CUMHURİYET DÖNEMİ ESER ÖZETLERİ
YALNIZIZ
Eserin Yazarı: Peyami Safa.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Samim, Selmin, Aydın, Mefharet, Besim, Ferhat...
Eserin Konusu-Özellikleri: İlk baskısı 1951'de yayımlanmıştır. Manevi değerlerin zayıflaması sonucunda, insanın içine sürükleneceği açmazın, materyalist yaklaşımlarla çözümlenemeyeceği gerçeğini kabule yanaşmayanların, eninde sonunda yalnızlığa düşüp hüsrana uğrayacağı gerçeği, Yalnızız romanının konusunu meydana getirmektedir.
ŞİMŞEK
Eserin Yazarı: Peyami Safa.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Sacid, Müfid, Pervin...
Eserin Konusu-Özellikleri: İlk baskısı 1923'te yayımlanmıştır. Aile ortamında başlayan "gayri meşru" bir ilişkinin, bireyler arasında huzursuzluğa, çatışmaya ve nihayet bir aile faciasına yol açması, Şimşek romanının konusunu meydana getirir.
Eserin Özeti: [Sacid, Müfid ve Pervin, Bağlarbaşı'nda babadan kalma bir köşkte oturmaktadırlar. Müfid'le Pervin evlidirler. Ancak Müfid'in dayısı Sacid'in Pervin'le yıllar öncesine uzanan gizli ilişkisi vardır. Sacid, bu ilişkiyi Pervin'in Müfid'le evlenmesinden sonra da sürdürmek istemektedir. Müfid, zaman zaman bir şeyler sezerse de, şüphesini dışa vurmaz. Müfid'in şüphelerine aldırmayan Sacid, Pervin'le arasındaki "gayri meşru" ilişkiyi sürdürür. Pervin, kendini Müfid'e bağlı hisseder, ancak Sacid'in isteklerine de karşı koyma cesaretini gösteremez. Geçen zaman içinde, şüphe ve kuruntularının baskısıyla melankolik bir kişi olan Müfid, Pervin'e, köşkten ayrılmayı teklif eder. Ancak Pervin, onun teklifine pek önem vermez. Bunun üzerine Müfid, Pervin'e bir mektup bırakarak köşkten ayrılır. Çengelköy'de oturan teyzesi Şayeste Hanım'ın yanına gider. Müfid, burada, ilk günlerini huzur içinde geçirir. Ancak bir süre sonra, Pervin'e karşı duyduğu hasretten dolayı sıkıntıya düşer, hastalanır. Bunu haber alan Pervin, onu ziyarete gelir. Pervin'in gelişiyle nispeten iyileşen Müfid, Sacid'in ziyareti üzerine tekrar rahatsızlanır. Çünkü Sacid, Pervin'i burada da rahat bırakmamaktadır. Nitekim fırtınalı bir gece sevişirlerken, şimşeğin aydınlığında Müfid onları görür. Bunun üzerine Pervin dışarı kaçar. Sacid de onun peşinden gider ve bir müddet sonra tekrar eve dönerler. Odadan ses duyulması üzerine Sacid, Müfid'in yanına gider. Aralarında boğuşma başlar. Daha sonra odaya giren Pervin, ikisinin cesediyle karşılaşır. Olayın etkisiyle akli dengesini kaybeden Pervin, gözlem altına alınır.]
SÖZDE KIZLAR
Eserin Yazarı: Peyami Safa.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Mebrure, Behiç, Belma, Nafi Bey, Fahri, Nazmi...
Eserin Konusu-Özellikleri: İlk baskısı 1923'te yayımlanmıştır. Sözde Kızlar romanında, Mütareke Dönemi'nin bunalımlı günlerinde, babasını aramak amacıyla İstanbul'a gelen bir genç kızın macerasıyla, yüksek tabakanın içinde bulunduğu ahlaki çöküş esas konu olarak işlenmektedir.
Eserin Özeti: [Yunanlıların Batı Anadolu'yu işgali üzerine İstanbul'a gelen Mebrure, burada, uzaktan akrabaları Nafi Beylerde kalır. Onun İstanbul'a geliş sebebi, işgalcilerin zulmünden kaçıp bu ailenin himayesine sığınmaktan çok, Anadolu'da iken kaybettiği babasından haber almaktır. Ancak Mebrure İstanbul'da hiç de ümit etmediği meselelerle karşı karşıya kalır. Nafi Bey'in ölümünden sonra Nazmiye Hanım'ın idaresine giren köşk, sosyetenin zevk ve eğlenti yeri olmuştur. Burada sık sık danslı, içkili eğlenceler, kabuller düzenlenmektedir. Mebrure, bu eğlencelerden elinden geldiğince uzak durmaya çalışır ve arada fırsat buldukça "Muhacirin İdaresi"ne uğrayarak babasını sorar. Mebrure için bir diğer mesele de Nazmiye Hanım'ın oğlu Behiç'tir. Yakışıklı, zeki ve fırsatçı bir delikanlı olan Behiç, köşke gelen diğer kızlar gibi Mebrure'yi de tuzağına düşürmek istemektedir. Behiç bu isteğine kavuşmak için Mebrure'ye birtakım vaatlerde bulunur. Behiç'in vaatlerine bir ara kanan, hatta onun evlenme teklifi karşısında tereddüde düşen Mebrure, Belma'nın araya girmesiyle aldatılmaktan kurtulur. Belma, ona Behiç'le ilişkisini, bu ilişki sonucunda "gayri meşru" bir çocuğu olduğunu, çocuğun Behiç tarafından diri diri gömüldüğünü anlatır. Daha sonra, olayları zabıtaya aksettiren bir mektubu Mebrure'ye veren Belma, intiharla hayatına son verir. Bu meselenin etkisiyle Behiç'ten uzaklaşan Mebrure, arkadaşı Fahri ile birlikte haber aldığı babasının yanına, Amasya'ya gider.]
MATMAZEL NORALİYA'NIN KOLTUĞU
Eserin Yazarı: Peyami Safa.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Ferid, Yahya Aziz, Madam Fotika....
Eserin Konusu-Özellikleri: İlk baskısı 1949'da yayımlanmıştır. Karşılaştığı birtakım olağanüstü olayları, bağlı bulunduğu materyalist ve pozitivist felsefeler çerçevesinde açıklamaya çalışan, ancak başarılı olamayınca da şüphe ve tereddüde düşen bir gencin, çevresindeki bazı kişilerin telkin ve açıklamalarıyla söz konusu şüphe ve tereddütlerinden sıyrılıp huzura kavuşması, romanın konusunu teşkil etmektedir. Psikolojik bir romandır. Kimi eleştirmenlerin, gerçeği sanatçı olarak değil bir bilim adamı gibi açıkladığı için sanatını ideolojisine "kurban" ettiğini söylediği Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, karşılaştığı bir-takım doğaüstü olaylara kendince çözüm bulamayan ve bu yüzden şüphe ve tereddüde düşen materyalist fikirli septik Doktor Ferit'in, çevresindeki bazı kişilerin telkinleriyle söz konusu şüphe ve tereddütlerinden kurtularak huzura kavuşmasını konu alır. Romanda hâkim unsur Ferit'in geçirdiği değişimdir. Olay örgüsünde yer alan bütün unsurlar bu değişimin izahına yöneliktir.
Eserin Özeti: [İkinci Dünya Savaşı yıllarında Tıp Fakültesi'nden ayrılıp felsefeye devam eden, ancak bu bölümü de terk eden Ferid, Yüksek Kaldırım'da, konaktan bozma bir pansiyonda kal-maktadır. Annesini ve iki ablasını veremden kaybetmiş, savaş nedeniyle Londra'daki babasından da haber alamamıştır. Pansiyonda kaldığı ilk günlerde, birtakım normalüstü ve parapsikolojik olaylar yaşayan Ferid, bunlan, sahip olduğu materyalist ve pozitivist kültürle açıklamaya çalışır. Ne var ki, kendince ulaştığı sonuçlardan tatmin olmaz; tereddüde ve şüpheye düşer. O, arada bu tür konuları, pansiyonu yöneten dindar bir kişi olan odabaşı Vafi Bey'le de tartışır. Zaman zaman Vafi Bey'in telkini altına girerse de, bu durum kısa sürer ve Ferid yine mantıklı bir açıklamaya varamamanın sıkıntısıyla bocalar durur. Bu psikolojinin etkisiyle, duygusal bir yakınlık duyduğu Selma'ya da bir türlü bağlanamaz. Selma, yüksek tabakanın oturduğu Osman Bey çevresine mensup olmasına rağmen, aşırı eğilimleri bulunmayan sade bir genç kızdır. Ferid ondan ayrı kalınca tamamıyla yalnızlaşır ve birtakım normalüstü halleri yaşamaktan kurtulamaz. Aynı pansiyonda kalan ve Ferid'in yaşadıklarına tanık olan Sorbon mezunu 'Felsefe Öğretmeni Yahya Aziz Bey, ona yardımcı olmaya çalışır. Olayları, sabit bir fikirle açıklamayan, her türlü ihtimali dikkate alarak sağlıklı bir sonuca varmaya çalışan Yahya Aziz, Ferid üzerinde etkili olur ve ondaki bazı endişeleri ortadan kaldırır. Yahya Aziz'den gelen telkinle kendini nispeten toplayan Ferid, teyzesinin öldürülmesi sonucunda kendisine miras kalan parayla -yine Yahya Aziz'in tavsiyesine uyarak- Büyükada'da bir pansiyona taşınır. Buradaki pansiyon, Yüksek kaldırım'dakine göre daha güzel ve daha rahattır. Ada'da kaldığı ilk günlerden itibaren huzura kavuşan Ferid, bir gece, pansiyonun ölmüş sahibesi Matmazel Noraliya'nın koltuğunda ve resmi karşısında mistik bir tecrübe hali yaşar. Bu hal onun için bir dönüm noktası olur. Daha sonra pansiyonun idarecisi Madam Fotika'dan, Noraliya'nın hayat hikâyesini dinleyen Ferid, ona hayranlık duyar. Matmazel Noraliya, içine sürüklendiği bunalım kasırgasından mistik felsefeye sığınarak kurtulmuş, hidayete ermiş bir kadındır. Yahya Aziz, Matmazel Noraliya'nın hayatı ve felsefesi etrafında birtakım yorumlar getirerek Ferid'i aydınlatır. Sonunda şüphe, tereddüt ve sıkıntılardan sıyrılan Ferid, huzura kavuşmuş olarak tekrar Selma'ya döner.]
MAHŞER
Eserin Yazarı: Peyami Safa.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Nihad, Seniha Hanım, Muazzez, Perizat, Alaaddin Bey...
Eserin Konusu-Özellikleri: İlk baskısı 1924'te yayımlanmıştır. Çanakkale'de gazi olup İstanbul'a ümitle dönen bir gencin, burada karşılaştığı olayların etkisiyle hayal kırıklığına düşmesi, romanın konusunu teşkil etmektedir.
Eserin Özeti: [Çanakkale'den gazi olarak İstanbul'a dönen Nihad, kimsesi bulunmadığı için arkadaşı Faik'in yanında kalır. Bu arada arkadaşına yük olmamak için, gaziliğine güvenerek daireler-de iş arar. Ancak başvurduğu bütün dairelerden "olumsuz" cevap alır. İş ararken tesadüfen girdiği bir handa, Seniha Hanım adında bir kadınla tanışır. Daha sonra Seniha Hanım'ın Beyoğlu'ndaki apartmanına giden Nihad, Seniha Hanım'ın isteği üzerine evin küçük kızı Perizat'ın özel öğretmenliğini üstlenir. Ders verdiği günlerde, yine aynı evde kalan Muazzez'le tanışan Nihad, kısa zamanda ona ilgi duyar. Muazzez de ona yakınlık gösterince, arada, sonunda aşka dönüşecek bir ilişki başlar. Ancak Seniha Hanım, bu ilişkiye karşı çıkar ve Nihad'dan, kendisine verilen görevi yerine getirmesini, sadece kendi emirlerine uymasını ister. Çünkü Seniha Hanım, Nihad'ı bazı ticari yolsuzluklarının içine çekmek istemektedir. Bu durumda Nihad, Muazzez ile iş arasında tercih zorluğu çeker. Kısa bir tereddütten sonra, Seniha Hanım'ın gayri meşru hesap işlerine bakmayı, felsefesiyle bağdaştıramayan Nihad, Muazzez'i tercih eder. Muazzez'in milletvekili Alaaddin Bey'e verilmek istenmesi üzerine de, onunla birlikte apartmandan ayrılır ve Fatih'te kiraladıkları bir evde kalırlar. Evliliğin ilk ayını, eldeki ziynet eşyalarını satarak rahat geçirirlerse de, sonraları sıkıntı ve yoksulluğa düşerler. Nihad işsiz kalır. Arada, arkadaşlarıyla beraber siyasi toplantılara da katılır. Toplantıları haber alan polis, Nihad'ı, ihtilale teşebbüs suçundan tutuklar. Bir süre sonra serbest bırakılır. Durumlarında herhangi bir değişiklik olmaması üzerine Muazzez, tekrar Beyoğlu'na döner. Nihad hayli bunalımlı günler geçirir. İntihara teşebbüs ederse de, başaramaz; çünkü yaşama sevinci daha ağır basmıştır. Sonraki günlerde tekrar Muazzez'le anlaşır ve tekrar beraber olurlar.]
FATİH-HARBİYE
Eserin Yazarı: Peyami Safa.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Neriman, Şinasi, Macit, Faiz...
