top of page

ESER ÖZETLERİ

İNTİBAH

Eserin Yazarı: Namık Kemal
Eserin Türü: Roman
Eserin Kişileri: Ali Bey, Dilaşub, Mehpeyker.

Eserin Özellikleri: Edebiyatımızın ilk edebi romanı kabul edilen eserdir. Namık Kemal, "edebiyatımızın en büyük eksiği" olarak romanı gördüğü için, Magosa sürgününde, "Sergüzeşt-i Ali Bey"i yani "İntibah"ı yazar (1876). Eski meddah hikâyelerimizden "Hançerli Hanım'dan esinlenerek kaleme alınmıştır. İlk adı "Son Pişmanlıktır. Kitabı inceleyen Maarif Nezareti, ismi "İntibah yahut Sergüzeşt-i Ali Bey" (Uyanış yahut Ali Bey'in Macerası) olarak değiştirir.

Eserin Özeti: [Zengin bir aile çocuğu olan Ali Bey, çok iyi eğitim görmüş, kibar ama toy bir gençtir. Gösterişi sever, bol para harcar. Bir gün Çamlıca'da gezerken Mehpeyker adında güzel, fettan bir kadınla tanışır, ona âşık olur. Oysa kadın çoktan kötü yola düşmüştür. Ünlüdür. Ali Bey, o günden sonra yemeden içmeden kesilir, işini, annesini ihmal eder. Tek derdi her gün Çamlıca'ya gidip sevdiği kadını görmektir. Annesi durumu öğrenir. Oğlunu kurtarmak için hemen evine Dilaşub adında temiz, güzel bir cariye satın alır. Fakat kızın kendini sevdirme çabası boşa gider. Ali Bey'in gözü kimseyi görmez. Bir gün yine Mehpeyker'i görmek için giderse de evinde bulamaz. Çevreden edindiği bilgiler kendisini altüst eder: Sevdiği kadının kötü bir kadın olduğunu öğrenir. Şaşkın ve üzgün evine döner. Dilaşub onu yatıştırır, avutur. Ali Bey kendisini özveriyle seven cariyeye gitgide bağlanır. Sonra da onunla evlenir. Öte yandan, Mehpeyker olanları duyar. Bırakılmak ağrına gider, kıskançlığa kapılır. Gururunu kurtarmak için elinden kötülüğü esirgemez. Dedikodu çıkarıp çevreye yayarak Dilaşub'un da Ali Bey'e ihanet ettiğini duyurur. Ali Bey iradesi zayıf bir kimsedir. Söylentilere inanarak karısını azarlayıp döver. Bununla da yetinmez, bir esirciye satar. Oysa esirci, Mehpeyker'in adamıdır. Dilaşub'u alıp doğruca ona götürür. O da sermaye olarak onu her gece bir başka erkeğe peşkeş çeker. Başına gelenler Ali Bey'i yatağa düşürür. Bu arada annesi de üzüntüden göçer. Öyleyken Mehpeyker'in kini hâlâ sönmemiş, tersine iyice alevlenmiştir. Çünkü, eski dostunun kendine dönmesi için yaptığı girişimler ilgisizlik ve hatta aşağılanmayla karşılanmıştır. Mehpeyker'in onuru kırılmıştır. Bu yüzden öç almaya karar verir. Bir tuzak kurarak Ali Bey'i öldürmeyi tasarlar. Bir gün onu bir eğlenceye çağırır. Neyse ki Dilaşub durumu bir rastlantıyla öğrenir, bin bir güçlükle kocasına haber iletir. Ali Bey inanmaz ama eğlenceye gidince haberin doğru olduğunu anlar. Bir fırsatını bularak pencereden kaçar. Dilaşub eşinin paltosuna sarılarak olayın geçeceği odaya gider, orada uyuyakalır. Karanlıkta, kiralık katil içeri dalar, Ali Bey'in yerine yanlışlıkla Dilaşub'u bıçaklar. Ali Bey ise kaçtıktan sonra boş durmamış, doğru polise giderek durumu anlatmıştır. Eve baskın yapılınca Dilaşub'u kanlar içinde yatarken bulurlar. Tam o sıra Mehpeyker gülerek içeri girer. Çok üzülen ve kızan Ali Bey'in gözü döner. Yerdeki bıçağı kaparak hınçla üzerine atılır. Mehpeyker'i öldürür. Yanındaki güvenlik görevlilerine teslim olur. Hapse düşer, orada hastalanır. Bir süre sonra da kahır ve acıdan ölür.] (Asım Bezirci, Seçme Romanlar)

CEZMİ

Eserin Yazarı: Namık Kemal
Eserin Türü: Roman
Eserin Kişileri: Cezmi, Adil Giray, Şehriyar, Perihan
Eserin Özellikleri: Edebiyatımızın ilk tarihî romanı kabul edilir. İntibah, Tanzimat'ta geçtiği halde, Cezmi XVI. yüzyılda geçer. Romantizm akımının etkisiyle yazılmıştır. Namık Kemal, eserini Midilli'de yazmış, ancak eserin ikinci cildini tamamlayamamıştır. Namık Kemal, eserin konusunu Osmanlı tarihinden almıştır. Romanın önemli kişileri gerçek kişilerdir.

Eserin Özeti: [Olay, XVI. yüzyılın ikinci yarısında geçer. Sokullu'nun zamanıdır. Kırım'da Mehmet Giray, kardeşi Adil Giray'a 'Kalgay' (veliaht komutan) yetkisini verir. Şah Tahmasab'ın oğlu Mehmet Hudabende, eşi Şehriyar, kız kardeşi Perihan, şahın kör oluşundan yararlanarak siyasette, devlet işlerinde etkin olmaktadırlar. İran'la Osmanlı Devleti arasında savaş başlar. Yiğit bir Osmanlı sipahisi olan Cezmi de gönüllü olarak savaşa katılır. Cezmi, iki yaşındayken annesini yitirmiş, bir sipahi olan babası tarafından yetiştirilmiştir. Ciritte, atlı sporda usta, yakışıklı, yiğit bir sipahi olduğu kadar iyi bir ozan ve bilge bir kişidir Cezmi. Savaşa Adil Giray ve kardeşi Gazi Giray da katılmışlardır. Adil Giray'la savaşta tanışırlar. Osmanlılar İran ordusunu yener, perişan eder, İran'ın birçok yerini ele geçirirler. Savaşta Gazi Giray, ardından kardeşi Adil Giray yenik düşer, esir olurlar. Romanın asıl önemli olan bölümleri İran'daki sarayda geçer. Perihan ve Şehriyar, Adil Giray'a âşık olurlar. Perihan, Sünni mezhebindedir. Adil Giray'la işbirliği yaparak Osmanlı ordusunun da yardımıyla İran'ı tümüyle ele geçirmeyi amaçlarlar. Şehriyar bunu anlayınca harekete geçer. Zaten kıskançlıktan deliye dönmüştür. Aralarında kıyasıya, kanlı bir boğuşma yaşanır. Bu kavgada Perihan ve Adil Giray ölürler. Cezmi ise sadece yaralanmıştır. Her şeye karşın yine de bir fırsatını bularak ölüleri gömer. Bir derviş kılığında İran'dan ayrılır, ülkesine döner.] (Nermin Yüzbaşıoğlu Muammer Yüzbaşıoğlu "Türk ve Batı Edebiyatından Ünlü Romanlar")​

