi alışkanlık haline getirmiş, kıza tutulmuştur. Günün birinde Ahmet Samim öldürülür, muhalif gazeteler kapatılır. İşsiz kalan ve derin bir karamsarlığa kapılan Ahmet Kerim, politikadan iğrenir, kendini temiz aşk hülyalarına kaptırır. Bir İttihatçı'nın kız kardeşi olan sevgilisi Samiye'nin davetine uyup bir gece konağa girer. Bu bir tuzaktır. Kız bağırır, ağabeyi ve iki yeğeni, ellerinde tabancalarla, odaya dalarlar. Ahmet Kerim işi anlar, kollarını kavuşturup ölümü bekler. Ahmet Kerim'in bu yiğitçe davranışı ile etkilenen Samiye araya girip onu kurtarır. Bu vaka üzerine Ahmet Kerim yeniden politika hayatına atılır, yeni kurulan "Alemdar" gazetesine yazı işleri müdürü ve başyazar olur. Derin bir pişmanlık içinde öldürücü bir sevdaya tutulan Samiye, Ahmet Kerim'e mektuplar yazar, aracılar gönderir, yüz bulamaz, sonunda kendini öldürür. "Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın kurduğu "İhtilal komitesi", Mahmut Şevket Paşa'yı öldürünce, birçok muhaliflerle birlikte Ahmet Kerim de tutuklanır, Bekirağa Bölüğü'ne atılır. Elebaşı sayılarak idam edilmesi ihtimali vardır. Ziya Gökalp'in aracılığıyla kurtulup Sinop'a sürülür. Orada artık hiçbir şeyle ilgilenmez, kendini içkiye verir, ruhça ölür. Bir gün annesine mektup yazmak için kalemi eline aldığında elinin titrediğini görünce, artık "bitmiş" olduğunu anlar.]
İSTANBUL'UN BİR YÜZÜ (1918)
Eserin Yazarı: Refik Halit Karay.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: İsmet, Şadiye, Kani, Şadan...
Eserin Özellikleri: İlk baskısı İstanbul'un İç Yüzü adıyla çıkan roman, sonraki baskılarda İstanbul'un Bir Yüzü adıyla yayımlanmıştır. Yazar, "İstanbul'un İç Yüzü" ifadesinin tepki uyandıracağını düşündüğü için romanın adını değiştirmiştir. İstanbul'un farklı yönlerini anlattığı ve farklı bir anlatım tekniği sergilediği romanda, II. Abdülhamit devrinden Birinci Dünya Harbi sonuna kadarki dönemin siyasi ve sosyal hayatını işler.
Eserin Özeti: [Bir mahalle kızı olan İsmet, Abdülhamitin nazırlarından Fikri Paşa'nın konağına kapılanmış, Paşa'nın küçük kızı Şadiye Hanım'ın yanında büyümüş. Darülmuallimat'ta (Kız öğretmen okulunda) okumuş; bu arada, Paşa'nın konağına kendisi gibi sığınmış olan Kani ile birbirlerini sevmişlerdir. (Fikri Paşa Konağı'ndaki kişilerin hayatları, maceraları, eserin "Eski Devirdekiler" adlı bölümünde; eski devrin bu konak dışındaki kişileri de eserin "Eski Devir Simaları" adlı bölümünde anlatılmıştır). Meşrutiyetten sonra, Paşa'nın ölümü üzerine, konak halkı dağılmış; Birinci Dünya Savaşı sırasında Kani savaş zengini olmuş, İsmet de kendine göre bir servet edinmiştir. Bunlar uzun ayrılıktan sonra bir gün karşılaştıkları zaman, Kani eski kapı yoldaşı ve sevgilisi İsmet'i Şişli'deki apartmana götürür, onun şerefine düzenlediği toplantıya arkadaşlarını çağırır; İsmet, yeni devir savaş zenginlerinden birkaçını orada tanır. (Yeni devrin türedi zenginleri ve türedi politikacıları, eserin "Yeni Devir Simaları" adlı bölümünde anlatılmıştır). İsmet, bir gün de, Kani'nin karısı Şadan'ı görmek için Ada'daki köşke gider. Fikri Paşa Konağı'nın eski ahretliklerinden olan Şadan da, İsmet'in eski kapı yoldaşıdır. Köşkte, hizmetçilerden birinin düğünü dolayısıyla bir hanımlar toplantısı vardır. (Savaş zenginlerinin sonradan görme karı ve kızları, eserde, "Harb Devrinin Hanımları" adlı bölümde anlatılmıştır.)]