Eserin Konusu-Özellikleri: İlk baskısı 1931'de yayımlanmıştır. Yanlış anlaşılan "asrileşme" (batılılaşma) meselesinin Türk insanında, özellikle genç kuşaklar-da yarattığı bunalım ve bunalım sonucunda doğan pişmanlıklar, Fatih-Harbiye romanının konusunu şekillendirmektedir. Peyami Safa, Tanzimat'tan itibaren Türk romanının değişmez ana temalarından olan yanlış batılılaşmanın toplum bünyesinde sebep olduğu sorunları hemen bütün eserlerinde kullanır. "Fatih" Doğu'ya, "Harbiye" Batı'ya özgü değerleri temsil eder. Yazar, otobiyografik bir roman olan ve anı defterinden nakledilen Fatih-Harbiye'de farklı kültürleri, dünya görüşlerini ve yaşama biçim-lerini sembolize eden iki mekânı karşı karşıya getirir, Doğu-Batı çatışmasını ele alır. Birer sembol durumundaki roman kişilerinden Neriman, Doğu'ya özgü değerlerin bilincinde olmasına rağmen henüz Doğu-Batı sentezine ulaşamamış Şinasi ile yozlaşmış, yanlış Batılılaşmanın tipik bir örneği olan Macit arasında bocalarsa da sonunda romanın tezine uygun olarak Şinasi'ye döner. Doğu-Batı çatışması üzerine kurulan eserin mesajı, Neriman'ın yaşadığı bunalımlar ve iç çatışmalarında gizlidir.
Eserin Özeti: [Neriman ile Şinasi, Darülelhan'ın alaturka bölümüne devam eden iki gençtir. Fatih'te otururlar. Sözlüdürler. Neriman'ın, Beyoğlu çevresini, dayısının kızları ve özellikle -alafranga bir genç olan- Macit vasıtasıyla tanımasına kadar birbirlerini sever, sayarlar. Ancak bir yandan Macit'ten diğer yandan Şişli'de oturan dayısının kızlarından gelen etkilerle "Köprü'nün öbür tarafı"nda yaşanan "asri" hayata özlem duyan Neriman'da, Şinasi'ye ve Fatih-Beyazıt çevresine karşı nefret ve hor görme duygusu uyanır: Alaturka musikiyi beğenmez, alafranga musikiye sempati duyar; ud'dan nefret ederken, keman'a yakın durur. Çevresine ve kısmen muhafazakâr nitelik taşıyan terbiyesine rağmen Macit'le flört hayatı yaşar, gece eğlentilerine katılır. Bu süreçte, istediği ve özlediği hayatı Beyoğlu çevresinde bulacağına inanan Neriman, giderek babası Faiz Bey'le de çatışır. Bir gün, Perapalas'ta yapılacak bir balonun hazırlıkları için Beyoğlu'na çıkan Neriman, orada her zaman olduğu gibi dayısının kızlarına uğrar. Evde, bir Rus kadınından, kızıyla ilgili trajik bir hikâye dinler. Hikâyedeki Rus kızı ile kendisi arasında birtakım benzerlikler görerek ürker ve yaşadıklarından büyük bir pişmanlık duyar. Bu duygunun baskısıyla Neriman, söz konusu "asri" özlemlerinden vazgeçerek tekrar Fatih'e ve Şinasi'ye döner; evlilik hazırlıklarına başlar.]
DOKUZUNCU HARİCİVE KOĞUŞU
Eserin Yazarı: Peyami Safa.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Hasta Çocuk, Nüzhet, Doktor Ragıp, Paşa...
Eserin Konusu-Özellikleri: İlk baskısı 1930'da yayımlanmıştır. Fakir ve dizinden rahatsız olan bir çocuğun, kendisinden dört yaş büyük bir kıza âşık olması, beraberliğe dönüşmeyen bu aşkın getirdiği sıkıntı ve heyecanlardan dolayı rahatsızlığının artması ve nihayet ameliyat edilmesi, romanın konusunu oluşturmaktadır. Hasta bir gencin psikolojisini ele aldığı romanı Türk edebiyatının ilk otobiyografik romanıdır. Romanda yalnızlık, hastalık vehimleri, kimsesizlik duyguları içinde acı çeken adsız kah-ramanının ruhsal dünyasını aydınlatırken, aynı zamanda varlıklı bir muhitte sığıntı olarak yaşayan ve sevgisine karşılık alamayan kahramanın iç çatışmalarını yansıtır. 'Ben anlatıcı' dikkatiyle ve bakış açısıyla nakledilen romanda kemik veremine yakalanmış kahraman, bir yandan bacağının kesilmesi korkusunu yaşarken bir yandan da onun varlıklı akraba kızı Nüzhet için içinde yeşeren tek yanlı aşkından doğan kırgınlığı, bilinç akımı, iç konuşma gibi henüz Türk romanı için yeni olan modern anlatma teknikleri kullanılarak okura yansıtılır. Yazar bu romanında bilinç akımı, iç konuşma gibi çağdaş psikolojik romanların önemli bir özelliği olan anlatım tekniklerini ustalıkla kullanarak, roman kişisinin iç dünyasını gerçekçi ve doğal bir biçimde vermeye çalışmıştır. Romanın bir başka özelliği, hasta genç ile sevdiği kız arasındaki yaş, aile yapısı, ekonomik durum, sosyal çevre, hatta davranış biçimi gibi tüm değerlerin bir zıtlık üzerine kurulmuş olmasıdır. Öyle ki, bu zıtlık başkişi hasta gencin Nüzhet'e olan sevgisinin ilerlemesiyle en uç sınıra ulaşır. Bu zıtlıklar, varsıllık, sosyal çevre, hatta tavır ve davranışların verilmesiyle sağlanır. Gittikçe artan bu zıtlıklar, hasta gencin duygularını keşfedecek/ yorumlayacak ölçüde zamanından önce olgunlaşmasına sebep olmuştur. Bütün bu gelişmeler, bir yandan ondaki aşkın şiddetini artırmakta, öte yandan bu özellikleriyle "hastalığını sevmekte, onu hem kendi içinde hem de kendi dışında yaşayan ayrı bir uzviyet, ayrı bir varlık olarak seyretmekte, müşahede etmektedir." Peyami Safa'nın bütün romanlarında görü len, kendi söyleyişiyle "müşahhastan mücerrede, hareketten tasvir ve tahlile gitme" tekniğiyle bu romanda da karşılaşırız.
CANAN
Eserin Yazarı: Peyami Safa.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Canan, Lami, Şakir Bey...
Eserin Konusu-Özellikleri: İlk baskısı 1925'te yayımlanmıştır. Canan romanında, tutkularının baskısıyla birtakım vaatler ve geçici hevesler peşinde koşan, bu uğurda, bazı kutsal değerleri zedelemeyi göze alan insanın, sonuçta nasıl bir hüsrana ve pişmanlığa uğradığı anlatılır.
Eserin Özeti: [Bir Çerkes kızı olan Canan, küçük yaşta esirciler tarafından satın alınmış ve saraya satılmıştır. Sarayda güzelliğiyle dikkatleri üzerine çeken Canan, daha sonra, zengin bir aile olan Şakir Beylere verilmiştir. Burada, evin diğer çocuklarıyla beraber farklı bir muameleye tabi tutulmadan büyütülmüş, gelinlik çağına gelince de Kazım Bey adında bir binbaşıyla evlendirilmiş-tir. Binbaşıyla beraber Edirne'ye giden Canan, kocasıyla anlaşamayınca, tekrar İstanbul'a dönmüştür. Dönüşü takip eden günlerde, Şakir Bey'in şirketinde çalışan Lami ile tanışan Canan, kısa sürede onu kendine bağlar. Aradaki ilişkinin aşka dönüşmesi üzerine, Bedia'dan ayrılan Lami, Canan'la evlenir. Ancak geçen zaman içinde, Lami'den umduğunu bulamayan, onun aylık maaş-la isteklerini karşılayamayacağını anlayan Canan, başka erkeklerle ilişki kurmaya başlar. Lami, karısıyla ilgili bazı sözler duyarsa da, bunların dedikodudan ibaret olduğuna inanır, pek önem vermez. Evlilikleri böyle devam ederken, bir gün, Canan'ın annesi olduğunu iddia eden yaşlı bir kadın çıkar gelir. Ancak Canan, onu reddeder ve evden kovmak ister. Lami, kadına acıdığı için, evde alıkoyar. Evde düzenlenen alışılmış toplantıların birinde, Canan'ı bir erkekle gören kadın, gördüklerini Lami'ye anlatır. Bunun üzerine karısından şüphelenen Lami, daha sonra arkadaşı Selim'le onun gizli konuşmalarını duyar. Olayı izleyen günlerde Selim, Canan'la ilişkisini itiraf eder. Hatta onun sadece kendisiyle değil, birçok erkekle ilişki kurduğunu söyler. Bu durum, Lami ile Canan arasında kavgaya sebep olur. Kavga esnasında araya giren, ancak kızı tarafından bir kere daha reddedilen kadın, bunun üzerine kızı Canan'a saldırır; onu öldürerek evden kaçar. Olayın zabıtaya ulaşmasından sonra, hata işlediğini anlayan Lami, büyük bir pişmanlık duygusuyla tekrar eski karısı Bedia'ya döner.]
BİR TEREDDÜDÜN ROMANI
Eserin Yazarı: Peyami Safa.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Mualla, Raif, Vildan...
Eserin Konusu-Özellikleri: İlk baskısı 1933'te yayımlanmıştır. Bir Tereddüdün Romanı'nda, Birinci Dünya Savaşı sonrası tereddüt ve şüphe krizine yakalanan insanın, psikososyal problemleri anlatılmakta, insanın bu problemlerinden sıyrılabilmesi için de bazı geleneksel değerlere inanıp sarılmasının şart olduğu vurgulanmaktadır. Kendi hayatından izler taşıyan otobiyografik karakterli bir romandır. Yazar bu romanda bir bakıma kendi öz eleştirisini yapmıştır. Birinci Dünya Savaşı'nın sebep olduğu felaketler ve bu felaketlerin insanların iç dünyalarında açtığı yaralar, ruh çöküntüsü iki kadın arasında bocalayan başkişinin dikkatiyle okura yansıtılır. Eser, iç konuşma, bilinç akımı gibi teknikleri başarı ile romana uygulayan Wirginia Wolf'u, ruh derinliklerini yoklayan Dostoyevski'yi hatırlatması bakımından dikkat çekmektedir. Yazar, eserindeki dramı kişiler aracılığıyla çeşitli ilişkilerle dile getirir. İlk ilişki Mualla ile muharrir arasındadır. Mualla, muharririn evlenme teklifine olumsuz cevap verir. Olumsuz sonuçlanan ilişki muharrir ile Vildan arasında yeni bir ilişkiye kapı açar. Muharrir, Vildan'da beklediği etkiyi bulamaz, Vildan'dan uzaklaşır. Bu durumda roman kişilerinin üçü de yaşadıkları tereddütler dolayısıyla yalnız kalmaya mahkûm olurlar.
Eserin Özeti: [Mualla, kendisine tavsiye edilen "Bir Adamın Hayatı" adlı eseri, tereddütlerden sonra, rastgele sayfalar çevirerek okumaya başlar. Bir ara dikkatini, "Beni yalnız bırakmayınız!" cümlesi üzerinde yoğunlaştırır. Bu cümlenin sık sık tekrarlandığı sayfalarda, bir eğlence sonrasında, alkol ve eroini fazla almaktan zehirlenen bir adamın, otel odasındaki yalnızlığı, çırpınış ve acıları hikâye edilmektedir. Hikâyeye ilgi duyan Mualla, aile dostları Raif aracılığıyla eserin yazarıyla tanışma fırsatı bulur. Tanışma sırasında Mualla'yı beğenen yazar, ona evlenme teklifinde bulunur. Mualla, yaşadığı tereddütten dolayı teklife olumlu cevap veremez, düşünme süresi ister. Mualla, teklifi düşünürken, yazarın karşısına Vildan adında bir kadın çıkar. Vildan, dejenere ve kimliği meçhul bir kadındır. O, Mualla'nın tersine, yazarı, hem şahsen hem eserleriyle tanımakta, düşüncelerini benimser görünüp onunla evlenmek istemektedir. Yazar, kültürlü ve sanatkâr ruhlu bir kadın olmasından dolayı Vildan'a ilgi gösterirse de, ona bağlanmayı düşünmez; hatta ondan uzak durmaya çalışır. Çünkü Vildan, ona güven duygusu telkin etmemektedir. Ancak Mualla'dan beklenen cevabın gelmemesi üzerine yalnızlığa düşen yazar, bu yalnızlığını Vildan'la telafi etmeyi düşünürse de, tereddüde düşüp askıda kalır. Bir süre sonra Vildan, ondan ve İstanbul'dan habersizce ayrılır ve bilinmeyen bir yere gider.]
BİZ İNSANLAR
Eserin Yazarı: Peyami Safa.
Eserin Türü: Roman..
Eserin Kişileri: Orhan Şakir, Cemil, Vedia, Semiye Hanım, Tahsin...
BİR AKŞAMDI
Eserin Yazarı: Peyami Safa.
Eserin Türü: Roman..
Eserin Kişileri: Meliha, Kamil...
Eserin Konusu-Özellikleri: İlk baskısı 1924'te yayımlanmıştır. İçinde bulunduğu şartlar ve psikolojinin etkisiyle "başka türlü yaşamak" arzusu taşıyan ve bu arzusunu gerçekleştirmek için de evinden kaçan bir genç kızın, karşılaştığı olaylar ve bu olaylar sonucunda gelen hayal kırıklığı ve çöküş, Bir Akşamdı romanının konusunu oluşturur.