ZAVALLI ÇOCUK

Eserin Yazarı: Namık Kemal.
Eserin Türü: Oyun (tiyatro).
Eserin Kişileri: Ata, Şefika, Halil Bey...
Eserin Özellikleri: Namık Kemal'in üç perdelik bir dramıdır. Gençlerin aile büyüklerinin baskılarıyla evlendirilmeleri ve hazin sonları meselesi işlenmiştir. Aile zoruyla, görücü usulüyle evlendirilen genç bir kızın -Şefika- trajik yaşamı anlatılır.

Eserin Özeti: [19 yaşında bir genç olan Ata, küçük yaşta öksüz kalmıştır ve akrabalarından Halil Bey isimli bir zat tarafından himaye edilerek tıp tahsili görmektedir. Ata, Halil Bey'in 14'üne yeni basan kızı Şefika ile birlikte büyümüştür ve aralarında karşılıklı bir sevgi uyanmıştır. Lakin Şefika'yı zengin bir Paşa ister. Halil Bey ise kızının durumunu öğrenince onun hislerine beslediği saygıdan dolayı tereddütler geçirir; fakat Şefika'nın annesi Tahire Hanım'ın ısrarı üzerine kızını o paşa ile nişanlar. Şefika üzüntüsünden hastalanır, iyice zayıflar ve vereme tutulur. Bunu duyan delikanlı Şefika'nın yatağına koşar. Sevdiği kızın bitkin ve ölümü bekler hali, kendisini çılgına çevirir, yıkar. Derhal eczaneden aldığı şiddetli zehri içerek intihar eder ve Şefika'nın yatağına yığılır. O da Ata'ya sarılarak ruhunu teslim eder.] (Türk Dünyası El Kitabı 3)

VATAN YAHUT SİLİSTRE

Eserin Yazarı: Namık Kemal.
Eserin Türü: Oyun (tiyatro).
Eserin Kişileri: İslam Bey, Zekiye, Sıtkı Bey, Abdullah Çavuş...
Eserin Özellikleri: Türk edebiyatında sahnelenen ilk tiyatro eseridir. Vatan yahut Silistre piyesi dört perdelik bir dramdır. Eserin konusu, 1853 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rumeli topraklarındaki Silistre Kalesi'nin kahramanca savunulması olayıdır. Eserin kahramanları İslam Bey, sevgilisi Zekiye, Ahmet Sıtkı Bey ve Abdullah Çavuş'tur. Vatan yahut Silistre'nin 1 Nisan 1873 gecesi Gedikpaşa'da Güllü Agop'un Osmanlı Tiyatrosunda sergilenmesi üzerine seyirciler Namık Kemal'e tezahürat etmiş, onu bulup tebrik etmek istemişler, bulamayınca ona bir mektup yazmışlardır. İlk temsilinden sonraki üç yıl içerisinde İstanbul, İzmir ve Selanik'te yaklaşık altı yüz defa sergilenmiştir. 

Eserin Özeti: [Eserin merkezi kişisi İslam Bey, tam bir Türk kahramanıdır. İslam Bey'i çok seven ve ondan hiç ayrılmak istemeyen Zekiye isimli bir kız, erkek kılığına girerek peşinden gider; Silistre savunmasına katılır. Silistre'de tabya komutanı, Sıtkı Bey isminde bir kahramandır. Kendisi, Manastır'da subay iken günahsız bir arkadaşını kurşuna dizmek istememiş, bu yüzden ordudan çıkarılmış, ancak gösterdiği birçok yararlılıkla yeniden orduya girmeyi başararak miralaylığa (albaylığa) kadar yükselmiştir. Aynı zamanda, Zekiye'nin babasıdır. Lakin ordudan çıkarılınca ailesine gidememiş, onun için de öldü sanılmıştır. Silistre'de savaşırken baba-kız birbirlerini tanımazlar, ancak Sıtkı Bey, ona karşı içten gelen bir yakınlık duyar. O sırada İslam Bey yaralanır ve Zekiye'nin kucağına düşer. Kendine gelince Zekiye'yi tanır. Eserin en renkli tipi olan Abdullah Çavuş isimli bir diğer kahraman ise komutanlarının ve askerin maneviyatını yükselten önemli bir unsur olur. En çaresiz anlarda bile 'kıyamet mi kopar?..' nakaratı ile ruhlara bir serinlik vermeyi başarır. Eserin final bölümünde baba, kız; yani Sıtkı Bey ile Zekiye birbirine kavuşur.] (Türk Dün-yası El Kitabı 3)

GÜLNİHAL

Eserin Yazarı: Namık Kemal.
Eserin Türü: Oyun (tiyatro).
Eserin Kişileri: Gülnihal, Kaplan Paşa...
Eserin Özellikleri: Asıl adı "Raz-ı Dil"dir, "Gönüldeki Sır" anlamına gelir. Beş perdelik bir dram olan Gülnihal de zulüm ve haksızlığa karşı koyma düşüncesi anlatılır. Zalim bir sancak beyi olan Kaplan Paşa'nın halka çektirdiği eziyetler ve halkın buna karşı direnişi anlatılır. İlk defa 1908'de Milli Osmanlı Tiyatrosunda sahnelenebilmiştir.

