top of page

Tanzimat Dönemi'nde
Türk Edebiyatı

Türk toplumunun hayat koşullarıyla şekillenen edebiyat zevki Tanzimat ile başlayan süreçte yeni hayat-yeni insan oluşturma gayesi çerçevesinde değişmeye başlar. Avrupa’ya gönderilen öğrenci ve elçilerin devrin hâkim olan anlayışıyla karşılaşmaları estetik algılarının bu doğrultuda ilerlemesine yardımcı olur. Algı değişimi edebî türlerde yapısal ve içeriksel farklılaşmayı da doğurur. Doğaçlamaya dayalı geleneksel tiyatromuz söz konusu farklılaşmayı derinden yaşayarak metin, dekor ve eğitimli oyuncu kadrosuyla zenginleşir ve Batılı forma kavuşur. (Armağan, B. (2017). Şairin ironik tasavvuru: Şair Evlenmesi. Curr Res Soc Sci, 3(3), 86-91)

TANZİMAT DÖNEMİ'NDE TÜRK EDEBİYATI

1839’da ilan edilen Tanzimat, her şeyden önce, “sosyal tenkit” düşüncesinden doğmuş bir harekettir ve onunla başlayan yeni bir edebiyat anlayışı da bu temel düşünceye dayanmaktadır. Dönemin kendi adlarıyla anılan ilk edebî okulunu meydana getiren Şinasi, Namık Kemâl ve Ziya Paşa’nın, çoğu kez birlikte yürüttükleri toplum, politika ve edebiyat üçgenindeki çalışmaların asıl amacı, Tanzimat'ın getirdiği dinamizmin  halka açılma isteğidir. Onlar, düşüncelerini geniş kitlelere anlatmak için, Batı’daki gücünü yakından bildikleri gazeteciliğe yöneldiler. (DONBAY, Ali, Zi̇ya Paşa’nın “Şi̇i̇r ve İnşâ” makalesi , DergiPark)

​​

XVIII. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı karşısında toprak kaybetmeye başladığı bir dönemdir. Toprak kaybı, cihad politikasını benimsemiş bir devlet için gelir kaybı anlamını da taşımaktaydı. Söz konusu kayıplarla birlikte eş zamanlı olarak, devletin Batı’dan geri kaldığı görüşü bazı aydınlar tarafından dile getirilmeye başlanmıştır. Bu doğrultuda devletin devamını sağlamak amacıyla çeşitli kurumların Batı tarzında düzenlenmesi gerektiği fikri ön plana çıkmıştır. Bu düzenlemeler ilk olarak askeri alanda görülmüş ve bu alanda kapsamlı değişikliklere gidilmiştir. Tanzimat dönemine gelindiğinde ise düzenlemelerin sadece askeri alanda olmasının yetersizliği anlaşılmıştır. Bu dönemde yenileşme hareketlerinin toplumun bütün kurumlarına yayılması fikri benimsenmiştir. Tanzimat döneminde eğitim kurumu da yenileşme hareketlerinin görüldüğü kurumlardan birisidir. Bu dönemde eğitimin sistematik hale getirilmesi, eğitim aracılığıyla toplumda ortak bilinç oluşturma isteği, örgün eğitimin derecelendirilmesi gibi yenileşme hareketleri gerçekleşmiştir. Tanzimat döneminde yaşanan gelişmeleri anlamanın, bu dönemden sonra gelen düzenleme ve değişimlere yol gösterici olması bakımından önemli olduğu düşünülmektedir. (Sarıçay, A. E., & Arslan Cansever, B. (2021). TANZİMAT DÖNEMİNDE TOPLUMSAL DEĞİŞME VE EĞİTİM ÜZERİNE. Sosyoloji Dergisi(41-42), 285-300.)

Tanzimat Edebiyatı, Türk edebiyatında hem fikir hem de üslup bakımından iki belirgin döneme ayrılır:

Birinci Dönem (1860-1876):
Bu dönemde edebiyat, toplumsal faydayı esas alan bir anlayışla şekillenmiştir. Halkın eğitilmesi, modernleşme ve aydınlanma temel hedefler arasında yer almıştır. Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi yazarlar, "vatan", "özgürlük" ve "adalet" gibi kavramları ön plana çıkararak edebiyatı toplumsal bir uyanış aracı olarak kullanmıştır. Bunun nedeni ise bu dönemdeki şairlerin siyasetle olan yoğun ilgileridir. Roman, gazete ve tiyatro gibi modern türler bu dönemde doğmuş ve gelişmiştir. Ayrıca bu dönem şairleri divan şiirini tenkit etme ve yıkma girişiminde bulunmuşlardır.