Eserin Özeti: [Kafkas Cephesi'nden İstanbul'a dönmekte olan Kamil, İzmit'te oturan uzaktan akrabalarına uğrar ve burada birkaç gün kalır. Kaldığı günler içinde, ilk önce evin hanımı, sonra da evin kızı Meliha ile gönül ilişkisi kurar. Hasta bir baba ile geçimsiz bir annenin kızı olan Meliha, ailesinden ve kendisine serbest yaşama imkânı tanımayan İzmit'ten nefret etmektedir. Meliha'nın bu durumunu bilen Kamil, ona birtakım vaatlerde bulunur. Nitekim Kamil'in vaatleriyle özlediği serbest ve değişik yaşama imkânına kavuşacağına inanan Meliha, onunla birlikte İstanbul'a kaçar. Kamil, Şişli sosyetesine mensup bir askerdir. Meliha ile evlenmesi, onu, sosyete çevresinden bir süre uzaklaştırırsa da, bu uzaklaşma, kısa sürer ve o, tanışık olduğu kadınlarla tekrar düşüp kalkmaya başlar, Meliha'yı ihmal eder. Geçen zaman içinde, Meliha'nın İzmit'te bıraktığı babası vefat etmiş, annesi de Yozgat'taki kardeşinin yanına gitmiştir. Meliha'nın kendisiyle yaşamaya bir bakıma mecbur olduğunu gören Kamil, sosyete çevresindeki yaşantısını daha rahat sürdürmek için, onu evde yaşamaya mecbur bırakır. Ancak Meliha, zamanla aldatıldığını anlar ve Kamil'den intikam almak için de başka erkeklerle ilişki kurmaya başlar. Daha sonra Kamil'in Millî Mücadele'ye katılmak amacıyla Anadolu'ya gitmesi üzerine, Meliha, Yozgat'ta bulunan annesini yanına çağırır. Bu arada gayri meşru ilişkilerini de sürdürür. Bir süre sonra Kamil'in, cepheden ölüm haberinin geldiğini öğrenen Meliha, büyük bir pişmanlık ve hayal kırıklığıyla tekrar annesiyle birlikte İzmit'e döner.] (Mehmet Tekin, Peyami Safa)
CANBAZ
Eserin Yazarı: Emine Işınsu.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri: Roman sanayici, işçi ve sendikacıların arasındaki mücadele ve ilişkiler ile ülkenin zaman zaman içine düştüğü anarşi ve kaosu ele alıp işler.
Eserin Özeti: [Mahmut Güleryüz ve Atakan Atasoy bir sendika birliğinin yöneticisidirler. Atakan'ın
yengesi olan Gülnaz Atasoy da aynı konfedarasyona bağlı başka bir sendikanın başkanıdır. Sevgi Selen, Gülnaz'ın kızı; Akif Koçsa ülkenin politikalarında etkili olan bir sanayici. Kızı Tülin babasının faaliyetlerinden memnun olmadığı için öğrenimini pansiyonda kalarak sürdürmektedir. Mahmut Güleryüz ile Atakan Atasoy, işçi grevlerinde ve sözleşmelerde Koçsa'nın isteklerine göre hareket ederler ve bunun için de para alırlar. Sivas'ın bir köyünden gelen ve kapıcılık yapan bir ailenin çocuğu olan Ali Çubuk, siyasi mahiyetteki öğrenci olaylarına karışır ve evden uzaklaşır. Diğer bir genç olan İlhan Kasapoğlu da Sivas'tan gelmiş ve olaylar yüzünden öğrenimine devam edememiştir. Mehmet de kendini, Anadolu'yu, Anadolu insanını arayan bir gençtir ve Sevgi Selen ile aralarında bir duygu bağı kurulur. Akif Koçsa gençleri de, gençlerin yürüttüğü çeşitli faaliyetleri de arkadan idare etmekte ve yönlendirmektedir. Kızı Tülin bunu anlamış ve babasının evine dönmüştür. Ali Çubuk, bağlı olduğu hücrenin emri ile Akif Koçsa'yı vurur ve "Koçsaların da öldürülebileceğini ispat etmek istedim." diye ifade verir.]
BUZUL ÇAĞININ VİRÜSÜ (1984)
Eserin Yazarı: Vüs'at O. Bener.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri-Konusu: Okuru farklı bir estetik düzleme çeken roman kapalı
bir metindir. Demokrat Parti'nin iktidarda olduğu 1950'li yıllarda, bir taşra kasabasında geçen romanda, İktisat Fakültesi'ni yarıda bırakmış, Anadolu'nun bir ilçesinde mal müdürü olarak görev yapmış, bir ayağı topal, devlet memuru emeklisi Osman Yaylagülü'nün yaşamından kesitler sunulur.
BİR ŞOFÖRÜN GİZLİ DEFTERİ
Eserin Yazarı: Aka Gündüz.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri: Yazarın "Memleketimin şoförleri!" seslenişiyle başladığı ve taksi şoförlerinin "ız-dıraplarını krokilerini" çizdiğini belirttiği eser, şoför Erol ile paşa kızı Çiler'in fırtınalı aşk serüveni çerçevesinde, bütün bir İstanbul'u odak alır. Beyoğlu, o zamanın modern apartmanlı Taksim'i, ah-şap konaklı Şişli'si, Nişantaşı, Müslüman Fatih, Karagümrük, Adalar, Boğaziçi Erol'un gözlemci kimliğiyle yaşadığı, saptadığı, anlattığı semtlerdir. Her birinde değişik toplumsal kesimlerden insanlar, birçok hikâyeyi yansıtırlar.
Eserin Özeti: [Kenar mahallelerden yüksek sosyeteye hemen herkesle ilişkideki Şoför Erol, kız
kardeşi Temiz'in arkadaşı Çiler'i sevmektedir. Fakat Çiler, bir süre Sultanide okumuş, Ömer Seyfettin'in edebiyat derslerine devam etmiş Erol'u mesleğinden dolayı küçümseyecek ve bu aşka karşılık vermeyecektir. Yolları ayrılan Erol İle Çiler uzun süre görüşmezler. Erol'un dolaşmadığı yer kalmaz. Bir gün Çiler'in "Paşa Kızı Çilek" adıyla "Paris Mahallesi'ne düştüğünü öğrenir, sevdiği kızı kurtarmak ister. Çiler, Erol'un yardımını bu kez geri çevirmez. Ne var ki hayatı kirlenmiş, karanlık geçmişi bir türlü peşini bırakmamaktadır. Toplumun yadırgayışlarına kayıtsız Erol, Çiler'i mutlu kılmaya boş yere çalışır. Kokaine alışmış Çiler, bütün kalbiyle istediği halde, dürüst, küçük insanların dünyasında kendine bir yer bulamayacak ve şimdi, yıllar sonra sevdiği Erol'un hayatını mahvetmemek için canına kıyacaktır.]
BİR DÜĞÜN GECESİ
Eserin Yazarı: Adalet Ağaoğlu.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri-Konusu: Birçok edebiyat ödülüne layık görülen romanda geniş tarihsel zamanları dar zamanlarda keskinleştiren tekniğiyle 12 Mart Dönemi'ni işler. Yazar, bir düğüne katılan davetliler aracılığıyla 1970'li yılların Türkiye'sinin panoramasını çizer.
Eserin Özeti: [Bütün olaylar Ankara'da birkaç saatlik düğün esnasında geçer. Her biri ayrı yollar
tutturmuş üç çocuk anası Fitnat Hanımın torunu Ayşen evlenmektedir. 12 Mart hadiselerinden bir süre sonradır. Fitnat Hanımın büyük oğlu İlhan eski bir milletvekili, halen işini bilir zengin bir insandır. Karısı Müjgân da bu burjuva hayatına uymuştur. Fitnat Hanımın öğretim üyesi olan küçük kızı Aysel Marksist'tir ve yeğeninin düğününe gelmemiştir. Aysel'in kocası Ömer de Siyasal Bilgiler'de profesör iken Marksist düşüncelerinden dolayı bir ara görevinden uzaklaştırılmışsa da tekrar görevine dönmüştür. Fitnat Hanımın diğer kızı ressam Tezel inançsız ve bedbin bir Marksist'se de, dönemin adamı olmaya yanaşan solcuları göre göre onlara olan inancını da kaybetmiştir. İlhan, kızı Ayşen'in anarşistler eline düşmekte olduğunu fark ederek onu bir general oğlu olan Ercan'la alelacele evlendirmektedir.]
BİR BİLİM ADAMININ ROMANI (1975)
Eserin Yazarı: Oğuz Atay.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri-Konusu: Biyografik roman türündedir. Eserde Oğuz Atay kendisinin İTÜ İnşaat Fakültesi'nden hocası Prof. Dr. Mustafa İnan'ın hayatını, bir halk çocuğunun zorlukları aşarak uluslararası ün sahibi bir bilim adamı olmasını konu edinmiştir. Oğuz Atay, eserinde biyografik kronolojiyi takip etmez, Anadolu'dan bir öğrenciye Mustafa İnan'ı anlatır. Eserde, bir yandan nesnel olaylar anlatılır; bir yandan da yazar hocası Mustafa İnan hakkındaki düşüncelerini ortaya koyar. Roman, Mustafa İnan'a ödül veren Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurulunca desteklenmiş ve anlatılan kişinin yani Mustafa İnan'ın eşi Prof. Jale İnan tarafından denetlenmiştir.
Eserin Özeti: [Anadolu'dan üniversiteye gelen bir genç Mustafa İnan'a verilen ödül törenini görür. Orta boylu, gözlüklü, yaşlıca ve kibar bir profesör delikanlıya Mustafa İnan'ı anlatmaya başlar. İlk anlatılan Mustafa İnan'ın delikanlı ile aynı şehirden geldiği liseyi, teknik üniversiteyi birincilikle bitirdiği İsviçre'de doktorasını yaptığı karısı Jale Hanım'ın da bir bilim adamı olduğu gibi özet bilgilerdir. Mustafa İnan, 1911'de seyyar posta memuru Hüseyin Avni Bey ile ev hanımı Rabia Hanım'ın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Adana'nın işgali yıllarında ailesi bir süre Konya'da kalmış, sonra Adana'ya geri dönmüştür. Parasız yatılı okulda okurken lakabı Riyaziyeci Mustafa'dır. Mühendislik Mektebi'ne birincilikle girmiş ve birincilikle mezun olmuştur. Doktorasını İsviçre'deki Zürih Üniversitesinde yapmış, orada kalması için yapılan teklifi reddederek Türkiye'ye dönmüş ve Yüksek Mühendis Mektebinde teknik, mekanik ve mukavemet muallim muavinliğine tayin edilmiştir. 1944 yılında müzeler müdürü ve arkeolog Aziz Ogan'ın kızı Prof. Jale Ogan ile evlenmiş; çiftin bir oğulları olmuştur. 1 Eylül 1967 tarihinde ABD'de, İsviçre ve Almanya'da bilimsel ve mesleki inceleme için altı ay süreyle görevlendirilen Mustafa İnan Türkiye'de nükseden ve anlaşılmayan hastalığı için Almanya'nın Freiburg şehrinde hastaneye yatırılmış 5 Ağustos 1967 yılında sabaha karşı vefat etmiştir.
Daha ilkokul sıralarında başlayarak edebiyatla yakından ilgilenen, küçük yaştan itibaren divan edebiyatı şairlerinin şiirlerini ezberleyen, başta Türkçe olmak üzere Farsça, Musevice, Yunanca, Arapça kelimeler ve anlamları üzerine çalışmalar yapan Mustafa İnan; dil ve matematik alanında yoğun bilgilere sahiptir. Dindar sayılacak bir ailede büyüyen hocanın, mistik dünya ile yakın ilişkisi vardır, hatta Hint mistisizmi ile ilgili yazıları da vardır. Bilimsel makalelerinin ve seminerlerinin dışında Kızılderililerden Arya Daharma'ya Düşünme Sanatı'na kadar birçok konuyla ilgilenmiş, bunlar hakkında yazılar yazmış, seminerler vermiştir. Alanında birçok özgün çalışma ortaya koyan Mustafa İnan, yurt dışındaki bilim adamlarının da referans aldığı bir hocadır. Dekanlık ve rektörlük görevlerinde de bulunan İnan, davet edildiği halde, hocalık yapamayacağını düşünerek hükümetlerde bürokrat olarak çalışmayı kabul etmemiştir."] (Mehmet Narlı, Roman Ne anlatır)
BEYAZ KALE (1985)
Eserin Yazarı: Orhan Pamuk.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu Özellikleri: Orhan Pamuk'un roman türündeki eseridir. Tarihsel roman özellikleri taşıyan eserde Venedikli bir köle ile onun sahibi Osmanlı âlimi Hoca arasındaki gerilimi ve dostluğu, roman boyunca Doğu ve Batı kültürleri arasındaki çatışmayı simgeleyerek anlatır. Tarihin olgusal gerçekliği, kurmaca bir yapı içinde canlandırılır, fakat tarihsel verilerden yola çıkarak okurlarına bazı iletiler sunmak amacı taşımaz.
Eserin Özeti: [17. yüzyıl ortalarında geçen Beyaz Kale'nin öyküsü, bir Venediklinin esir alınmasıyla başlar. Bu adam köle olarak bir paşaya satılır. Devrin bilimlerinden anlayan zeki köleyi, paşa, konağına gelen hocaya devreder. Hoca ile kölesi arasında garip bir benzerlik vardır: Efendi ile köle birbirlerine hem nefret hem de hayranlık besler. Yıllarca, çeşitli bilimlerde yol arkadaşlığı ederler; birbirlerine yaşadıklarını anlatırlar; birbirlerini gözlemlerler. Zekâlarıyla padişahın çevre-sine girer; maddi imkânlar elde ederler. Düşmanı yenmek için icat ettikleri silahı, romana adını veren Beyaz Kale'nin önünde çalıştıramadıkları için Osmanlı yenilir. Padişahın cezalandırmasından korkan Hoca, kölesinin eşyalarını alarak onun ülkesine gider. Köle de efendinin yerine geçmiş olur. Böylece kimlik değişimi yaşarlar ve "Ben kimim?" sorusunun cevabını taklitlerinde bulmuş olurlar. Hoca, kölesinin kılığında İtalya'da şarkiyat çalışmaları yapan bir Türk dostu olarak ünlenir. Köle, Hoca'nın kaldığı yerden hayatını devam ettirir.]
BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE
Eserin Yazarı: Orhan Kemal.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: İflahsızın Yusuf, Köse Hasan, Pehlivan Ali...
Eserin Konusu-Özellikleri: Türk toplumunun emek-üretim ilişkisini henüz çözemediği bir dönemde, ekmeğini Çukurova'da aramak zorunda kalan üç köylü arkadaşın -İflahsızın Yusuf, Köse Hasan, Pehlivan Ali hikâyesini anlatır.
Eserin Özeti: [Orta Anadolu'nun seksen evlik köylerinden biri olan Ç. Köyünün bir kısım erkeği
o yıl da, çalışmak üzere, çeşitli iş bölgelerine dağıldılar. İçlerinden üçü de Çukurova'ya inmeye karar verdi: İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali. Yusuf daha önce Sivas'a gitmiş, cer atölyesinde iki ay hamallık etmiş, şehir görmüştür; öbür ikisi şehre ilk defa gelmişlerdir. Köyde konu komşu olan üç arkadaş Adana'da bir çırçır fabrikasına girerler; işleri ağırdır; dayanamayan Köse Hasan ölür, ikisi fabrikadan çıkarılır ve yapı işçisi olurlar. Pehlivan Ali, gönlünü ve birikmiş parasını bir şoförün metresine kaptırır. Sonradan girdiği bir ağa çiftliğinde çalışırken de bitkinlikten kendini patosa kaptırarak parçalanır, göçer. İflahsızın Yusuf, sebatla direndiği yapı işçiliğinden duvarcı ustalığına yükselmiştir. İki arkadaşını kaybetmekten acılı ve elinde öteden beri tek hayali bir gaz ocağı ile köyüne döner.]
Eser Hakkında Değerlendirmeler
"Yusuf'un konuşmalar arasına sıkıştırılmış bu sözleri gerçekte romanın ana temasını ortaya koyar. Bu tema köylü/şehirli karşıtlığıdır ve romandaki çatışma bu karşıtlıktan doğar. (...) Yolculu-ğun orta bölümünde yazar, Çukurova'ya gelen üç arkadaşın fabrikada, inşaatta ya da bir çiftlikte çalışırken karşılaştıkları para dolaplarını, haksızlıkları ve şehirlilerin bunlara oynadıkları oyunları, köylü/şehirli çatışmasının örnekleri olarak sıralarken aynı zamanda Çukurova'daki yaşamı da ser-gilemiş olur. Orhan Kemal'in anlattığı dünya, bu bereketli topraklar üzerinde çalışan ve sefalet içinde yaşayan yoksul insanların çirkin dünyasıdır. Yalanın, hilenin, ikiyüzlülüğün, hırsızlığın kol gezdiği bir çıkar dünyası. (...) Bereketli Topraklar Üzerinde gerçekçi bir roman olmasına karşın yapı bakımından masal havasına sahip. Üç arkadaşın yoksun oldukları bir şeyi elde etmek için yola çıkmaları, bu uğurda verdikleri savaşım, bu savaşımda onları destekleyici ve engelleyici kişilerin olması, sonunda verilen öğütlere uyan yalnız birinin başarıyla ve mutluluk simgesi bir nesneyle dönmesi, mitoslardan, masallardan gelen bir yapıdır. Metne bu gözle bakacak olursak düzenle-nişteki bir üçlü görüntüsünün dikkatimize çarpmaması olanaksızdır: Yola çıkan üç kişi, yolculuk üç aşamalı, çalışılan yerlerin sayısı üç (fabrika, inşaat, çiftlik), üç ölüm olayı var (Köse Hasan, Köse Topal, Pehlivan Ali) ve Pehlivan Ali'nin ilişki kurduğu kadınların sayısı üç (Fatma, Aptal Kızı, Selvi). Bu üçlü örüntü de Bereketli Topraklar Üzerinde ile masal türü arasında ortak başka bir özelliktir. (...) Kanımca roman gücünü, sadakatle yansıttığı Çukurova gerçekliğini mitoslardan, masallardan gelen geleneksel bir yapı içinde sunuşuna borçludur." (Berna Moran)
Berci Kristin Çöp Masalları
Latife Tekin'in roman türündeki eseridir. Yazar, romanda yoksulluğu zengin bir dil malzemesiyle ve masal ögeleriyle zenginleştirerek sunar.
BENİM ADIM KIRMIZI (1998)
Eserin Yazarı: Orhan Pamuk.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu-Özellikleri: Yazar, bu romanıyla Fransa'da Prix Du Meile leur Livre Etranger, İtalya'da Grinzane Cavour (2002) ve İnternational Impac Dublin ödülünü (2003) kazandı. "En renkli ve iyimser romanım" dediği eserde Osmanlı ve İran nakkaşlarını, Batı dışındaki dünyanın görme ve resmetme biçimlerini bir aşk ve aile romanının entrikasıyla hikâye eder. Roman, 1591 yılında İstanbul'da karlı dokuz kış gününde geçer. Seçtiği konu ve oluşturmaya çalıştığı "entrika-polisiye kurgu" bakımlarından Umberto Eco'nun Gülün Adı romanıyla akraba sayılabilecek olan Benim Adım Kırmızı, Osmanlı dönemi İstanbul'unda (1591), karın ve kışın hüküm sürdüğü dokuz gün boyunca ve saray nakkaşları arasında işlenen bir cinayeti konu eder. Kara, Kelebek, Leylek ve Zeytin sarayın önde gelen, bir yönüyle el üstünde tutulan dört nakkaşıdır ve çalışmalarını, üstatları "Hattat Osman" nezaretinde sürdürmektedirler. "Ben Ölüyüm; Benim Adım Kara; Ben Köpek; Ben Bir Ağacım; Ben Enişteyim; Ben Para" türünden bölüm adlarıyla tek tek kişilerin olduğu kadar olay ve nesnelerin de kişileştirilmesi esasına dayalı bir anlatım tekniğiyle ilerleyen roman, anılan cinayete kurban gitmiş kişinin "Ben Ölüyüm" anlatımıyla açılır ve "katilin kim olduğu” sorusu ekseninde gelişirken, bir yandan da Doğu'nun resim geleneğini tartışır. Resmin İslamiyet tarafın-dan yasaklanıp günah sayılması, bu yeteneğe sahip saray nakkaşlarını sadece kitap süsleyen "zanaatkârlar" konumuna geriletmiştir. Kitapları, geleneğe uygun biçimde sadece kenar süsleri ve geleneğin izin verdiği ölçüde minyatürlerle "tezhip" eden söz konusu "müzehhip"ler, Batı'nın resim anlayışının (özellikle "perspektif"in) çağa uygun bir halde değişip geliştiğini bilmekte ve kaçınılmaz olarak belli etkilere kapılmaktadırlar. Öte yandan, Batı resminin etkisine kapılmış kişiler arasında dönemin padişahı III. Murat da vardır ve nakkaşhanenin üstadı Hattat Osman'a hazırlatmakta olduğu bir kitabın "Frenk Ustaları"nın tarzında resimlerle süslenmesini istemektedir. Dolayısıyla, "Frenk Ustaları"nın tarzında resim yapmanın, gerek din, gerekse gelenek kurallarıyla konulmuş yasağı, hem (aynı zamanda "Halife" de olan) padişah, hem de geleneğin en büyük temsilcisi durumundaki nakkaşhane üstadı tarafından delinmeye çalışılmaktadır. Önceleri, ayrıntıları fazlaca bilinmeyen bir dedikodu halinde kulaktan kulağa yayılan bu bilgi, nakkaşhanenin dört gözde nakkaşı "Kara, Kelebek, Leylek, Zeytin"i de içine alan tutkulu bir arayışa dönüşür. Bir yandan, yasak nedeniyle içine yuvarlanacakları günah korkusuyla boğuşan nakkaşlar, öte yandan "Frenk etkisi"nde resimlendiğini bildikleri kitabın resimlerini görebilmek merakının tutkuya dönüşmesini yaşamaktadırlar. Söz konusu günah korkusu ve tutku esareti, sonunda, kitabı resimleyen nakkaş "Zarif" ve ona bu izni veren Hattat Osman'ın öldürülmesiyle sonuçlanacak; okur ilgisi, romanın sonuna kadar, katilin kim olduğu sorusuna cevap aramak yöntemiyle diri tutulacaktır.
Eserin Özeti: [Son yıllarda üzerinde en çok durulan ve konusunu tarihimizin nakkaşlık sanatları
ile ilgili bir kesitten alan romanda, III. Murat döneminin sanat anlayışında meydana gelen değişim ele alınarak anlatılmaktadır. III. Murat şehzadeleri için Edirne'de düzenlediği sünnet düğünü ile dönemin Batı ve Doğu dünyasında adından en çok söz ettiren padişahı olmuştur. Padişah'ın çocuklarının sünnet düğünü, sadece bir dini gerekliliğin yerine getirilmesi değil Osmanlı devletinin diğer dünya devletlerine adeta bir güç gösterisine dönüşmüştür. III. Murad'ın cülüs törenini büyük hediyelerle kutlayan Venedik Dodgue'sine hediye edilmek üzere bir kitap hazırlattırmaya karar verir. Hazırlanacak bu kitabın dönemin özelliklerini taşıyan süsleme sanatları ile bezenmesini istemektedir. Hazırlanacak kitaba konulacak olan resimlerin daha yapılma aşamasında dışardan gelen baskılarla değiştirilmemesi ve başarısının engellenmemesi için gizli yapılmasına karar verilir. Çünkü nakkaşlık sanatı diğer sanatlar gibi usta çırak ilişkisi içinde kutsal bir gelenek olarak algılanmaktadır. Geleneğin değişmesi hem din açısından, hem de ahlaki değerler açısından doğru bulunma-maktadır. Gizli kitabın hazırlanması için de batı resim sanatlarını, bu sanatların dayandığı temel ilkeleri çok iyi bilen bakış açısı geniş Enişte Efendi adıyla tanınan bir ressam bulunur. Enişte Efendi kendisine dört nakkaş seçerek çalışmalara başlar. Bu nakkaşların seçilmesinin iki sebebi vardır. Birincisi sanatlarında son derece iddialı olmaları ikincisi ise geleneksel nakış sanatı dışın-da çizimlere yatkın olmalarıdır. Bunlardan Zeytin lakaplı Velican, başnakkaş olma ihtirasında bir nakkaştır. İranlı yüz ressamı Siyavuş tarafından yetiştirilmiş olmasına rağmen sanatın ilk biçimi olan Herat çizim tekniğine dönmek istemektedir. İkinci ressam Leylek adıyla anılan Musavvir Günahkâr Mustafa Çelebi'dir. Bu nakkaş da çok ihtiraslı birisidir. Detayları çok iyi kavrayarak canlandırabilme özelliğine sahiptir. Kendi çizimleri dışında hiçbir çizimi beğenmeyen bir sanatçıdır. Üçüncü nakkaş Zarif 'Efendi'dir. Zarif Efendi usta-çırak ilişkisine ve geleneklere çok bağlı birisidir. Başlangıçta gizli tutulan kitapta yer alacak çizimlerin karakterini bilmemektedir. Biçimlerin gelenekten farklı bir yapıya doğru gittiğini görünce sert ve açık bir dille eleştiriye başlar ve bu yüzden öldürülür. Dördüncü nakkaş Kelebek sanlı Baruthaneli Hasan Çelebi'dir. Nakışların renklendirilmesinde üstüne yoktur. Onun da hayali diğerleri gibi üstad Osman'ın yerine geçmektir. Bu yüzden iddialıdır ve iddiasını her yerde söylemekten çekinmez. Nakkaşların hepsi de Başnakkaş Osman Usta'nın öğrencileridir. Hepsi de onun yerine geçmek için birbirleri ile amansız bir rekabet halindedir ve hepsi de kendi sanatlarını beğenmektedirler. Ne var ki birinin özelliği diğerini tutma-makta ve hepsi bir bütünün farklı boyutlarını oluşturmaktadırlar. Enişte Efendi'nin evinde yapılan bu gizli çalışma akşamları devam ederken eşi dört yıl önce savaşa gitmiş, fakat geri dönmemiş olan dönüp dönmeyeceği de belli olmayan Enişte Efendi'nin kızı Şeküre'nin güzelliği nakkaşların başını döndürür. Roman böyle bir ortamda peş peşe işlenen iki cinayetle gizemli bir hal alır. Bu cinayetlerden biri, Zarif'in yapılan kitabın resimlerinin oluşması biçimini geleneğe aykırı bularak itiraz etmesi yüzünden başının taşla ezilerek kuyuya atılması ikinci cinayet ise, evde yalnız kaldığı bir sırada öldürülmesidir. Yapılan araştırmalar sırasında her iki nakkaşı da Zeytin'in öldürdüğü ortaya çıkar. Zeytin sanlı Velican Zarifi gizli çalışmanın açığa çıkmasına sebep olacağını düşünerek, enişte Efendi'yi ise ustalarıyla ve kendisiyle alay ettiği için öldürmüştür.]
AYLAK ADAM (1959)
Eserin Yazarı: Yusuf Atılgan.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu-Özellikleri: Yusuf Atılgan'ın roman türündeki eseridir. Romanda geçim sıkıntısı, belli bir derdi ve ülküsü olmayan C adlı kişinin ruhsal durumunu ve mutluluk arayışlarını işler.