Eserin Özeti: [Kaplan Paşa, Rumeli'de bir sancak beyidir. Çok zalim ve kan dökücüdür. Amcaoğlu Muhtar Bey ise halk tarafından sevilen, iyi huylu cesur bir gençtir. Akrabasından İsmet'le birbirlerini seviyorlardır. Kaplan Paşa da İsmet'i sevmektedir. Muhtar'ın saraya girip İsmet'le görüştüğünü haber alınca bir baskın yaptırarak yakalatır ve onu zindana attırır. Kaplan Paşa, İsmet'e evlenme teklifinde bulunursa da reddedilir. Fakat araya dadısı Gülnihal girerek İsmet'i Kaplan Paşa ile nişanlanmaya razı eder. Asıl maksat, Muhtar'ı zindandan kurtarmaktır. Gülnihal ile İsmet, bir gece gizlice zindana gidip Muhtar'ı kaçırmak isterler. Muhtar, İsmet'in Kaplan Paşa ile gerçekten nişanlandığını sanarak bu teklifi kabul etmez. Gülnihal tüfekçibaşı Zülfikar Ağa'ya, Muhtar'ı zindandan kurtardığı takdirde kendisiyle evleneceğini söyler. Zaten o da bunu beklemektedir. Esasen Kaplan Paşa bir kardeşini öldürtmüştür. İşte, bu iki sebeple Gülnihal'in isteğini yerine getirir ve Muhtar'ı zindandan çıkarır. Muhtar, Sofya'ya gider, valiye durumu anlatır. Muhtar'ın kaçırılışından haberi olmayan Kaplan Paşa, onu öldürtmesi için Zülfikar'a emir verir. Zülfikar onun yerine bir başkasını öldürür. Muhtar Bey, iki hafta sonra gelir ve ferman getirir: Kaplan Paşa idam edilecek, yerine kendisi geçecektir. Muhtar Bey ve taraftarları saraya gelirler. Kaplan Paşa o sırada Gülnihal'i ve İsmet'i sıkıştırarak nikâhın kıyılmasını istemektedir. Her ikisi de buna razı olmazlar. Kaplan Paşa kızarak Gülnihal'i hançerler. Bu sırada Muhtar Bey, Zülfikar ve halk içeri girerler. Zülfikar, Kaplan Paşa'yı öldürür. Muhtar Bey sancak beyi olur. İsmet'in masum olduğunu anlar ve evlenirler.]

KARA BELA 

Eserin Yazarı: Namık Kemal.
Eserin Türü: Oyun (tiyatro).
Eserin Kişileri: Behreven Banu, Mirza Hüsrev, Ahşit...
Eserin Özellikleri: Namık Kemal'in ölümünden sonra yayımlanan beş perdelik dramıdır. Namık Kemal'in yankı uyandırmayan, zayıf bir eseridir. Egzotik içeriklidir. Eserde padişahlara ders verilmek istenmiş, sarayın iç yüzü sergilenmiştir. Babürlerin harem ağalarının entrikaları ile Hint padişahının kızı ve vezirin oğlunun aşkı anlatılır.

Eserin Özeti: [Behrever Banu, Hint şahlarından birinin kızıdır. Çok güzeldir. Vezirin oğlu Mirza
Hüsrev'le birbirlerini sevmektedirler. Fakat gelenek yüzünden, iki sevgili kolay kolay görüşemiyorlar. Sarayda Ahşit adlı bir zenci lala vardır ki Behrever Banu'nun hizmetine verilmiştir ve kendisini hadım diye tanıtmıştır. O da Behrever'i sevmektedir. Emeline ulaşmak için fırsatlar kollamaktadır. Bir gece, Mirza Hüsrev'i saraya getirir ve Behrever'in odasına bırakır. Biraz sonra bir ayak sesi duyulur. Ahşit, Mirza Hüsrev'i aşağı kattaki odalardan birinde saklar. Kendisi Behrever'in odasına döner. Teslim olması için tehditlerde bulunur. Behrever korkudan bayılır. Bunu fırsat bilen Ahşit, kıza tecavüz eder. Behrever, bu utanç verici olaydan sonra yaşayamacağını anlar. Ölüm döşeğinde her şeyi anlatır. Hüsrev, Ahşit'i öldürür, hançerini dayayarak kendisini üzerine atar, ölür.] (Hikmet Dizdaroğlu, "Namık Kemal") 

CELALETTİN HARZEMŞAH 

Eserin Yazarı: Namık Kemal.
Eserin Türü: Oyun (tiyatro).
Eserin Kişileri: Celalettin Harzemşah, Mihrülcan, Neyyire...
Eserin Özellikleri: 15 perdelik dramdır. Namık Kemal'in üzerinde en çok çalıştığı ve en sevdiği oyunudur. Okunmak için yazılmıştır. Harzemşah Devleti'nin son hükümdarı Celalettin Harzemşah'ın kahramanlıkları, yaşamı ve Moğollara karşı Türk-İslam dünyasını korumak için giriştiği mücadeleler anlatılır. "İslam düşüncesi" savunulur. Yapıtta, V. Hugo'nun Cromwell adlı yapıtının özellikleri yer alır. Namık Kemal bu yapıtının ön sözünde -Mukaddime-i Celal- tiyatro, roman, şiir türüyle ilgili görüşlerini açıklamıştır. Romantik Türk tiyatrosunun ilk zirvesidir.

Eserin Özeti: [Harzemşahlardan Sultan Alaettin Tekeş'in oğlu Mehmet Alaettin, bir Moğol ticaret kervanını yağma ettirince Cengiz ordularının hücumuna uğrar. Yenilir. Hazar Denizi'ndeki Abisgun Adası'na sığınır. Ölümü üzerine, yerine büyük oğlu Celalettin Harzemşah geçer. Celalettin Harzemşah, komutanlarının muhalefetine rağmen Moğollarla savaşa girer ve yenilir. Karısı Neyyiretü'l-İkbal ve oğlu Kutbettin yaralanırlar. Moğol askerlerinin takibi üzerine Hindistan'a kaçmak zorunda kalır. Sint Nehri'ni geçerken esir düşmemek için karısını ve oğlunu nehre atar. Ancak on beş kişi ile kendisini kurtarabilir. Ümidi kırılmaz, bir ordu toplar, önüne gelen yerleri zapt ederek Tebriz'e kadar gelir. Kalenin hükümdarı, Mihrülcan adında bir kadındır. Celal'e âşık olur, kaleyi teslim eder ve evlenirler. Mihrülcan, dikkate değer şekilde ölen karısı Neyyire'ye benzemektedir. Bu hal ona üzüntü verir. Bu arada Moğollar yine hücuma geçerler; Celalettin Harzemşah, talihini bir daha dener. Yapılan savaşta Moğollar geri çekilir. Kardeşinin ve bazı komutanlarının ihanetleriyle karşılaşır, onları yener. Kendisine yardım etmeleri için Abbasi halifelerine, Şam atabeyine, Konya Selçuklu Hükümdarı Alaettin Keykubat'a başvursa da istenen yardım yapılmadığı gibi, tam tersine Eyyubi ve Selçuklu ordularının ortak taarruzlarına uğrar. Erzincan'da yapılan savaşı kaybeder, Tebriz'e çekilir. Moğollar peşini bırakmazlar. Karısını, birkaç adamıyla dağa gönderir, kendisi ise az bir kuvvetle Moğolları karşılar. Çarpışmada kuvvetleri bozulur. Mihrülcan'ı sakladığı dağa kaçar. Dağda derviş kıyafetiyle bir taş üzerinde otururken Moğollar tarafına geçen komutanlarının birinin adamı tarafından yaralanır. Gömleğini kağıt, karısının parmağını kalem yaparak vasiyetnamesini yazdırır; kocasının öldüğünü gören Mihrülcan da kalbine bir hançer saplayarak orada can verir.] (Hikmet Dizdaroğlu, "Namık Kemal")