KADINLAR TEKKESİ
Eserin Yazarı: Refik Halit Karay.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Şeyh Baki...
Eserin Özellikleri: 1940'lar İstanbul'unda geçen eser, tekkelerin çoktan kapatılmış olmasına rağmen, Şeyh Baki'nin gizli gizli faaliyet sürdüren, romana adını verdiği gibi, "kadınlar tekkesi"nde yaşananları yansıtır.
Eserin Özeti: [Orta yaşı neredeyse aşkın Şeyh Baki, derli toplu kılığı, duru konuşması, çekici haliyle kadınların duygu dünyasına ses yöneltebilmekte, bir modern zaman şeyhi kimliğine bürünebilmektedir. Dergâhına devam eden hanımların hemen hepsi varlıklı ailelerin, toplumun üst kesimlerinde yer almış, kültürlü kişilerdir. Bununla birlikte, birdenbire çehre değiştirmiş toplumda, gönüllerindeki boşluğu dolduracak yeni yeni uğraşılar bulamadıklarından, Şeyh Baki'nin biraz da hileli yollarla yarattığı mucizelerine inanmakta, tekkede hizmetten gurur ve mutluluk duymaktadırlar. İstanbul'un yitirdiği bir gönül eğilimini en ince ayrıntısına kadar işleyen roman, bir yandan yenilikçi hayatın eskiyle kıyaslanmasını yaparak, Şeyh Baki'nin bir aşk sonucu, gerçekten tavır değiştirmesine, dünya nimetlerinden uzaklaştırmasına, ruh dünyasında kurtuluş aranışına doğru yol alır. Modern hayat ve yeni İstanbul belki bildiğini okumaktadır ama daha düne kadar boş inançlarla çevresini kandırmış Şeyh Baki, şimdi bir iç huzurun insanı olmaya çalışmakta, kalbin sırlarını çözmek istemektedir.]
KIZILCIK DALLARI (1932)
Eserin Yazarı: Reşat Nuri Güntekin.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Nadide Hanım, Lala Tahir Ağa, Gülsüm (Mücella Suzan)...
Eserin Konusu-Özellikleri: Tanzimat Fermanı ile kaldırılmış esirlik kurumu ve evlatlık sorunu, sınıf
farklılığı ve bundan doğan çatışmalar ele alınır. Romandaki çatışma Şekip Bey ailesinin temsil ettiği yüksek tabaka ile kalfa, dadı, evlatlık, hizmetçi gibi unsurlardan meydana gelen alt tabaka arasındadır. Birinci grup ezenleri, ikinci grup ezilenleri temsil eder.
Eserin Özeti: [Güngörmüş, bir paşa karısı olan Nadide Hanım, o soy insanlarda çok sık rastlanılan, gelip geçici bir acıma duygusuyla tren istasyonundan yoksulluklarına üzüldüğü bir köylü ailesini konağına alır. Gülsüm, köylü babasını ve erkek kardeşi İsmail'i artık evlatlığı olduğu konakta büyük bir acıyla anar. Babası ve kardeşi onu bırakıp gitmişlerdir. Konağın her işine yardımcı olmaya çalışan Gülsüm kimselere yaranamaz, boyuna aşağılanır, kızılcık sopalarıyla dövüle dövüle, sözüm ona eğitilir. Konaktaki tek yakını Lala Tahir Ağa'dır. Ömrü bir anlamda Gülsüm'ünkine benzeyen Tahir Ağa, Gülsüm'e hırsızlığın yöntemlerini öğretir. Gülsüm, konak komşusu, elden ayaktan düşmüş, hasta bir kadına bakar. Hırsızlığa tam alışmamış, yapayalnız, insanlık dışı bir dünyada büyümektedir. Hasta kadın ölür ve Gülsüm yine eski kapısına döner. Yaşadığı hayata dayanamayarak konaktan kaçar. Gülsüm'ün kaçışı konaktakileri fazla etkilememiştir. Evlatlığını çoktan unutmuş Nadide Hanımefendi yıllar sonra damadının yanına, yeni başkent Ankara'ya gelir. Bir gün bütün aile, ünlü kantocu Mücella Suzan'ı izlemek için tiyatroya giderler. Herkesin hayranlık duyduğu Mücella Suzan, hayatın her türlü karanlık yollara savurduğu, evlatlık Gülsüm'den başkası değildir.] (Selim İleri, Türk Romanından Altın Sayfalar)
KİRALIK KONAK (1922)
Eserin Yazarı: Yakup Kadri Karaosmanoğlu.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Naim Efendi: İkinci Abülhamid döneminde nazırlık yapmış; şimdi emekli, gelenek ve törelere bağlı; olgun, fakat iradesi ve otoritesi zayıf bir adam. Sakine: Naim Efendi'nin kızı. Babası ile kocası ve çocukları arasında kalmış; zavallı bir kadın. Servet Bey: Naim Efendi'nin damadı, Sakine'nin kocası. Paraya ve menfaatine son derece düşkün; ahlaksız bir adam. Seniha: Naim Efendi'nin torunu. Serbest yetiştirilmiş; alafranga hayat hayranı şımarık bir kız. Faik: Devrin ileri gelenlerinden Kasım Paşa'nın oğlu. Son derece ahlaksız, uçarı, yüzsüz bir genç. Hakkı Celis: Naim Efendi'nin yeğeni. İçli bir genç; şair. Romanın hemen hemen tek müspet kahramanı.