Eser Hakkında Değerlendirmeler
İstanbul'da yalnız ve nevrastenik bir gencin dört bölümde dört mevsimi kapsayan (kış, ilkbahar, yaz
ve güz) hayatı. Baki'nin bir mısraı alınmış romanın başına: "Mufassal kıssa başlarsın garip efsane
söylersin" -Geçim sıkıntıları olmayan birinin de sıkıntıları olabileceği temasını işleyen romanda C.
adındaki genç; kira odalarında, lokanta, sinema ve meyhanelerde; aktörler ressamlar sözde kızlar
ve içkililer arasında, bütün değerlerini yitirmiş, dayanacak bir şey, yani gerçek sevgi arar boyuna.
Ayşe'yi, Güler'i tanımakla bir mutluluğa kavuştuğu sanısına kapılır bir an; fakat sonunda gece yalnızlığına gömülür. Kişioğlu sevgiyle de kurtulamayacaktır. Bir gün bir boşluk duygusu içinde, dalgın
giderken, mavi yağmurluklu bir kızı yıllardır aradığı zanneder, kızın bindiği otobüse yetişmek için
yol ortasında koşarken bir taksi altında çiğnenecektir nerdeyse. Gelen polisin "Ne oldu? Anlat!"
sorusuna "Otobüse yetişecektim.." der ve susar. "Sustu. Konuşmak lüzumsuzdu. Bundan sonra
kimseye ondan bahsetmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı." diye biter roman.
"Aylak Adam'daki kent çizimi, önümüzden bir gecenin bir daha geçmeyeceği, dolayısıyla anlamlı insan ilişkilerinin salt rastlantı ile kurulabileceği yoksullaşmış bir yaşam tipolojisi göz önüne alınarak gerçekleştirilmiştir. (...) Aylak Adam, bireyler arası ilişkileri genel bir süreksizlik durumunda odaklandırır. C'nin Ayşe ve Güler'le ilişkisi, süreksizdir. Başlangıç ve bitiş noktaları arasında henüz evrimini tamamlayamadan geçerliliğini yitiren bir ilişkidir bu. (...) Aylak Adam'ın kişileri yalnızdır, ilişkileri ise süreksiz. (...) Aylak Adam bireysel eylemin mantığını us dışında odaklandırır. Bütünüyle ussallaştırılmış bir toplumda etkin eylemin ancak us dışı olabileceğine inanan C., düşünceyi de eyleminin dinamiği kılar. (...) Yusuf Atılgan Aylak Adam'dan iletişimsizlik olgusunu toplumsal kurumlaşma biçimlerinde de gözlemlemiştir. Aile kurumu buna güzel bir örnektir. (...) İletişimsizliği yasallaştıran bir toplumsa yalnızlık, her sınıftan insanın paylaştığı en gerçekçi duygudur belki de." (Ekrem Işın)
AYAŞLI VE KİRACILARI (1934)
Eserin Yazarı: Memduh Şevket Esendal.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri-Kişileri: Romanda Ayaşlı İbrahim Efendi'nin kiraladığı bir apartman dairesinin dokuz odasında bulunan, her biri değişik kültürden insanların birlikte geçirdikleri günler anlatılmaktadır.
Bir odada oğlu Numan'la birlikte kendisi oturmaktadır. Gençliğinde sevdiği kızı, başkasıyla evlendiği için öldürerek hapishaneye girmiş, beş ay sonra da hapishaneden kaçmıştır. Affedilmiş ve birçok işten sonra burayı tutmuş, oğlunu yanına okutmak için getirtmiştir. Hem anlatıcı hem de romanın yazarı rolündeki Bankacı, Rasim adındaki evli bir adamdan hamile olan Halide, Bankacının ağa-beyi Rıza'nın çocukluk arkadaşı Hasan Bey, huysuz bir ihtiyar olan Şefik Bey, Abdülkerim Bey İffet Hanım çifti ve çocukları Turhan, fabrikatör İskender Bey, Turan Hanım ile eşi Haki Bey, Vanlı Hüseyin Bey, Ayaşlı'nın üvey kızı Faika ve kocası şoför Fuat; Ayaşlı'nın pansiyonunda çeşitli ilişkilerle bir arada bulunan kişilerdir. Ayaşlı ve Kiracıları romanında Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Türk toplumu sokaktaki görünüşüyle ev ve konağın yerini apartman ve pansiyonun alması gibi sosyal değişimler dikkatlere sunulmaktadır.
Eserin Özeti: [Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Ankara'da, Ayaşlı İbrahim Efendi adında biri dokuz odalı bir apartman dairesini oda oda kiraya vermektedir. Bir köy ağasının oğlu olan Ayaşlı İbrahim, eşkıyalık, zaptiye çavuşluğu, arzuhalcilik, otelcilik vb. gibi türlü boyalara boyanmış bir adamdır. Odalarda, kadın, erkek, genç, ihtiyar, evli, bekâr, çeşitli insanlar oturmaktadır. Ayaşlı'nın apartman katında geçen hayatı anı biçiminde yazan bekâr bir banka memuru; eski bir çiftlik sahibi olan yaşlı Hasan Bey; eski konsoloslardan ihtiyar Şefik Bey; odun ve kömür satıcısı Buhara'lı Abdülkerim ile karısı İffet Hanım; eski bar kızlarından Faika ile kocası şoför Fuat; geceleri odasında kumar oynatan Turan Hanım'la kocası Haki Bey; bunlardan başka, ikide bir değişen hizmetçiler; dışarıdan gelip giden misafirler. Romanda, Türkiye'nin çeşitli katlarından gelen bu insanların ayrı ayrı serüvenleri ve birbirleriyle olan ilişkileri anlatılmaktadır.]
AYDAKİ KADIN
Eserin Yazarı: Ahmet Hamdi Tanpınar.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri: Yarım kalan roman Tanpınar'ın müsveddelerinden derlenerek yayımlanmıştır.
Eserin Özeti: [Bireysel dünyanın öne çıkartıldığı eser, Selim ve çevresindekileri anlatır. Dünyaya, özel olarak da bizlerin dünyasına bir estet gibi bakmak istemiş Selim. Bir yandan Türkiye'nin geçirdiği büyük düşünce bunalımından, Demokrat Parti'nin iktidarındaki açmazlardan sarsılmakta, bir yandan da çevresindeki insanların karmaşık duygularından, cinsel tedirginliklerinden yıkık düşmektedir. Herkesin birbirini "göz hapsinde" tuttuğu bir toplumda özgürlük ve estetçe yaşayabilmek ne ölçüde olasıdır sorusu bu yarım kalmış romanın atardamarıdır.]
"Aydaki Kadın" romanı bazı kaynak kitaplarda yanlışlıkla "Aynadaki Kadın" olarak verilmektedir.
Avare Yıllar
Orhan Kemal'in romanıdır (1950). Yazarın yaşam öyküsü çerçevesinde genç bireyin sorunları olan bir toplumda sorunları geride bırakmak, yaşama sevincine ulaşmak için verdiği mücadeleleri anlatır.
ANAYURT OTELI (1973)
Eserin Yazarı: Yusuf Atılgan.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu-Özellikleri: "Anayurt Oteli" adlı romanı 1987 yılında Ömer Kavur tarafından sinemaya uyarlandı. Babasından kalma Anayurt Oteli'nin kâtibi Zebercet'in yaşadığı kimlik bunalımı ve yalnızlığını anlatır. Gecikmeli Ankara treniyle Zebercet'in işlettiği otele gelen kadın, Zebercet'in hayatını değiştirir. Farklı bir psikolojik yapıya, hastalıklı bir kişiliğe sahip olan Zebercet, bu kadını geceleri rüyalarında görmeye ve onunla ilgili düşler kurma-ya başlar, kadın otelden ayrıldıktan sonra onun odasına taşınır. Kadının tekrar otele dönmemesi üzerine otele gelen müşterileri kabul etmemeye başlar. Zebercet'in hayatındaki tek kadın şişman ortalıkçı kadındır, onu bir gün sebepsiz yere öldürür. Kasabada amaçsız bir şekilde dolaşan Zebercet, karısını öldüren bir sanığın duruşmasına katılarak sanığın yaşadıklarıyla kendi yaşadıkları arasında bağ kurar, nefis muhasebesi yapar, sonunda yaptıklarına ve yabancılaşamaya dayanamayarak intihar eder.
Eserin Özeti: [Eserin kahramanı Zebercet, Anadolu kentlerinden birinde (Manisa) istasyona ya-
kın Anayurt Oteli'nin kâtibidir. İlkokul öğrenimlidir, otuz üç yaşındadır. İçine kapalı, sevgiye şefkate özlemli, dar dünyasında günün tekdüze işleriyle avutur kendini; hayatı mekanik bir hayattır adeta. Bedeninin pek de sık cinsel açlıklarına yönelen aşırı dikkati ve boşalışları bile içgüdüsel ve otomatiktir. Bir gün, gelip otelde bir gece kalarak giden genç bir kadın, Zeberceť'i ümitlere, düşlere sürükler. Kadının bir daha görünmeyişi Zebercet'in dünyasını daha da karartmıştır. Yatışlarından birinde, bir yabancılaşma anında, belli bir neden yokken, otelde çalışan ortalıkçı kadını boğar, öldürür. Günler sonra da, belki otel odasında olduğu gibi bıraktığı cesedin aranıp bulunacağını anladığı iç 242243/401 asar, ölür Zebercet.]
Amerikan Sargısı
Fakir Baykurt'un romanıdır (1967). Bilinçlenen köylünün, kendilerini sömürenlere karşı direnişlerini anlatır.
ALİ NİZAMİ BEY'İN ALAFRANGALIĞI VE ŞEYHLİĞİ
Eserin Yazarı: Abdülhak Şinasi Hisar.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri: Önce, Bir Geçmiş Zaman Hikâyesi adıyla Varlık dergisinde (1936) yayımlanmıştır. Yazar, romanında anılara dayalı, silik, tuhaf, içe dönük, çocukluk yıllarına ait uzak akrabalarından Ali Nizami Bey'i anlatır. Kendisine kalmış büyük mirası, alafrangalaşmak yolunda tüketen Ali Nizami Bey, sonunda küçük bir kulübede açtığı tekkede Bektaşi şeyhlerine özgü bir yaşama tarzı sürdürürken çıldırarak ölür.
AGANTA BURINA BURINΑΤΑ (1945)
Eserin Yazarı: Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı).
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Mahmut, Halil Usta, Süleyman Kaptan...
Eserin Özellikleri: Romanda geçimini denizden sağlayan Bodrum balıkçılarını ele alır.
Eserin Özeti: [Mahmut, Bodrumlu bir denizci ailenin çocuğudur; daha çok küçük yaşta, içinde
deniz sevgisi ve özlemi uyanmıştır. Amcasının boğulması üzerine, kendisi de bir denizci olan babası, oğlunu denizden soğutmaya çalışır. Onu, eskici Halil Usta'nın yanına çırak verir. Eski bir denizci olan ve bacağının sakatlanması yüzünden denizden ister istemez ayrılmış bulunan, fakat deniz özlemini yüreğinde saklayan Halil Usta, çocukta deniz sevgisini büsbütün körükler. Mahmut, babasının sefere çıktığı bir gün, evden ayrılıp bir gemiye tayfa yazılır, sevdiği denize kavuşur. Yıllar yılı Akdeniz'de oradan oraya dolaşır. Halil, bir gün Bodrum'a döner. Zengin bir toprak ağasının kızıyla evlenip köye çekilir, birkaç yıl toprak işleriyle uğraşır. Günün birinde Bodrum'a inen Mahmut, denizi ve sefere hazırlanan yelkenliyi görünce dayanamaz, her şeyi yüzüstü bırakır, gemiye atlar, bir daha geriye dönmemek üzere denize açılır. "Aganta!" diye bağırır.]
ABDULLAH EFENDİ'NİN RÜYALARI
Eserin Yazarı: Ahmet Hamdi Tanpınar.
Eserin Türü: Hikâye.
Eserin Özellikleri: Beş hikâyenin beşinde de yazar, değişik kişiler gibi görünerek kendi iç dünyasının kargaşasını yansıtır.
YORGUN SAVAŞÇI (1965)
Eserin Yazarı: Kemal Tahir.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu-Özellikleri: Romanda, Kurtuluş Savaşı'nın ilk günlerinden itibaren topluma hâkim
olan farklı güç odaklarının kurtuluşa yönelik arayışlarını, mütareke İstanbul'uyla işgal altındaki Anadolu'nun dağınık direniş hareketlerini, bu güçlerin Ankara'nın denetimine girişini ve nihayet Makedonya, Arabistan ve Çanakkale'de savaşan ve Cehennem Yüzbaşı olarak ünlenen Cemil'in kişiliğinde Türk toplumunun kendisine reva görülen kıskaçtan nasıl kurtulduğunu ele alır.