AKİF BEY

Eserin Yazarı: Namık Kemal.
Eserin Türü: Oyun (tiyatro).
Eserin Kişileri: Akif Bey, Dilrüba...
Eserin Özellikleri: Namık Kemal'in Magosa'ya giderken yazmaya karar verdiği ve orada iken tamamladığı piyestir. Beş perdeden oluşan eserde, bir "aile dramı" anlatılmıştır; oldukça yiğit bir koca olan Akif Bey'e ihanet eden kadının aile ve toplumdaki yankıları anlatılır. Vatan yahut Silistre kara savaşları için, Akif Bey ise denizciler için destan özelliği taşır.

Eserin Özeti: [Bir deniz subayı olan Akif Bey, Çürüksu'da Dilrüba adında bir kadınla evlenmiştir. Dilrüba, kötü şöhreti Çürüksu'ya yayılmış, ahlaksız bir kadındır. Arkadaşları durumu Akif Bey'e anlatırlarsa da dinletemezler. Kırım seferi başlamıştır. Akif Bey de savaşa katılır. Bir müddet sonra ölüm haberi gelir. Gerçekte böyle bir şey olmamıştır. Fakat Dilrüba bunu fırsat bilir. İki yalancı şahit tutarak kocasının öldüğünü ispat eder ve Kâtip Esat'la evlenme hazırlığına başlar. Oğlunun ölümünü duyan Süleyman Kaptan, gelinini İstanbul'a götürmek üzere Çürüksu'ya gelir. Dilrüba'yı görür, ret cevabı alır. Esat, düğün hazırlıkları yapmaktadır. Öldüğü sanılan Akif Bey, düğün gecesi çıkagelir; kendi evindeki bu derneğin manasını anlayamaz. Babası, her şeyi ona anlatır. Akif Bey, karısını boşar ve meyhanelere devam eder. Fakat Dilrüba'yı unutamaz. Bu arada, Dilrüba'nın Esat'la evlenmek üzere olduğu haberini alır. Dilrüba'nın cariyesi Kamer'e para verip zifaf odasına saklanır. Dilrüba ile Esat içeri girince iki erkek birbirlerini vurur, ikisi de ölür. Dilrüba kaçmak ister, kapının önünde Akif Bey'in babasıyla karşılaşır. İhtiyar Süleyman Kaptan, oğlunu ölüme sürükleyen bu kötü kadını hançerler.] (Hikmet Dizdaroğlu, "Namık Kemal")

​​

​FELATUN BEY İLE RAKIM EFENDİ


Eserin Yazarı: Ahmet Mithat Efendi
Eserin Türü: Roman
Eserin Kişileri: Felatun Bey: Batılılaşmayı yanlış anlamış, eğlence ve giyim meraklısı, mirasyedi, iyi yetişmemiş, züppe bir genç; Rakım Efendi: Küçük

Eserin Özeti: [Mustafa Meraki Efendi, alafrangalığa düşkündür. Biri kız, biri oğlan iki çocuğu vardır. Varlıklı biridir. Çocuklarını temiz, şık giydirmek için para harcamaktan çekinmez. Ne var ki bu cömertliği eğitimleri için göstermemektedir. Ne öğrenirlerse hep yüzeyde kalır. Oğlu Felatun Bey, babasına benzer; o da babası gibi giyime kuşama düşkündür, yarım yamalak Fransızcasıyla yabancı aileler arasında bulunmaktan, lüks eğlence yerlerine gitmekten hoşlanır. Böyle giyinmeyi, davranmayı alafrangalık sayar. Felatun Bey'in karşıtı, bir kavasın Rakım Efendi adlı oğludur. Babasını bir yaşındayken yitirir. Annesiyle Arap dedesi tarafından yetiştirilir. Annesi de ölür, dadısından başka kimsesi kalmaz. Kadıncağız onu yetiştirmek için başkalarının çamaşırlarını yıkar. Ona çalışkan, üretken, sorumluluk nedir bilen bir kişilik kazandırır. Rakım Efendi bu kişiliğiyle Fransızca öğrenir, kendisini yetiştirir. Bir dairede kâtiplik görevi bulur. İşinde ilerlemeye başlar. Bir yandan da yabancılara Türkçe dersleri verir. Felatun Bey, zamanı eğlenceyle, içkiyle geçirmektedir. Babası ona bir dairede iş bulmuştur, ama Felatun Bey işine haftada ancak bir gün zaman ayırabilmektedir. Çünkü, kalan günleri alafranga yaşamın gerekleriyle yüklüdür. Elbise provaları vardır, vitrinleri dolaşır, eş dost ziyaretlerine gider. Babası ölür. Büyük bir mirasa konar. Bir İtalyan oyuncu kadınla tanışır. Varını yoğunu bu kadına harcar, borçlu duruma düşer. Baba dostları koşarlar yardımına. Onu uzak bir kentte iş bularak İstanbul'dan uzaklaştırır, içine düşmüş olduğu bataktan kurtarırlar. Felatun Bey, yaptıklarından son derece pişmandır, utançla, pişmanlıkla ayrılır İstanbul'dan. Rakım Efendi çalışkan, üretken bir insandır. Tutumludur da. Birikimine dayanarak evine bir cariye alır. Canan adlı bu küçük cariyeyi tüm gücü, yeteneği ve becerisiyle eğitmeye çalışır. Ona müzik dersleri verir, yabancı dil öğretir. Dadısı da kızı ev işleri alanında yetiştirir. Cariye gittikçe büyür, güzelleşir. Efendisine gönlünü kaptırır. Rakım Efendi de onu sever. Evlenir, mutlu olur.] (Yüzbaşıoğlu-Muammer Yüzbaşıoğlu "Türk ve Batı edebiyatından Ünlü Roma")​