İkinci Dönem (1876-1896):
Bu dönemde ise edebiyat, toplumsal sorumluluklardan bireysel duygu ve estetik arayışlarına yönelmiştir. Sanat, halkın eğitilmesi amacından sıyrılarak saf estetik kaygılarla ele alınmıştır. Abdülhak Hamit Tarhan, Recaizade Mahmut Ekrem ve Sami Paşazade Sezai gibi yazarlar, bireyin iç dünyasına, yaşamın anlamına ve güzellik anlayışına odaklanmışlar. Bu dönem şairleri ise şiire sanat açısından odaklanıp onun estetik yönünü merkeze almışlardır. Bu yüzden sanat onlara göre sanat için olmalıdır. Ezcümle daha çok ölüm, ölüm dolayısıyla duyulan üzüntü, kaza, kader vb. bireysel-metafiziksel konular işlenmiştir. Ayrıca aşk konusu da eski şiire göre daha farklı bir boyut kazandı. Buna göre eskinin soyut aşkı yerine daha gerçekçi olan beşeri bir sevgili tipi yaratıldı.

​​​

Divan Edebiyatı Öğretici Metinleriyle Tanzimat Edebiyatı Öğretici Metinlerinin Karşılaştırılması 

• Divan edebiyatında ağırlıklı olarak dinî, tasavvufî, ahlaki ve tarihî konular işlenirken Tanzimat edebiyatında adalet, eşitlik, hak, hukuk, sanat ve edebiyat gibi kavramlar ele alınmıştır.

• Divan edebiyatında Arapça ve Farsça tamlamalar, yoğun söz sanatları ve seciyle örülmüş uzun cümleler tercih edilmişken; Tanzimat edebiyatında ise dil, halkın anlayabileceği ölçüde sade ve açık bir nitelik kazanmıştır.

• Divan edebiyatında düşünce ve duygu dünyasında bireysellikten uzak, kalıplaşmış bir anlayış hâkimken Tanzimat edebiyatında toplumsal yarar ön plana çıkarılmıştır.

• Divan edebiyatı; siyer, tarih, menkıbe, siyasetnâme ve seyahatnâme gibi geleneksel türler çevresinde gelişmiş, Tanzimat edebiyatı ise büyük ölçüde gazete etrafında şekillenmiştir.

• Divan edebiyatının öğretici metinleri daha çok devlet adamları ve ulema sınıfına hitap ederken Tanzimat edebiyatının öğretici metinlerinde geniş halk kitlesi esas alınmıştır.

Tanzimat Dönemi'nin Genel Özellikleri

 

• Tanzimat Dönemi’nde, “sanat toplum içindir” anlayışı edebî üretimin temel ilkesi hâline gelmiştir. Bu dönemim şairleri eserlerinde akla dayalı somut bir yaklaşım tavrını takınmışlardır.

• Divan edebiyatı çeşitli yönlerden eleştirilmiş olmakla birlikte, bu dönemde yazan sanatçılar, söz konusu geleneğin etkisinden bütünüyle sıyrılamamışlardır.

• Hece ölçüsünü kullanma yönünde girişimlerde bulunulmuş, ancak aruz ölçüsü hâlâ baskın ölçü olmaya devam etmiştir.

• Dil sadeleştirilmeye çalışılmış, fakat bu konuda istenilen düzeyde bir başarı elde edilememiştir.

• Esasında Tanzimat Dönemi edebiyatı bir nevi ikilemde kalan bir edebiyat dönemidir. Ziya Paşa bu sava en güzel numunededir: “Şiir ve İnşâ” adlı makalesinde divan edebiyatını millî bir edebiyat olarak kabul etmeyen, gerçek Türk edebiyatının halk edebiyatı olduğunu ifade eden sanatçı, altı yıl sonra "Harâbât" adlı eserinde bu düşüncesini reddederek tam tersini savunur.