Eserin Özeti: ["İttihat ve Terakki'den Cumhuriyet'e kadarki süreci işler. Bu süreci üç ana bölüm olarak
düzenleyen romancı, "Von Kres Paşa'nın Dürbünü" adlı bölümde, İstanbul'un işgali sırasındaki olaylar anlatılır. Meşhur topçu subayı Cehennem Topçu Yüzbaşı Cemil, İstanbul'a döner. İngilizlerin desteğiyle Hürriyet ve İtilaf Fırkası, ileri gelen İttihatçıları tutuklar; bir kısmını sıkı bir tatbikat altına alır. Saklanan İttihatçılar, başlarına gelenleri ve gelecekte nasıl bir yol takip edeceklerini tartışırlar. Ermeni tehcirinin sorumlularından sayılan Vali Doktor Reşit, yakalanacağını anlayınca intihar eder. Teyzesinin evinde saklanan Yüzbaşı Cemil, önemli militan arkadaşlarından Patriyot Ömer'le, Doktor Münir'in evinde gizlenirler. Yüzbaşı Cemil, daha sonra teyzesinin kızı Neriman'la evlenir, fakat tatbikat devam ettiği için Anadolu'ya geçer ve Ege Bölgesi'ndeki direniş hareketlerine yardım eder. "Karanlığın Dibinde" bölümünde, Bursa, Balıkesir ve Manisa çevresindeki direniş anlatılır. Yüzbaşı Cemil, tüccar kılığında 17. Kolordu Komutanı Albay Bekir Sami Bey'e ulaşır. Müderris Hoca Nizamettin ve Kaymakam, Yüzbaşı Cemil'in halkı direniş için örgütleme çabalarına karşı dururlar. Bir yanda çeşitli çıkar ilişkileriyle birbirine bağlanmış ihanet grupları, bir yanda yokluk, açlık, bit, pire, direnişçileri perişan eder. Kuvayımilliye örgütlenmesinde başarısız olur. Bekir Sami Bey'in de payı vardır bu başarısızlıkta. Sonunda Rauf Bey bölgeye gelir ve düzenli ordu çalışmalaının haberini verir. "Dönemeç" adlı üçüncü bölümde, Milli Mücadele'ye karşı olan ayaklanmalar; bu ayaklanmaların bastırılması ve düzenli ordunun kurulması anlatılır. Subayları sevmeyen Anadolu köylüleri, kendilerine ihtiyaç duyulunca şımaran ve devletin ve halkın gelirlerini yiyip yutanlar; askerden kaçanlar içinde, orduyu kurmanın ne zorluklardan geçtiği vurgulanır. Mustafa Kemal Paşa yönetimindeki mücadele, Rauf Bey, İsmet Paşa, Refet Paşa, Yüzbaşı Cemil, Yüzbaşı Selahattin, Teğmen Faruk, Çerkez Ethem gibi insanlarla düzenli ordu kurulur ve zafere ulaşılır."] (Mehmet Narlı, Roman Ne Anlatır)
YOL AYRIMI (1971)
Eserin Yazarı: Kemal Tahir.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu-Özellikleri: 1930'lar İstanbul'unda geçen eser, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki siyasal ortamı dile getirmek amacındadır. Anadolu zaferinden sonraki yıllarda, çıkarcı gruplar yine ortaya çıkmış ve Kuvayımilliyecilerin büyük mücadelesini birtakım karanlık oyunlarla yönlendirmek istemişlerdir. Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu'ndan tanıdığımız Kamil Bey bu romanda, hapiste geçmiş yılların bir ödeşmesine girer. Onu, bırakıp gitmiş karısı Nermin'i ve şimdi bir genç kız olan kızı Ayşe'yi Kamil Bey artık birer yabancı gibi alımlayacaktır. Kelleci Memet'ten tanıdığımız Gazeteci Murat, Yol Ayrımı'nda bir odak kişi kimliğiyle, o dönemin siyasal çevrelerine girip çıkar ve değişik görüşlerin, çatışmaların, düşünce ayrılıklarının yansıtılmasına aracılık eder. Murat'a tutkun dul Şükran Hanım, modern hayata ayak uydurmak istemekte, bu gönül serüveninde toplumun geleneksel değer yargılarını çiğnemeyi göze almaktadır. Nihayet fonda bütün İstanbul, yeni başkent Ankara'dan gelen haberlerle çınlayıp durmaktadır...
Eser Hakkında Değerlendirmeler
"Doğu'daki isyanla başlayan romanda aynı yıl kurulan Serbest Parti, buna karşı olanlar, CHP hü-kümeti ve buna karşı olanlar arasında ayrıca İttihat ve Terakkiciler, halkın kaygıları, Serbest Par-ti'nin yankıları, genç üniversiteliler çevresindeki tartışmalar; Serbest Parti-Halk Partisi çekişmeleri, Serbest Parti'nin tutunma nedenleri, 1930 yılında siyasi durum, 1930 Belediye seçimleri, Kuvayı-milliyeciler, ulusçuluk ve halkçılık bilinci, CHP yönetimi, Serbest Parti'nin kapatılması olayları yer alıyor ve roman tbunlarla amamlanıyor. Romanda ayrıca tarihsel değerlerimizi, o yılların toplumsal konularını, Batılıların Osmanlılarla ilgili kesinleşmiş yargılarını sarsan tarihsel tezler buluyoruz."
(Olcay Önertoy)
YILKI ATI (1970)
Eserin Yazarı: Abbas Sayar.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu-Özellikleri: Romanda atın hikâyesi anlatılır. Romanda hayvanı -Dorukısrak adlı atı- merkeze alarak köyü ve köylüyü anlatır. Köylü yaşlanan, artık işine yaramayan atını kışın besleyemeyeceğini anlayınca kıra salar. At eğer kışı kurda kuşa yem olmadan geçirirse onu tekrar alacaktır. At kışı geçirdikten sonra sahibine dönmez, tayıyla beraber kaybolur. Okuyucunun gönlü attan yanadır ve köylünün onu yeniden kazanmaya çalışmasına hiç aldırmadan uzakla-şıp gitmesine hayranlık duyar.
Eserin Özeti: [Kocadığı, iş göremez duruma geldiği için kışa, açlığa terk edilmiş bir atın hikâyesi.
Bir Orta Anadolu köyünde İbrahim, ahırdaki samanının öküzlere, taya ve kırata ancak yeteceği düşüncesiyle Dorukısrak'ı "yılkılık" eder; yani emektar hayvanı ahırdan, köyden sürer. Zavallı kısrak, kışın dağda belde başının çaresine bakacak, çıplak doğa ile savaşacak, ömrü var da bahara yılkıdan sağ dönebilirse, o zaman ona da yeni bir iş düşünülecektir. Sert kışta kendi kaderine terk edilen kısrak, dağlarda, köyün kendisi gibi kovulmuş diğer atlarıyla birlikte bir ölüm-kalım savaşına girer. Kış geçer, yaz gelir. İbrahim, Dorukısrak'ın ölmemiş olduğunu, kırlarda başıboş dolaştığını öğrenir, onu tekrar yakalayıp işe koşmak isterse de, Dorukısrak, köyde kalmış tayını da alır, uzaklara kaçar. Yaşlı ana ile yavrusunu bulamazlar bir daha.]
YILKI ATI (1970)
Eserin Yazarı: Abbas Sayar.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu-Özellikleri: Romanda atın hikâyesi anlatılır. Romanda hayvanı
-Dorukısrak adlı atı- merkeze alarak köyü ve köylüyü anlatır. Köylü yaşlanan, artık işine yaramayan atını kışın besleyemeyeceğini anlayınca kıra salar. At eğer kışı kurda kuşa yem olmadan geçirirse onu tekrar alacaktır. At kışı geçirdikten sonra sahibine dönmez, tayıyla beraber kaybolur. Okuyucunun gönlü attan ya-nadır ve köylünün onu yeniden kazanmaya çalışmasına hiç aldırmadan uzakla-şıp gitmesine hayranlık duyar.
YILANLARIN ÖCÜ
Eserin Yazarı: Fakir Baykurt
Eserin Türü: Roman
Eserin Kişileri: Bayram
Eserin Konusu-Özellikleri: Romanında Burdur'a bağlı Karataş köyündeki küçük çıkarlar çevresinde çatışan insanların hayatından gözleme dayalı kesitler sunar.
Eserin Özeti: [Olay, Burdur'un seksen evli Karataş köyünde geçer. Dul anası Irazca, karısı ve
üç çocuğuyla, babadan kalma evinde zar zor yaşayagelen Kara Bayram; köy muhtarı, evinin önünü köy kurulu üyesi Haceli'ye satıp da adam buraya ev yapmaya kalkınca ne edeceğini şaşırır. Haklarının korunması işinde yaşlı anası Irazca kuvvet olur. Bayram'a; muhtara ve Haceli'ye karşı çıkar. Bu arada köye kaymakam gelecektir, ona verilecek ziyafet için bir kuzu gereklidir. Köye salma salan muhtar, Irazca'ya düşmanlığından ailenin kuzusunu çaldırır, kötülüklerini çoğaltır. Kara Bayram dövüldüğü, karısının dayakla çocuğu düşürüldüğü için, şimdi yılanlara karşı koymak, diretmek; zalim muhtarla, güçlü-varlıklı Haceli ve kardeşleriyle mücadele etmek Irazca Ana'ya kalmıştır.]
YER DEMİR GÖK BAKIR (1963)
Eserin Yazarı: Yaşar Kemal.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu-Özellikleri: "Dağın Öte Yüzü" serisinin ikinci kitabıdır. Romanda "Muhtar Sefer'in oyunu yüzünden o yaz Çukurova'da hiç para kazanamamış köylülerin, kışı yoksulluk içinde geçirmeleri; kasabadaki Bakkal Adil'e borçlarını ödeyemedikleri için haciz korkusuyla bekleşmeleri, bir dayanak ararken mağrur Taşbaşoğlu'na ermişlik yakıştırıp ona sığınmaları anlatılır." (Konur Ertop). Romanda düş ögesine dikkat çekilmiştir. "(...) Taşbaş'ın ermişlik isteği ile kuşkuları arasındaki gidiş gelişleri, ruh dünyası, Yer Demir Gök Bakır'ın en başarılı pasajlarını oluşturuyor. Romandaki düş ve gerçek ögelerinin birbiriyle ilişkisi, çerçeve anlatıda olduğu gibi romanın merkez figürü Taşbaş'ın ermişlik konusundaki duygu ve düşüncelerinde de açığa çıkmaktadır. Düşler, gerçekleşmesi istenen ideallerin öncüsü, gerçekliklerin birer izdüşümüdür. Yalak köylüsünün Taşbaş'ın soyuyla ve kişiliğiyle ilgili yarattığı efsaneler onların bir önder arayışlarından, bir yol göstericiye sahip olma isteğinden kaynaklanmıştır." (Gürsel Aytaç, "Çağdaş Türk Romanı Üzerine İncelemeler")
YENİ HAYAT (1994)
Eserin Yazarı: Orhan Pamuk.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri-Konusu: Orhan Pamuk'un "Kar" adlı kitaptan sonra yazdığı teknik ve yapı olarak ona benzeyen romanlarından biridir. İlk romanından sonra yazar eserlerinde yeni anlatım teknikleri ile birlikte bir gizemliliği bir cinayeti veya bir arayışı ön plana çıkarmaktadır. Yeni Hayat romanı da içinde olduğunu bilmediğimiz ancak okuyanı etkileyerek gösterdiği yeni dünyayı bulmaya zorlayan ve okuyucunun günlük yaşamını alt üst eden bir kitabın peşinden giden üniversiteli gencin mezun olarak evlenip iş bulduktan sonra bile kendisini alamayarak trafik kazası sonucu ölümünü işlemektedir. Orhan Pamuk'un roman türündeki eseridir. "Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti." cümlesiyle başlayan "Yeni Hayat" alışılmış roman anlayışının biçim ve pratiklerinden ilk kopuşu ifade eder. Eser, modern hayatın yalnızlaştırdığı ve bunalttığı bireyin arayışına da yer veren postmodern bir romandır. Romanda, Osman'ın şahsında, modern bireyin varlık ve kendi varlığına dair kaygıları ve tavrı irdelenmiştir. Mühendislik Fakültesi öğrencisi Osman'ın okuduğu bir kitap üzerine hayatının değişmesiyle başlar
roman. İçinde ne olduğu söylenmediği için okuyucuda merak unsurunu en üst düzeye çıkaran bu gizemli kitap romanın odağındadır. Osman'a hayatını değiştirecek bu kitabı aynı üniversitenin Mimarlık Fakültesi'nde okuyan Canan vermiştir ve roman Osman'ın Canan'a bu kitaba olan merakı ile "yeni hayat arayışını", "mutlak hayat arayışını" anlatır. "Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.' Kitaplar ve onların hayatımızı değiştiren sihirli etkileriyle bir roman. Okuduğu kitaptan fışkıran ışığa bütün hayatını veren, kitabın vaat ettiği 'yeni hayat'ın peşinden koşan kahraman bir yandan Hayat'ın, Eşsiz Anlar'ın, Ölüm'ün, Yazı'nın, Kaza'nın sırlarına, bir yandan çocukluğa, resimli romanlara, bir meleğin görünüp kayboluşuna, Dante'ye, Rilke'ye açılan kapılardan geçip başka bir hayata girer." (Romanın arka kapağından)
YAZ YAĞMURU (1955)
Eserin Yazarı: Ahmet Hamdi Tanpınar.
Eserin Türü: Hikâye.
Eserin Konusu-Özellikleri: Aşkı yaşananda değil, düşlenende arayan, kitaba adını vermiş ilk hikâyesiyle başlar ve öteki hikâyelerde de bezgin, çaresiz, tarih ve varoluş önünde endişeli insanlar belirir. Zaman zaman çıplak gerçekliğe geri dönmekle birlikte çoğu kez hatıralarda, sanrılarda işlenmiş ve bir türlü kurtulamamış iç gerçeklik öne çıkar; bütün sebepleri, bütün seçimleri etkiler. Kitap, sırayla Yaz Yağmuru, Teslim, Acıbademdeki Köşk, Rüyalar, Ådem'le Havva, Bir Tren Yolculuğu ve Yaz Gecesi adları altında biri uzun yedi hikâyeden meydana gelir. Yaz Yağmuru adlı hikâyede, Boğaz'da asırlık bir medeniyetin izlerini taşıyan köklü bir ailenin musikiyi seven, aşırı duyarlı kızı Fatma ile hayatı yaşamak yerine yorumlamayı tercih eden ve kızı, geçmişte kalan büyülü zamandan geldiği için seven Sabri'nin ilişkileri anlatılır. Teslim'de kalabalık şehir hayatının insanı huzursuz edici gürültüsünden kaçmış, mutluluk ve huzuru köy hayatının sınırlı dünyasına kapanmakta bulmuş bir entelektüelin dramı hikâye edilir. Acıbadem'deki Köşk hikâyesinde, hayatın dışında, özel tutkuları olan, kendisinin icat etme dehasıyla doğduğuna inanan ve ömrünü başkalarınca tuhaf karşılanan şeyleri yaparak geçiren yarı deli bir emekli teknisyenin buluşları anlatılır. Rüyalar, adını taşıyan hikâyede aile, korku ve heyecanla karışık bir ifadeyle, günümüzün bazı problemleriyle, rüyaların insan hayatındaki garip tesirleri anlatılır. Nesirde şiirli anlatımın çok güzel bir örneği olan Ådem'le Havva hikâyesinde, Kutsal Kitap'tan alınan bazı motiflerden yararlanılarak, "ilk insanın" yeryüzüne indirilişi ve o anda duydukları anlatılır. Tanpınar'ın müfettişlik yaptığı sırada Anadolu'da dolaşırken yolda karşılaştığı olaylardan birini anlattığı Bir Tren Yolculuğu hikâyesinde, Anadolu kasabalarında turneye çıkan gezginci bir tiyatro grubunun oyuncuları arasındaki ilişkiler dile getirilir. Yaz Gecesi'nde hasta bir adamla yıllarca ilgilenen bir genç kızın ağzından bir yaz gecesi ablasıyla birlikte, bir erkek 332-333/401asta adamın hikâyesi anlatılır.