ZEHRA


Eserin Yazarı: Nabizade Nazım.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Zehra, Suphi, Sırrıcemal, Ürani, Münire...
Eserin Özellikleri: Nabizade Nazım'ın romanıdır. Türk edebiyatında ilk psikolojik roman denemesi kabul edilen eserde kıskançlık teması işlenmiştir. Nabizade Nazım; "Karabibik" adlı uzun hikâyesinden altı yıl sonra yayımladığı "Zehra" ile Tanzimat romancılığımızın töresel gerçekliğinde etkin bir aşamayı vurgular. Bilinçli realizm natūralizm akımcılığını uygulamaya çalışır. Namık Kemal romantizminden uzaklaşma çabasını başarıyla sürdürür. Tanzimat'la Servetifünun arasındaki Türk aile yaşamının günlük izlenimlerini, İstanbul Beyoğlu serüvenlerini, günden güne sefalete sürüklenen bir insanın psikolojik dünyasını Suphi'yle birlikte yaşarız.

Eserin Özeti: [Zehra, küçük yaşlarda anasız kalmış, hırçın ve kıskanç bir kızdır. Zengin bir tacir olan babası, Zehra'yı kâtibi Suphi ile evlendirir. İki genç ilk zamanlar mesutturlar. Fakat Zehra'nın evlendikten sonra sakinleşti zannedilen kıskançlığı sebepsiz olarak nüksetmiş, Suphi'yi rahatsız etmeye başlamıştır. O sırada Suphi'nin annesi hizmet etmesi için eve Sırrıcemal isminde genç ve güzel bir hizmetçi getirir. Zaten kıskanç olan Zehra bunu görünce büsbütün huysuzlaşır. Çekilmez bir hal alır. Bu sırada Zehra'nın babası Şevket Bey de ölür. Zehra'nın kıskançlığı yüzünden Suphi'nin acıma duygusuna bağlı olarak evde ikinci bir aşk başlar. Bu aşk zamanla nikâha dönüşür. Suphi yeni hanımıyla Ayestefestos'ta bir eve yerleşir. O artık iki evlidir, eski evine uğradığı yoktur. Sırrıcemal'in baskısıyla Suphi, Zehra'yı boşar. Suphi'nin zayıf tarafını yoklayan Zehra ona güzel bir Rum kızı olan Ürani'yi musallat eder. Suphi kızla buluştuğu geceden itibaren ondan ayrılamaz, hayatla bütün bağlarını koparır. Kocasının ortadan kaybolması ile ızdırap içinde kıvranan Sırrıcemal çocuğunu düşürür ve intihar eder. Suphi olanların hiçbirinden haberdar değildir, varını yoğunu bitirir, Ürani onu dışarı atar. Şimdi o bir serseridir. Karnını doyurabilmek için tulumbacı kahvelerine devam eder, yangınlara gider, her türlü sefalete katlanır. Ürani'nin yaptıklarına katlanamayan Suphi onu aşığı ile birlikte öldürür. Polis yapılan tahkikat üzerine Suphi'yi yakalayarak mahkemeye verir. Fakat mahkeme cinayet hakkında kati bir delili bulamadığı için Suphi'nin beraatına karar verirse de böyle azılı bir serserinin İstanbul'da bulunmasını iyi görmediğinden Trablusgarp'a sürgün eder. Zehra bu sırada Suphi'nin kâtibi ile evlenmiştir. Yaptığı oyunun neticesinde eski kocasının başına gelen akıbeti öğrenince böyle bir neticeyi arzu etmediğinden hayata küser. Yalnız ve ümitsiz bir ömür sürerken bir gün Suphi'nin annesi Münire'nin sokaktaki ölümünü görür. Artık tahammül edemez, hasta olur ve ölür.) (Himmet UÇ, "Şair ve Romancı Nabizade Nazım")

TURFANDA MI YOKSA TURFA MI


Eserin Yazarı: Mizancı Mehmet Murat.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Mansur Bey, Zehra, Şeyh Salih Efendi...
Eserin Özellikleri: Mizancı Mehmet Murat'ın romanıdır. Romanın olayı Mansur Bey etrafında gelişir. "Turfa" sözcüğü eskiyi, "Turfanda" sözcüğü ise yeniyi temsil eder. Roman eski-yeni çatışması üzerine kurulmuştur. Romanın kahramanı Mansur Bey yeniyi temsil eder, idealindeki her şeyi gerçekleştirmeyi düşünür. Mehmet Murat, bu romanında, toplumun o dönemdeki durumunu yansıtmakla kalmaz, yaşamışlığın verdiği rahatsızlıkla, gözleme dayalı sağlam eleştiri örnekleri verir. Süssüz, özentisiz bir dille "milli roman" yazmak amacıyla konuyu işler.

Eserin Özeti: [Zehra ile Mansur kardeş çocuklarıdır. Mansur, Fransa'da doktorluk öğrenimi görmüş; İstanbul'a dönmüş, amcasının konağında Zehra ile karşılaşmıştır. Kız, hanım hanımcık, ağır başlı bir taze olmuştur. Zehra ile Mansur birbirlerini severler. Amcaları Şeyh Salih Efendi bu gençleri evlendirip, mutluluklarını perçinlemek için mirasçı yapmak niyetindedir. Fakat iki karısı, karılarından birinin Raşit adında hain bir kardeşi vardır. Raşit, kardeşinin çocuğunu tek mirasçı yapabilmek için, Şeyh Salih Efendi'nin diğer kadından olan oğlunu bir araba kazası süsü vererek, çocuğun annesini çocuk düşürtmek bahanesiyle ortadan kaldırır. Konağı yakmak, öteki mirasçıları öldürmek üzere iken, Mansur tarafından adaletin pençesine teslim edilir. Zehra Mansur'la evlenir. Mansur bu sıralarda başlayan Rus savaşına gönüllü olarak katılır. Savaş sonu Şam'a gönderilir, hastalanır. Trablusgarp'ta ölür. Mansur çok iyi niyetli, ülkücü bir gençtir. Doktorluktan kazandığı parayla okullar açacak, yoksul halk çocuklarını okutacak, ülkemizdeki yabancı ulusların sömürgen çıkarlarına karşı koyacaktır. Romanda Zehra ile Mansur'u evde ders okuyorlarken tanımaya başlarız.]