Eserin Özellikleri: Tanzimat'tan Birinci Dünya Savaşı'na kadar yetişen üç kuşak arasındaki yaşayış, anlayış farklarını ve üç nesil arasındaki çatışmayı anlatmıştır. Batılılaşma ile gelen yozlaşma, pek iyi hazmedilmemiş yeni fikirler ve bu fikirlerin çeşitli kurumlarda ve özellikle aile üzerinde yap-tığı olumsuz etkiler, konağın ve buna bağlı olarak geleneksel ailenin çöküşü... Çekirdek / modern aileye ve bu ailenin yaşadığı apartman dairesine geçişin hüzünlü hikayesi Naim Efendi, Servet Bey ve Seniha'da simgeleşen üç kuşağın çatışması içinde verilir. Naim Efendi'nin kişiliğinde geçmişin güzel yanları ve bunların elden çıkmasından dolayı duyulan hüzün verilirken değişimi sembolize eden Seniha ve Faik Bey gibi genç kuşak ile yeni yaşama biçimlerinin kaçınılmazlığı anlatılmaya çalışılır.
Eserin Özeti: [İkinci Abdülhamid döneminde nazırlık yapmış olan Naim Efendi, emekli olduktan sonra Kanlıca'daki konağına çekilmiştir. Münzevi bir hayat yaşamak emelindedir. Fakat damadı Servet Bey ve torunu Seniha, Naim Efendi'nin böyle bir hayat yaşamasına fırsat vermezler. Servet Bey ve kızı Seniha, alafranga hayat düşkünüdürler. Baba-kız, ikisi de ahlaken zayıf insanlardır. Seniha, Faik Bey ile gayrimeşru ilişkiye girer, sonra onunla birlikte Avrupa'ya kaçar. Birinci Dünya Savaşı, bir kısım insanları daha çok yoksulluğa düşürürken, bir kısım insanları da "harp zengini" yapmıştır. Servet Bey bu ikincilerdendir. O, artık iyice yoksul düşen Naim Efendi'den kurtulmak ve istediği hayatı yaşamak, gayrimeşru iş ilişkilerini devam ettirebilmek için konaktan ayrılarak Beyoğlu'nda bir apartmana taşınır. Avrupa'dan tam bir rezaletle dönen kızı Seniha'yı bile kirli işlerinde kullanır. Son derece geniş meşreplidir. Bu arada Naim Efendi, oturduğu konağı kiraya vermek, kardeşinin yanına taşınmak ister ama artık iyice harap vaziyetteki konağa talip çıkmaz. Bu arada ümitsiz bir aşkla yıllarca Seniha'yı sevmiş olan Hakkı Celis, Çanakkale Savaşı'na gönüllü olarak katılır ve kendisinden beklenmeyen bir şekilde kahramanca şehit olur. Cepheden dönen bir subayın verdiği bu habere Seniha kayıtsız kalır. Naim Efendi, bu değişen dünyaya, çöken ve darmadağın olan ailesine şaşıp kalarak konağındaki yapayalnız devam eder.]
MEMLEKET HİKÂYELERİ
Eserin Yazarı: Refik Halit Karay.
Eserin Türü: Hikâye.
Eserin Özellikleri: Gerek konu gerek dil bakımından Milli Edebiyat veya Memleket Edebiyat anlayışının en güzel hikâyelerini içeren eser, İstanbul dışına çıkamayan edebiyatımıza bir çığır aşmıştır. Sinop, Ankara, Bilecik, Çorum veya İstanbul'un kenar semtleri gibi yerlerden realist tablolar sunan hikâyeler, bizzat gözlem ve hatıralara dayanır. Hikâyelerin konusu, Anadolu veya İstanbul'daki orta halli insanların (memurlar, köylüler, din adamları veya kadınlar) hayatı, bu hayatın çeşitli problemleri ve bunların doğurduğu sıkıntı ve çatışmalardır.