YARIN... YARIN...
Eserin Yazarı: Pınar Kür.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri-Konusu: Romanda varlıklı bir çevreden gelen ve mutsuz bir evlilik geçirmiş olan bir genç kadınla yine aynı çevreden radikal sol örgütlere katılmış bir gencin 12 Mart Darbesi çevre-sinde buluşan yaşamlarını hikâyeleştirir.
Eserin Özeti: [Oktay zengin bir kişidir. Evlidir, bir çocuğu ve bir karısı vardır. Fakat Aysel adında
bir sinema oyuncusuyla düşüp kalkmaktadır. Muhabbet ettikleri bir gün Aysel ondan kendisini yapımcı Sulhi Beyle tanıştırmasını ister. Amacı, onun yardımıyla büyük filmlerde rol alabilmek-tir. Aysel yükselmeyi, üne ve paraya kavuşmayı düşünen tutkulu bir kadındır. Emekli jandarma başçavuşunun kızıdır. Gizlice bir güzellik yarışmasına girmiş ve üçüncü seçilmiştir. Babası olayı öğrenince kızmış, döverek onu sokağa atmıştır. Aysel ünlü modacı, kadın terzisi Haluk'un yanına sığınmış, başından bir sürü serüven geçmiştir. Oktay, Sulhi'nin tanıdıklarındandır. Bir akşam onu kulüpte yemeğe çağırır. Eşi Seyda ile çocuğu Gil de yanındadır. Az sonra Aysel de gelir. İyice süslenip püslenmiştir. Oktay Sulhi'yle tanıştırır. Aysel bütün ustalığını kullanarak yaşlı adamı etkilemeye çalışır. O gece Selim de annesiyle kulübe uğramıştır. Oktay'ları görünce sevinir. Çünkü uzaktan akrabadırlar. Gelip masaya oturur. Gözlerini Seyda'dan ayıramaz. Kadın da ondan hoşlanmıştır. Birkaç kez dansa kalkarlar. Oktay bundan tedirgin olmaz, kıskançlık da duymaz. Selim varlıklı bir ailenin oğludur. Yakışıklı bir gençtir. Fransa'da yüksek öğrenim görmektedir. Oradaki kız arkadaşı Josette'in etkisiyle sol düşünceleri benimsemiştir. 1968 öğrenci olaylarına karışmıştır. Yaz tatili dolayısıyla Türkiye'ye gelmiştir. Ertesi gün Selim, Oktay'ların yalısına gider. Seyda buna pek sevinir. buluşup sevişmeye başlarlar. Öte yandan, Aysel ile Sulhi'nin ilişkileri günden güne gelişir. Balkonda birlikte yemek yer, uzun uzun söyleşirler. Bundan sonra ilişkileri gitgide ilerler. Gizlice Aysel güzelliği ile kadınlığı ile Sulhi'yi büyülemeyi başarır. Bir süre sonra onun kapatması olur. Artık büyük filmler çevirmeye giden yol açılmıştır.
Vassaf Bey
Memduh Şevket Esendal'ın romanıdır (1983). Vassaf Bey, 1930'lar Ankara'sında geçen, çok du-yarlı bir sevgi, şefkat olayının romanıdır. Orta yaşı epey aşkın Vassaf Bey, birbirini hiç tanımayan yalnız bir kız ile genç bir adamı, düzenlediği plan çerçevesince ölümünden sonra bir araya geti-recek ve onların birbirlerini sevmelerini sağlayacaktır. Böylece yeni bir başkentte yeni bir hayatın doğduğu simgelenmiştir.
TUTUNAMAYANLAR (1972)
Eserin Yazarı: Oğuz Atay.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri-Konusu: Türk edebiyatında en çok tanınan, hakkında en çok konuşulan ve yazarın yeni bir roman tekniğini ilk defa uyguladığı "Tutunamayanlar" adlı romanı ile postmodern romanın yolunu açmıştır. "Tutunamayanlar" romanı ele aldığı konu, konuyu işleyiş tarzı ve iç monolog, bilinç akışı, alıntı gibi yeni anlatım tekniklerini kullanması açısından önemlidir. Birbirine karşıt dünya görüşlerine sahip iki kesimin, "tutunanlar"la "tutunamayanlar"ın romanıdır. Romanda Mühendis Turgut Özben, Selim Işık intihar ettikten sonra yakın arkadaşı sandığı Selim'i araştırmak ister ve araştırmaları sonucu onu ve kendisini tanımaya başlar. Metin, Esat, Günseli, Süleyman Kargı'nın açıklamalarıyla ve asıl Selim'in hazırladığı "Tutunama-yanlar" ansiklopedisinde kendisine ayırdığı maddeyi okuduktan sonra adeta yaşamaktan korkan Selim'i anlamaya başlayan Turgut, onunla kendisi arasındaki benzerlikleri görür. Kendi kendisi olmak için bir trene binip giden Turgut da Selim gibi toplum ve kurallarından kaçmak için bir tür "intihar"ı seçmiştir. Ayrıntılara ağırlık verilen eserde, güçlü bir ironi ile yazar kendi mensup olduğu çevrenin de eleştirisini yapar. Eser, koyu bir kötümserliğin ifadesidir. Romanda Osmanlıca, Türkçe, Öz Türkçe sözcükler iç içedir; ansiklopedi, günlük, şiir, tiyatro, mektup gibi türleri romanın dokusuna sindirmiştir. Oğuz Atay, romanda James Joyce'un "Ulysses" romanından etkilenmiştir. "Tutuna-mayanlar" romanıyla 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazanmıştır.
Eserin Özeti: [Genç mühendis Turgut Özben, yakın arkadaşı Selim Işık'ın kendini bir tabancayla
vurduğunu gazeteden öğrenir. Selim'in diğer üç arkadaşından, sonra Selim'le ilişkisi olan Günsel adındaki kızdan bu intiharın sebeplerini araştırır. Dördü de verdikleri bilgilerle Selim'in hayatının bilinmeyen yönlerini aydınlığa çıkarırlar. Selim, son günlerinde bir "Tutunamayanlar Ansiklopedisi" hazırlamaktadır; orada kendisine de bir madde ayırmıştır. Özellikle bu ansiklopedi, araştırmaları sırasında Turgut Özben'e kendi benliğini tanımada yardımcı olur. O da tutunamayanlardan biridir; o güne kadar kendisini birtakım töreler, alışkanlıklar yönetmiştir. Turgut Özben bunlardan kopar, evinden ayrılır, bir trene binip gider, gözden kaybolur.]
TEHLİKELİ OYUNLAR (1973)
Eserin Yazarı: Oğuz Atay.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri-Konusu: Kurulu düzene uymayı başaramayan bir aydının Hikmet Benol'ün kendisini öldürmeye kadar götüren ruh dünyasını ele almıştır. Roman tutunamayanlar romanın adeta gölgesidir, onun devamıdır. Roman, konu olarak Tutunamayanlarla benzerdir.
Teneke
Yaşar Kemal'in romanıdır (1955). Bir Anadolu kasabasında çeltik ağalarıyla mücadele eden kaymakamın savaşını anlatır. Kaymakamın adaletsizliklere karşı gösterdiği mücadelesi, romanın sonunda arkasından teneke çalınmasına ve kasabadan uzaklaştırılmasına engel olamaz.
Sırtlan Payı
Attila İlhan'ın roman türündeki eseridir. Kurtuluş Savaşı'nı doğuran ortamı vermeye hizmet etmek-tedir. Roman, Çanakkale'de, Gazze'de savaşmış İstiklal Savaşı gazisi başkişi Miralay Ferit Bey'in bir kriz anında Mütareke, Milli Mücadele ve İstiklal Savaşı yıllarıyla ilgili hatırlamaları ve hesaplaş-ması üzerine kurulmuştur. Ferit Bey, olay zamanı olan 1960 Temmuz'undan sık sık geçmişine dönerek farklı kimliklerde tanıdığı kişilerin kırk yıl sonrasında izlerini sürerken yıllarca içinde taşıdığı, belki ölümüne sebep olduğu arkadaşını kurtaramayışının da vicdan azabını yaşar.
SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM (1988)
Eserin Yazarı: Latife Tekin.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri-Konusu: Çocukluk anılarından yola çıkarak çocuk dünyasındaki korkutucu unsurlardan biri olan cinlere, perilere ve hayaletlere yer verir. Roman, aralarında nedensellik bağı bulunmayan küçük hikâyelerle ilerler. Huvat'ın karısı Atiye'nin sırasıyla doğurduğu Nuğber, Halit, Seyit, Dirmit ve Mahmut'un oluşturduğu Huvat ailesinin hikâyelerini anlatan romanda özellikle Huvat, cinlere ve büyüye olan inancıyla romanın fantastik unsurlara açılımını sağlayan karakter olur. "Büyülü gerçeklik" bağlamında düşünülebilecek romanda Huvat ailesinin yaşadığı Akçalı köyünün cinlere ve perilere olan inançları; büyü, tılsım ve fal ile günlük hayatlarını düzenlemeye çalışmaları; yatırlar; yumurtadan kesilen tavuklar ve Dirmit'in cine dönüştüğüne inandığı öğretmen romandaki olağanüstü olayların eksenini oluşturur. "Sevgili Arsız Ölüm" romanı, Gabriel Garcia Marquez'in "Yüzyıllık Yalnızlık" romanına benzetilmiştir.
Eserin Özeti: [Bir ailenin yaşamını konu alan roman, Huvat Aktaş'ın mavi bir otobüsle Alacüvek köyüne gelmesiyle başlar. Köylüler ilk kez gördükleri otobüse korkulu ve meraklı gözlerle bakarlar. Uzun süre alışamazlar ona, ama alışınca da her yere onunla gitmeye kalkarlar. Huvat daha önce de köye soba, lamba, kuyu motoru getirmiş, yine köylülerin şaşkın bakışlarıyla karşılaşmıştı. Bir gün radyoyla gelince, köylüler korkudan evlerine kapanmış, günlerce dışarı çıkmamışlardı. Fakat günün birinde şehirden al yanaklı, açık başlı, ak tenli bir kadınla çıkagelince büsbütün yadırgadılar. Kadının elini, yüzünü, giysilerini merakla gözden geçirirler. Kadın bu aşırı ilgiden sıkılır, günden güne zayıflar. Köyde baş gösteren birtakım terslikler onun uğursuzluğuna yorulur. Bundan dolayı onu bir ahıra kapatırlar. Altı ay kadar orada kalır, karabasanlar görür, bağırır. Sonunda çektiği ağrılar diner, bir kız çocuğu doğurur. Bunun üzerine köylüler onun da kendilerinden ayrı bir yaratık olmadığını anlarlar. Bebeğe törenle Nuğber adını koyarlar. Zamanla köy yaşamına uyan Atiye, becerisiyle çevresini şaşırtır. Köyün sayılan kişilerinden biri olur. Kocasının getirdiği dikiş makinesiyle kadınlara, çocuklara giysiler diker. Nuğber'den sonra dört çocuk daha dünyaya getirir: Halit, Seyit, Mahmut, Dirmit. Huvat'ın şehirden köye gelmesi uzayınca köylüler dedikodu yaparlar. Söylentiye göre, Huvat, Gigi köyünde bir Ermeni kadını dost tutmuş ve din değiştirmiştir. Atiye buna inanmaz, ama sonunda büyük oğlu Halit'i göndererek Huvat'ı getirtir.
Semaver
Sait Faik Abasıyanık'ın hikâye kitabı (1936). Yazarın ilk kitabıdır. Eserde, Sait Faik hep kendini anlatır. Görünen bir yöntemle, içten ve derinliklere girmektedir. Kitapta Anadolu yerine İstanbul ve yazarın Avrupa öğrenciliğinin izlenimleri vardır.
SESSİZ EV (1983)
Eserin Yazarı: Orhan Pamuk.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu-Özellikleri: 1Roman, 12 Eylül öncesi yaşanan anarşi olayla-rı üzerine kuruludur. Biri tarihçi, biri devrimci, diğeri zengin olmayı kafasına koymuş üç torunun, 1980 yazında İstanbul'dan 50 km uzakta Cennethisar'da yaşayan babaannelerinin konağında geçirdikleri bir haftanın hikâyesidir.