TAAŞŞUK-I TALAT VE FITNAT


Eserin Yazarı: Şemsettin Sami.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Talat, Fitnat, Hacı Mustafa, Zekiye Hanım, Ali Bey...
Eserin Özellikleri: 1872'de yazılmış, Latin harfleriyle ilk kez 1964 yılında basılmıştır. Şemsettin Sami'nin tek romanıdır. Türk edebiyatında ilk yerli romandır. Romantizm akımının ürünüdür. Roman, görücü usulü evliliğin sakıncalarını ele almıştır.

Eserin Özeti: [Talat küçük yaştayken babasız kalır, annesi Saliha Hanım tarafından büyütülür. Daireye gidip gelirken uğradığı Hacı Mustafa adında birinin bir dükkânı vardır. Hacı Mustafa, Fitnat'ın üvey babasıdır. Annesi Zekiye Hanım, kendisine gebeyken kocasından ayrılmış, Hacı Mustafa ile evlenmiştir. Kadın birkaç yıl sonra ölmüş, Fitnat yetim kalmıştır. Talat, Fitnat'ı bir gün evin cumbasında görür. Görür görmez de kıza tutulur. Sevgisi karşılıksız kalmaz. Fitnat da ona âşık olur. Hacı Mustafa, kızı evden dışarı çıkarmamaktadır. Kız da korkusundan onun bu isteğine katlanmaktadır. Talat, bir gün çarşaf giyerek kadın kılığına girer, eve gelir. Yakından konuşmaları böylelikle gerçekleşir. Hacı Mustafa, Fitnat'ı zengin bir adama verir. Fitnat, Ali Bey adlı bu adama yaklaşmamakta direnir çünkü Talat'ı sevmektedir. Sonunda da kendini bir çakıyla öldürür. Boynunda da annesinden kalma bir muska vardır. Adam muskayı açıp okur. Öz kızıyla evlenmiş olduğunu öğrenince aklını kaçırır, altı ay sonra ölür. Bu duruma dayanamayan Talat da üzüntüsünden yatağa düşerek bu dünyadan ayrılır.] (Nermin Yüzbaşıoğlu-Muammer Yüzbaşıoğlu "Türk ve Batı Edebiyatından Ünlü Romanlar")

ŞAİR EVLENMESİ 


Eserin Yazarı: İbrahim Şinasi.
Eserin Türü: Oyun (tiyatro).
Eserin Kişileri: Müştak Bey, Kumru, Sakine, Hikmet Bey, Ziba Dudu, Ebullaklaka, Batak Ese, Kötek Ese, Habbe Kadın...
Eserin Özellikleri: Eser, Batı tekniğine uygun ilk yerli tiyatro ömeğidir. Tek perdelik küçük bir komedidir. Eserin konusu ve kahramanları halk yaşamından seçilmiştir. 1860 yılında Tercüman-ı Ahval gazetesinin 2-5. sayılarında tefrika edilmiş, aynı yıl kitap haline getirilmiştir. Kişilerin adlarının anlamları ile kişilikleri arasında uyum vardır: Müştak Bey: Adına yaraşır sevimli ve şairane meşrepli bir beyefendi. Hikmet Bey: Hikmetli sözlere düşkün, ağırbaşlı bir kişi. Kumru Hanım: Kumrular gibi güzel, konuşkan, sevimli bir genç kız. Sakine Hanım: Evde kalmış, yaşlı, sakin, kendi köşesine çekilmiş bir kız. Ziba Dudu: Kılavuz kadın, konuşkan ve dudu kuşu gibi. Habbe Kadın: Yenge kadın rolünde; "habbeyi kubbe yapan bir kadın". Ebullaklaka: Adı gibi burnundan konuşan kişi. Batak Ese-Atak Köse: Halktan kişiler; ne yaptıkları belli olmayan bilinçsiz mahalle gediklilerinden.

Eserin Özeti: [Genç şair Müştak Bey'e sevdiği Kumru Hanım yerine bir aldatmacayla onun yaşlı ve çirkin ablası Sakine ile nikâhlarlar. Müştak Bey düğün gecesi işin farkına varır. Şaşkına dönse de arkadaşı Hikmet Efendi'nin yardımıyla nikâhı kıyan mahalle imamı Ebullaklaka'ya gizlice bir miktar para vererek yanlışlığın düzeltilmesini sağlar. Kumru Hanım'la nikâh kıyar ve sorunu giderir. İmam durumu kitabına uydurur: Müştak Bey'e büyük kızı nikâhlamıştır ama yaşça değil, boyca büyük kızdır nikâhladığı, yani Kumru Hanım'dır nikâhladığı.]

DURDANE HANIM


Eserin Yazarı: Ahmet Mithat Efendi.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Dürdane, Ulviye Hanım...

Eserin Özeti: [Yirmi sekiz yaşlarında bir dul olan Ulviye Hanım, babası da ölünce İstanbul'daki yalısında yaşlı annesi, hizmetçisi ve uşaklarıyla yaşamaktadır. Yalının önü deniz, üç yanı bahçedir. Komşu yalı sahibi Helveti Efendi'nin rahmetli ilk karısından kızı Dürdane on sekiz yaşlarındadır; iki yalı halkı arasında tanışıklık yoktur. Ulviye, Dürdane'yi merak eder, bazı sırları olabileceğini düşünür, araştırır. Becerikli kadındır, erkek kılığına da girer, pek çok erkekten daha kuvvetlidir. Bir gece Ulviye, iç yapısını öğrendiği komşu yalı bahçesine geçer, Dürdane'nin penceresine tırmanır, odada bir erkek görür; Dürdane'nin gizli sevgilisidir bu. Ulviye, baba dostu bir İngiliz doktordan o sırada yeni icat edilmiş telefonun İstanbul'da da satılmaya, kullanılmaya başlandığını öğrenmiştir; bir telefon edinir; alıcıyı bir gece Dürdane uyurken gizlice onun odasına yerleştirir, hat çeker, kulaklığı kendi odasına koyar. Şimdi Dürdane'nin anne ve babasının bile far-kında olmadıkları gizli aşkın yaşandığı odada konuşulanları, Ulviye bir bir duymaktadır. Dışarıda çok zaman erkek giyimiyle dolaşan, Acem Ali Bey adında tanınan Ulviye, Galata meyhanelerinde Sandalcı Sohbet ile dost olmuştur; Sohbet, onun genç bir kadın olduğunu anlarsa da ses çıkarmaz. Hamile olan Dürdane'nin doğumunun yaklaştığını gizli telefondan öğrenince Ulviye, Acem Ali Bey olarak sandalcı Sohbet'in yardımıyla bir ebeyi kaçırır, yalıdakilere sezdirmeden emin bir yere götüreceğini söyleyerek kendi yalısına götürür. Mirasyedi âşık Mergup Bey, Dürdane'yi yüzüstü bırakmıştır. Dürdane, onu sevdiğini, suçun kendisinde olduğunu tekrarlayarak, sonradan kadın kılığıyla gelip kendini tanıtan Ulviye'nin, Mergup'tan öç almak tekliflerini reddeder. İntikamını kendi kendinden alacaktır: Dürdane, ricası üzerine (Acem Ali Bey) ile Sandalcı Sohbet'in yalıya alıp geldikleri Mergub'un perişan bakışları önünde, önceden zehir içmiştir, acılarını anlata anlata ölür. Ama dava mahşere kalmamıştır. Bu intihardan altı ay sonra Mergup, henüz on beş günlük yeni evliyken, aldığı kızın eski aşığı tarafından öldürülür. Ulviye Hanım da hayat hikâyesinden acılar çekmiş, mert bir adam olduğunu anladığı Sandalcı Sohbet ile evlenir.]