Eserin Özeti: [Şaka, Küs Ömer, Sarı Bal, Yatır, Koca Öküz, Vehbi Efendi'nin Şüphesi, Boz Eşek, Yatık Emine, Şeftali Bahçeleri, Garip Bir Hikâye, Bir Taarruz kitaptaki hikâyelerdir. Yatık Emine'de nefsini ıslah etmesi için küçük bir ilçeye sürülen bir hayat kadınının kasabalının namus anlayışı yüzünden çektiği acılar ve ölümü ele alınır. Şeftali Bahçelerinde kasabadaki memurların sorumsuzca yaşayışları ve yeni atanan idealist görevlilerin bile ortama ayak uyduruşu; Boz Eşek, Yatır'da köylünün kör inançları ve bundan yararlanan çıkarcılar ele alınır. Hakk-ı Sükûfta bir işçi kâtibinin parayla satın alınması ve işçi işveren ilişkisi; Sarı Balda bir kaymakamın kendisi söz konusu olunca koyduğu yasakları çiğnemesini anlatır.)
MİSKİNLER TEKKESİ (1946)
Eserin Yazarı: Reşat Nuri Güntekin.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri: Romanda toplumsal eleştiri yapılır. Günümüze kadar taşınmış olan dilencilik konusu ele alınarak para dilenciliğinden, devlet dairelerinden manevi dilenciliğe kadar gidilir. Miskinler Tekkesi, Reşat Nuri'nin en dikkate değer eserlerinden biridir. Konu olarak, Türkiye'deki dilenciler dünyası ele alınmıştır. Eser, II. Mahmut devri ileri gelenlerinden Kocabaş Kazasker Şemsettin Molla'nın torununun hayatı üzerine kurulmuştur. II. Mahmut'la diz dize yemek yiyen ve padişahın en sevdiği kişilerden biri olan Kocabaş Kazasker, "Sultan Mahmut'un önünde kalan ekmek kırıntılarını yüzüne gözüne sürerek toplar, sırf bu iş için yaptırılmış bir sedef kutuya koyarak dualar, övgülerle el üstünde konağına getirirmiş; yıllarca, ailenin yeni doğan çocuklarına tattırılan ilk dünya nimeti, kat kat işlemeli bohçalar içinde saklanan bu padişah artıkları" imiş. Padişah dilencisi bir dedenin torunu olan ve Meşrutiyet'le Cumhuriyet devirlerinde yaşayan roman kahramanı, Zola'nın yöntemine göre, bir çeşit soyaçekimle dilenciliği meslek edinir.
Eserin Özeti: [Tanınmış bir ailenin son torunu olduğu halde, gerek karakteri ve gerek talihin zalim cilvesi yüzünden dilenciliğe düşen ve dilenciliğin her şeklini tecrübe ederek onu bir meslek haline getiren bir zavallının hayatı. Aklı ve mantığı kendisini ayıplarken, miskinliğiyle zayıf iradesi, onu bu pasif hayatın içine hapsetmiştir. Romanın asıl kahramanı olan adsız dilenciyi canlandırmaya yarayan tiplerden biri eski bir konak kalfası olduğu halde konak hayatı kapandıktan sonra dilenciliğe düşen bacı, öteki de yine böyle bir konakta yetişen delikanlının, aynı konakta büyüyen bir evlatlıktan olan çocuğudur. Küçük Bey'den gebe kaldığı için, evin iffeti bozulmasın diye kovulan evlatlık, sefaletle doğurduğu çocuğunu beş altı yaşına kadar büyüttükten sonra kaybolup gider. Dilenci ile bacı, bu çocuğu yanlarına almışlar ve görülmedik bir şefkatle büyütmüşlerdir. Fakat çocuk kendini tanımaya başlayıp da, babası sandığı adamın bir dilenci, kursağına giren lokmaların da birer sadaka olduğunu anlayınca, babalığına düşman kesilir ama büyüyüp de kendi gücüyle yatılı okula girdikten, nihayet bir mühendis olup büyük bir mevki kazandıktan sonra, karısıyla beraber, yetiştiği yere gelmekten ve babalığının elini öpmekten kendini alamaz. Delikanlının bu kadirbirliği, dilenci için şimdiye kadar topladığı sadakaların en güzelidir.]