Eserin Özeti: [İttihat ve Terakki idaresi ile anlaşamadığı için İstanbul'dan ayrılıp Gebze'ye yerleşen Selahattin Bey'in karısı Fatma Hanım, Cennethisar'da eski, büyük ve sessiz bir evde yalnız oturmaktadır. Fatma Hanım'ın hizmetini ve bütün işlerini Cüce Recep görmektedir. Çünkü Fatma Hanım yalnız başına yataktan kalkamaz ve yürüyemez. Üç torunu bir hafta kalmak üzere Fatma Hanım'ın yanına gelirler. En büyükleri Faruk, tarihçidir ve üniversitede doçenttir. Nilgün üniversitede, Metin lisede öğrencidir. Fatma Hanım torunları ile beraber kocası Selahattin Bey'in mezarını ziyaret eder. Faruk, Gebze Kaymakamlığının arşivinde araştırma yapar. Metin, arkadaşı Vedat'ı arayıp bulur ve onun grubu olan zengin çocuklarıyla gezip eğlenir. Gruptaki Ceylan'ı sevmekte-dir. Cüce Recep'in yeğeni Hasan, arkadaşlarıyla beraber geceleri yollara, duvarlara sosyalizm, komünizm aleyhine yazılar yazar. O, Nilgün'ün çocukluk arkadaşıdır ve onu sevmektedir. Nilgün, her sabah bir kitapla sahile gider, orada kitabını okur, denize girer. Dönüşte de Cumhuriyet alır. Hasan, onun solcu olduğuna inanır ve bunu arkadaşlarına anlatır.
SARI TRAKTÖR
Eserin Yazarı: Talip Apaydın.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu-Değerlendirmeler: "... Talip Apaydın, sevdiğim, saydığım bir yazar. İlgiyle okudum romanı. Temiz bir dili var. Ayrıca, köy üstüne okuduğum romanlar içinde, ele aldığı çevrenin üretim durumunu en iyi, ayrıntılarına varıncaya kadar en doğru anlatan roman. Ama başarılı bir roman değil. Röportajla roman arası bir yapıt. (...) Apaydın, köye traktör girmesi sorununu, köy ağaların-dan birinin oğlu olan Arif (babası köyde varlıklı bir kimseydi) gibi görüyor. Traktörün sağlayacağı yakın faydaları, traktörün yalnız traktörü olanlara sağlayacağı faydaları görüyor. Bunu onların gözü ile görüyor. İlkel üretimin yerini makineli üretim alınca bunun gerektireceği ekonomik, toplumsal değişmelere hiç değinmemiş. Traktörle birlikte gelecek yeni sorunlardan habersiz görünüyor. (...) Talip Apaydın, Sarı Traktör'de, anlattığı gerçekleri roman gerçeği olarak görememiş diyorum. Sarı Traktör, kişisiz bir roman. Kişisiz roman olur mu? Ben de bunun için röportajla roman arası bir yapıt diyorum. (...) Anlattığı kişileri hatırlamıyoruz da köyün ilkel üretim biçimini hatırlıyoruz, köye traktör girmesinin gerekli olduğunu hatırlıyoruz." (Fethi Naci)
"... Olaylar -İzzet Ağa'nın sayrılığı (hastalığı) dolayısıyla Ankara'ya traktör almak için ilçeye gidiş gelişleri dışta tutulursa- bir köyde (Özeler'de) geçiyor. Bu da yöre içinde işlenmiş yapıtın, okuyanı sıkmaması, ilk başarısı Apaydın'ın. (...) Dili de çok iyi Apaydın'ın. Böylesine, köylü dilini iyi kullanmak, köylünün içinden gelecek yazarların işi." (İhsan Atar)
"Sarı Traktör'le ilk kez Türk köyünden bir insan sesi geliyor, bir insan yüreği çarpıyor orada, sıcak. Türk köyünün ne denli gerilikler, ne denli Ortaçağ, İlkçağ koşulları içinde yaşadığını biliyoruz. Ama Türk köyünün bunlar toplumsal yapısıdır. (...) Biz şimdiye dek hep toplumsal koşullardan söz açtık durduk, ama insan neredeydi? Bu toplumsal koşulların sarıp çevrelediği insan neredeydi? Bu yoktu. Birdenbire 314-315/401tör'le köylü insan ortaya çıkıyor. Sımsıcak, canlı, umut veren, yaşayan, birtakım değerdere bağlaran insan." (Ceyhun Atuf Kansu)
"Bir ilk deneme olmasından ötürü roman tekniği bakımından fazla başarılı olduğu söylenemez. Olayların tiplere fazlasıyla egemen olması, traktör tutkusunun tek yanlı ele alınması ve bunun so-nucu olarak tarımın makineleşmesiyle kırsal çözülmeye önem verilmemiş olması, bu açıdan eksik olarak kabul edilebilir. İşsizlik ve göç konusu Emmioğlu'nda işlenirse de bu, gerçek sorunu vermeye yetmez. Aslında, Apaydın da Sarı Traktör'deki bu yarım kalmışlığın ayrımındadır. Daha 1960'larda köy romanı üstüne yapılan beş kişilik tartışmada, 'Benim Sarı Traktör bitmemiştir henüz. İkinci cildini düşünmüşümdür,' demektedir. (...) Bu eksikliklerine karşın bazı köy gerçeklerinin, köyü iyi bilen birince roman boyutları içinde ilk kez veriliyor olması bakımından Sarı Traktör önemlidir." (Mehmet Bayrak)
SAHNENİN DIŞINDAKİLER (1950, 1973)
Eserin Yazarı: Ahmet Hamdi Tanpınar.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Cemal, Sabiha...
Eserin Konusu-Özellikleri: Roman, Mütareke Dönemi İstanbul'undan
önemli kesitler sunar. Roman, 1920 yılının İstanbul'unu merkez alır. İstanbul Milli Mücadele'nin kalbi olan Ankara'ya göre sahnenin dışıdır, içinde yaşayanlar ve kendilerince birtakım görevleri yerine getirenler bir sahnedir. Yazar, romanda çok sevdiği "eşik" hayalini kurmaktadır. Kalabalık şahıs kadrosu ve kişilerin başından geçen belli başlı bir olayın olmaması esere bir dağınıklık vermekle birlikte her şey sahneye hazırlıktır. Bu eserin kahramanlarından İhsan henüz genç, Mümtaz ve Nuran ise çocukturlar; yazar bu kişileri Huzur romanının ana kişileri yapmış-tır. Huzur'un kişilerinden İhsan, bu romanın önemli kişileri arasındadır. Roman iki kısımdan oluşmaktadır. Yazar, birinci kısma "Mahalle ve Ev", ikinci kısma "Hadiseler" başlıklarını koymuştur. Sahnenin Dışındakiler, bir İstanbul romanıdır. Huzur'da devam eden bir ilişkiler ve ilgilerin anlatımıdır. Roman, mütareke İstanbul'unu anlatmayı seçmiştir. Eser, ayrıca bir aşk romanıdır. Bu aşk, bir çocukluk aşkıdır ama kahraman (Cemal) onu yani sevdiği Sabiha'yı unutamamış, yıllar sonra geldiği İstanbul'da aramaya koyulmuştur. Cemal-Sabiha İlişkisi arkadaşlık, dostluk, hayranlık sonrasında bir aşka dönüşmüş, Cemal'in yaşının küçüklüğü, tahsilini sürdürmekte bulunuşu ve Sabiha'nın ailesinin durumu olumsuz olarak uzaklaşmayı getirmiş, babanın Anadolu'da bir göreve tayini nedeniyle ilişkiler birden kesilmiştir. Tekrar İstanbul'a geldiğinde Sabiha'nın evli olduğunu bilmesine rağmen onu arar, görmek ister, ama bir türlü kendisine ulaşamaz. Bu arada kendisi gibi onu sevmiş birçok insanın var olduğunu öğrenir. Bir de onun mutsuz bir evlilik yaptığını...
RUH ÜŞÜMESİ
Eserin Yazarı: Adalet Ağaoğlu.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Özellikleri-Konusu: 12 Mart romanıdır. Eserde, birbirini tanımayan ve adları verilmeyen bir kadın ve bir erkeğin bir lokantada ayrı ayrı masalarda bir-birleriyle ilgili hayal kurmalarını, ancak geçmişteki olumsuz deneyimlerinden ötürü, bu hayallerinden vazgeçmelerini anlatır. Romanda iç konuşma, bilinç akışı, sahneleme gibi tekniklerden yararlanılmıştır.
SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ (1961)
Eserin Yazarı: Ahmet Hamdi Tanpınar.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Kişileri: Hayri İrdal, Halit Ayarcı, Doktor Ramiz, Pakize...
Eserin Konusu-Özellikleri: Romanında uygarlık değişiminin birey üzerindeki sancılarını ele almıştır. İronik bir anlatımla Doğu-Batı arasında bocalayan Türk toplumunun anlatıldığı roman, başkişi Hayri İrdal'ın anıları biçiminde yazılmıştır. Tanpınar, bu yarı meczup kahramanın kişiliğinde, geçmiş özleminden kurtulamayan, geçmişe saplanmış aydınları tenkit ederken bir yandan da İkinci Meşrutiyet'in ilanından itibaren siyasetin güdümündeki sanat anlayışını, üniversite çevresinin içe dönük kısır çatışmalarını, devlet parasıyla zengin olan türedi zenginleri tenkit eder. Romanın sonuna kadar hayal ile hakikat arasında sürekli gidip gelen Hayri İrdal'ın yaşama tarzı, hayata bakışı, birtakım alegorilerin arkasından silik bir şekil-de takip edebildiğimiz Tanpınar'ın zengin hayat hikâyesiyle birleşir.
Eserin Özeti: [Üretimsizliğin toplumları boş hayal, yalan dolan ve çökünlüye götüreceği savı
üzerine kurulu eser, Hayri İrdal'ın anılarından yola çıkılarak kaleme alınmıştır. Çocukluk çağında bir saatçinin yanında çalışmaya başlayan Hayri İrdal, ustasından, çalışma hayatının var edeceği ahlakı ve incelikli yaşama biçimini öğrenir. Saatlerin her birinde bir hayat alımlayan ustası, hayata adeta bir estet gibi yaklaşmaktadır. Ne var ki Birinci Dünya Savaşı patlak verir, genç Hayri İrdal askere alınır. Osmanlı İmparatorluğu büyük çalkantılar içindedir. Savaş dönüşü Hayri İrdal evlenir; çocukluk çağında edindiği bilgi, öğrendiği iş artık göçüp gitmektedir. Bu arada Hayri İrdal'ın karısı ölür. İkinci evliliğini İspritizmacılar Cemiyeti'nde tanıştığı Pakize'yle gerçekleştiren Hayri, çocukluğunun saatleriyle bir düşler dünyasında yaşamakta, Doktor Ramiz'in tedavisine adeta cevap vermemektedir. Doktor Ramiz'in arkadaşı Halit Ayarcı'yla tanışır. Halit Ayarcı saatlere tutkun görünür. Hayri'yle ikisi, insanların saat ayarlarını kontrol eden, işin aslı aranırsa ne iş yap-tığı belirsiz, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü kurarlar. Çok geçmeden enstitünün başarısı toplumu sarar, işler büyür, çalışmalar artar; para kazanılır. Servete dönüşen bu paranın nasıl kazanıldığı pek anlaşılamaz. Hayri İrdal ve ailesi, bir sosyete hayatı yaşarlar. Pakize, Halit Ayarcı'yla kocasını aldatır. Hayri İrdal ya anlamaz ya kayıtsız kalır. Her şeyi korkunç bir kara gülmece örter. Tam o sırada Amerika'dan gelen uzmanlar Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün bir işe yaramadığını ileri sürerler. Amerikalıların bu konudaki tutumu da belirsizdir: Amaç, iş ve üretimden uzak bir enstitüyü kapatmak mi yoksa gözbağcılığın devamı için yeni bir yol bulunmasını istemek mi, pek anlaşılamaz. Halit Ayarcı hemen bir tasfiye komisyonu kurar; hükümet yetkilileri bu yeni girişimi akla çok y → aün bütün çalışanları şimdi tasfiyes yıllarca süreceği munaknak bu tasfiye için sözüm ona alın teri dökmektedir.]
* Eser Hakkında Değerlendirmeler"... Dış çevreye, insana, gündelik hayatın ortaklığına yöneliş, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde, temeldeki 'rüya' anlayışına bağlı kalarak, en olgun şekline ulaştı. Hayri İrdal'ın düşle gerçek arasında sallanan acıklı ve meraklı hayatı. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın kendi zengin hayat hikâyesinden taşarak, iki dünya savaşı arası Türkiye meselelerinin yüze gelen sivrilerine ve aydınlarının özellikleriyle karışıyor. (...) Bu romanda çok kara ve zalim bir 'kader'in üzerine yüklendiği Hayri İrdal'ın, bütün aşırı yeniliklerin saldırdıkları bir çerçeve, kendi hülyalı, yaşayışını inatla sürdürüşü, baskı altında olmasına karşılık, neşeli bir direnme ile yaşayışı, cahillik ve geriliğin ortasında bocalayan son çeyrek yüzyılın aydınlarını ifade ediyor." (Tahir Alangu)
RAHMET YOLLARI KESTİ (1957)
Eserin Yazarı: Kemal Tahir.
Eserin Türü: Roman.
Eserin Konusu-Özellikleri: Romanda ağalık ve eşkıyalık olgusunu dile getiren yazar, eşkıyalığa yeni bir bakış açısı getirmiş; eşkıyalığa karşı çıkarak devleti savunmuştur. Adını yöreyi harabeye çeviren bir yağmurun sebep olduğu selden alan bu romanda yazar, o zamana kadar halk muhayyilesinin ve özellikle Yaşar Kemal'in "İnce Memed" romanında yüceltip mitleştirdiği eşkıyalık kurumunu eleştirel bir dikkatle ele alır ve soylu eşkıya İnce Memed'in zıddına eşkıyalıkların esasında "korkak, acımasız, kalleş ve rezil" olduklarını ve beylerin, ağaların köpekliğini yaptıklarını savunur.