MÜŞAHEDAT


Eserin Yazarı: Ahmet Mithat Efendi.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Refet, Seyyid Mehmet Numan, Siranuş, Agavni, Feride...
Eserin Özellikleri: Ahmet Mithat Efendi'nin romanıdır. Romanda kendisi de roman kahramanlarından biridir, romanda bizzat Ahmet Mithat Efendi olarak karşımıza çıkar. Müşahedat, "müşahedeler, gözlemler" anlamına gelir. Yazarın ön sözde "bu roman, karilerime (okuyucularıma) 'tabii' romanlardan bir numune olmak üzere takdim ediyorum." demesinden de anlaşıldığı üzere Müşahedat, natüralist roman türüne örnektir.

Eserin Özeti: [Refet yirmi üç, yirmi beş yaşlarında bir gençtir. Babasından kalma serveti tüketince aklı başına gelmiş, babasının dostu olan Seyyid Mehmet Numan adlı bir tüccarın yanında çıraklık etmeye başlamıştır. Seyyid Mehmet Numan, Refet'i, İstanbul'un bahçıvanlık ürününü Avrupa'ya yollama işiyle görevlendirmiş ve verdiği aylıktan başka, bahçıvanlık ürünlerinin alım satımından kalan karın yarısını da ona bırakmıştır. Refet açıkgöz, mert bir delikanlıdır. Sarışın Agavni ile sakin bir hayat yaşamaktadır. Agavni'nin arkadaşı esmer güzeli Siranuş da Refet'i sever fakat arkadaşlarına hıyanet edemeyecek yaradılıştadır; Refet de Siranuş'u sever ise de metresine hıyanet edemeyecek kadar merttir. Tüccar Seyyid Mehmet Numan, çirkin kızı Feride'yi Refet'e vermek ister, Refet reddeder. Feride, kendisinin Refet'le evlenmesine Agavni engel oluyor sanarak, adam tutup Agavni'yi Şirketihayriye vapurundan çıkarken denize düşürtüp öldürtür. Agavni'nin ölümünden sonra Siranuş Müslüman olur, Refet'le evlenirler. Feride yine açıkta kalır. Seyyid Mehmet Numan artık iyice ihtiyardır, işten ayrılır. Hicaz'a gider, orada ölür.]

SERGÜZEŞT 


Eserin Yazarı: Sami Paşazade Sezai.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Dilber, Celal, Mustafa Efendi, Asaf Paşa, Teravet...
Eserin Özellikleri: Sergüzeşt "serüven, macera" anlamına gelen bir sözcüktür. Eser, 1887 yılında yayımlandı. Eser, romantizmden realizme geçişte bir köprüdür. Edebiyatımızda bütünüyle "esaret" temasını işleyen ilk romandır. Dilber adındaki bir esir kızın acıklı yaşamı realist tarzda anlatılır. Aslında bazı edebiyat araştırmacıları Dilber'le bir bakıma yazarın annesinin benzerliğini ortaya koyar. Çünkü sanatçının babası Sami Paşa Mısır'da görev yapmış ve Sezai'nin annesini köle olarak alıp daha sonra onunla evlenmiştir. Dilber'in köle olması ve sonunda kendisini Nil Nehri'ne atması bahsettiğimiz yaşantıyla ilişkilendirilmiştir.

Eserin Özeti: [Kafkasya'nın bir köyünde Dilber adında küçük bir kız, esircilerin eline düşer. İstanbul'a getirilir. Dokuz yaşındaki güzel kız, Mustafa Efendi adında bir memura satılır. Evin hanımı serttir, kötü huyludur. Dilber'e çok cefa eder. Kızcağız bütün ağır işleri yüklenir, gücünün üstünde çalışır. Öyleyken sık sık dövülmekten, aşağılanmaktan kurtulamaz. Mustafa Efendi Erzurum'a bağlı bir ilçeye atanır. Dilber'i götürmek istemediğinden bir esirciye satar. Dilber sıkıntılı yıllar geçirir. Ona müzik, okuma, ev işleri öğretilir. Ardından, satılır. Bir paşa konağına düşer. Asaf Paşa'nın ailesi görgülü ve bilgilidir. Evde dengeli bir hava vardır. Dilber burasını çok sever, ilk kez rahat eder. Ailenin oğlu Celal, Avrupa'da okumuş, resim çalışmış, kültürlü ve yakışıklı bir gençtir. Dilber'i model olarak kullanır. İki genç zamanla birbirlerine yakınlık duyarlar. Birbirini severler. Anne, baba durumu sezince telaşa kapılırlar. Oğullarının haberi olmadan kızı, bir esirciye satarak konaktan uzaklaştırırlar. Celal olup bitenleri öğrenince üzüntüden yatağa düşer. Dilber'in yeni sahibi Mısırlı bir zengindir. Kızı haremine kapamak amacındadır. Bunun için onu Mısır'a götürür. Genç kız hareme girmek istemediğinden üst katta karanlık bir odaya kapatılır. Harem ağası Cevher kıza acır, onu kurtarıp İstanbul'a kaçırmak ister. Gece yarısı odaya ip atarak yukarı tırmanır. Önce Dilber'i aşağı indirir. Ardından kendisi de inerken dengesini kaybeder, düşerek ölür. Dilber yalnız ve çaresiz kalır. Tek başına İstanbul'a gidemeyeceğini anlar. Kendini Nil ırmağına atarak intihar eder.]

LETAİF-İ RİVAYẬT


Eserin Yazarı: Ahmet Mithat Efendi.
Eserin Türü: Hikâye (öykü).
Eserin Özellikleri: Ahmet Mithat Efendi'nin 1871-1894 yılları arasında yayımladığı ve 25 ciltten oluşan hikâye serisidir. İçlerinde 30-40 sayfadan oluşan uzun hikâyeler olmakla beraber 200 sayfalık romanlar da vardır. Hatta eserde Eyvah adlı tiyatro yapıtı da vardır. "Rivayet edilen / söylenegelen hikâyeler" anlamına gelen eser, Türk edebiyatında ilk hikâye kitabı sayılır. Eserin içerisinde "Su-i Zan-Esaret, Gençlik-Teehlül, Felsefe-i Zenan, Gönül-Mihnetkeşan, Firkat, Yeniçeriler, Eyvah, Ölüm Allah'ın Emri, Bir Gerçek Hikâye-Fitnekar, Nasip-Bekârlık Sultanlık mı Dedin, Bahtiyarlık, Cinlihan, Obur, Bir Tövbekâr, Çifte İntikam, Para, Kısmetinde Olanın Kaşığında Çıkar, Diplomalı Kız, Dolaptan Temaşa, İki Hud'akar, Emanetçi Sıtkı, Cankurtaranlar, Bir Acaib-i Saydiyye, Ana-Kız" adlı hikâyeler yer alır.

KÜÇÜK ŞEYLER 


Eserin Yazarı: Sami Paşazade Sezai.
Eserin Türü: Hikâye (öykü) kitabı.
Eserin Özellikleri: Eserde sekiz parça yer almaktadır. Bunlardan Kediler ve Pandomima adlı hikâyeler çok sevilmiş ve pek çok antolojiye alınmıştır. Düğün başlıklı hikâye evin beyine âşık olan ve onun kendi seviyesinde bir hanımla evlendiği gece, köşkün izbe bir köşesinde veremden ölen bir esirenin hazin macerasını işler. Bu hikâye, gerek devrinde moda olan esaret temini işlemesi, gerekse bir İstanbul düğününü ayrıntılı bir şekilde anlatması bakımından dikkati çekicidir. Arlezyalı başlıklı hikâye, Alphonse Daudeť'den tercümedir. Küçük Şeyler yayımlandığı yıllarda büyük ilgi uyandırmıştır. Halit Ziya Uşaklıgil Kırk Yıl adlı hatıratında, küçük hikâye yazmak heves ve arzusunun bu kitaptan kaynaklandığını belirtir. "Küçük Şeyler, beni çıldırttı." der. Eser, Batılı manada küçük hikâye türünün ilk örneklerini içermesi bakımından edebiyatımızda önemli bir aşamadır. Samipaşazade Sezai eserdeki hikâyeleriyle romantizmden gerçekçiliğe geçme çabasını gösteren sanatlı bir nesir örneği vermiştir.

ARABA SEVDASI


Eserin Yazarı: Recaizade Mahmut Ekrem.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Bihruz Bey, Periveş, Keşfi Bey...
Eserin Özellikleri: Edebiyatımızda resimlenmiş (ressam Halil Paşa'nın kalemi ile) ilk romandır. Romanın ikinci adı Bihruz Bey'in Aşıklığıdır. Bazı eleştirmenlerce Türk edebiyatında ilk realist roman sayılan "Araba Sevdası" adlı eserde Bihruz Bey adlı mirasyedi gencin hayatı etrafında yanlış Batılılaşma konusu işlenir.

Eserin Özeti: [Bir paşanın nazlı büyütülmüş oğlu olan Bihruz Bey, babası Anadolu'da valiliklerde bulunduğu için iyi bir tahsil ve terbiye görmemiş, yirmi dört yaşında bir gençtir. Özel hocalardan Fransızca ders almış fakat onu da becerememiştir. Babası ölünce annesiyle kendisine yirmi sekiz bin liralık bir miras kalır. O zamana göre büyük bir servet olan bu parayı yemekle bitip tükenmez zanneder. Yazları Çamlıca'da, kışın Süleymaniye'de otururlar. Bihruz'un bütün merakı zarif faytonuyla gezinti yerlerinde dolaşıp kendini göstermek, herkesten daha şık giyinmeye çalışmak, Türkçe cümleler arasında Fransızca kelimeler kullanmak, berber, kunduracı, terzi ve garson gibi halk tabakasından insanlarla, özellikle Fransızca bilmeyenlerle Fransızca konuşmaktır. Böylece Batılı olduğunu, alafrangalaştığını göstermek ister. Çalışmakta olduğu Kalem'e ise arada sırada uğrar. Bir gün arabasıyla Çamlıca'da dolaşırken, güzel bir landoda çok güzel bir kadına rastlar. Bir anda ona âşık olur. Kıza çiçekler verir, ertesi hafta arabasına bir mektup atar. Fakat o günden sonra kadını bir daha göremez. Onu çok yüksek bir aileden veya Parisli, araba, konak ve uşak sahibi bir kadın zanneder. Bir yığın hayale kapılır. Halbuki bu, Periveş adlı kötü bir kadındır. Bihruz Bey'in, Kalem'den Keşfi Bey adında bir arkadaşı vardır. Yalancılığı ile ünlü bir adam olan Keşfi Bey, kızdan haber alamadığı için çok üzülen Bihruz'a Periveş'in öldüğünü söyler. Delikanlı büyük bir acıya düşer, yemeden içmeden kesilir. Evini ve annesini ihmal etmeye başlar. Sevgilisinin mezarının nerede olduğunu bile bilmemektedir. Bu arada artık serveti de tükenmeye başlamıştır. Bir ramazan akşamı Şehzadebaşı'nda dolaşırken, Periveş'e çok benzeyen bir kıza tesadüf eder. Onu, sevgilisinin kız kardeşi zannederek yanına gider, Periveş'in mezarını sorar. Kızın alaylı kahkahaları arasında karşısındakinin Periveş olduğunu öğrenir. Fakat Periveş öyle sandığı gibi yüksek bir aileden değil, aksine bir sokak kadınıdır. Başından beri Periveş kadar ilgisini çekmiş olan fayton da Periveş'in değildir. Kiralanmıştır. Böylece ikinci bir hayal kırıklığına uğrar. Periveş'le yanındaki Çengi hanımın hakaretleri ve gülüşmeleri arasında oradan uzaklaşır.]

​​

bottom of page