• Bu dönemin sanatçıları, edebî üretimlerini tek bir türle sınırlandırmamış; şiir, roman ve tiyatro alanlarında eserler vermenin yanı sıra gazetecilik faaliyetlerinde de bulunarak çok yönlü bir entelektüel kimlik sergilemişlerdir.

• Batı etkisi, özellikle de Fransız kültürü, dönemin edebiyat anlayışında belirgin şekilde hissedilmiştir.

• Gazetecilik faaliyetleri önem kazanmış; edebî eserlerde sıklıkla hak, adalet ve hürriyet gibi toplumsal temalar işlenmiştir.

• Edebiyat, bu dönemde toplumu eğitici bir araç olarak görülmüş ve bu bakış açısı sanat anlayışına yön vermiştir.

• Batı kültürünün etkisinde şekillenen Tanzimat edebiyatı, edebiyatımıza birçok türün “ilk” örneklerini kazandırmıştır: İlk tiyatro, ilk roman, ilk hikâye, ilk makale, ilk deneme, ilk eleştiri ve ilk eleştiri yazısı bu dönemde ortaya konmuştur.

Tanzimat Dönemi Düzyazı Türünün (Nesir) Genel Özellikleri

• Divan nesrinin aksine Tanzimat nesrinde anlatım, süs ve yapmacıktan uzaklaşarak düşünceyi merkeze alan bir nitelik kazanmıştır.

• Konuşmaları göstermek amacıyla konuşma çizgisi ve noktalama işaretleri kullanılmaya başlanmış; böylece divan nesrinde görülen uzun ve karmaşık cümleler yerini daha kısa, işlev odaklı cümlelere bırakmıştır.

• Divan nesrinin belirgin özelliklerinden biri olan seci (iç kafiye) büyük ölçüde terk edilmiştir.

• Gazeteciliğin etkisiyle roman, hikâye, makale, fıkra ve eleştiri gibi yeni nesir türleri edebiyatımıza girmiştir.

Birinci Dönem Tanzimat Edebiyatı'nda Öykü ve Romanın Genel Özellikleri

• Olayların akışı durdurulup okura bilgi aktarılmıştır. 

• Tutsaklık, yanlış ya da zorla yapılan evliliklerin doğurduğu açı sonuçlar, Batı uygarlığı ile Osmanlı uygarlığı arasındaki farklar işlenmiştir. 

• Yazarlar, kişiliğini gizlememiş; olaylar, okuyucuyla konuşa konuşa yürütülmüştür. 

• Roman aracılığı ile bireyi eğitme ve toplumu düzeltme amacı gözetilmiştir. 

• Tanzimat I. Dönem sanatçıları romantizm akımına bağlıdırlar. 

• Tanzimat romanlarının birinci dönem sanatçıları tarafından kaleme alınan "İntibah", "Felatun Bey ile Rakım Efendi" ve "Cezmi" gibi eserlerde idealize edilmiş karakterlere yer verilmiştir. "İntibah"ta Ali Bey; "Felatun Bey ile Rakım Efendi"de Felatun Bey ile Rakım Efendi; Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı eserinde Felatun Bey, Batılılaşmayı yanlış kavrayan bir tipken; Rakım Efendi Batılılaşma anlayışı bakımından idealize edilmiş bir tip olarak doğru Batılılaşma modelini temsil eder. "Cezmi"de ise Cezmi idealize edilmiş karakterleri ön plana çıkmaktadır.

• Namık Kemal, Cezmi adlı eserinde kendi gençliğini ve kişiliğini âdeta yansıtır. 

• Tanzimat’ın ikinci dönem sanatçılarının Sergüzeşt, Karabibik ve Araba Sevdası gibi eserlerinde gerçekçi tipler yer alır; "Sergüzeşt"te Dilber (cariye), "Karabibik"te Karabibik (köylü), "Araba Sevdası"nda ise Batılılaşma heveslisi cahil bir tip olan Bihruz Bey bu anlayışın örnekleridir. 

• Tanzimat Dönemi’nde okuyucuya doğrudan ulaşmayı amaçlayan yazarlar, bilinçli olarak sade bir dil tercih etmiştir. İkinci dönem sanatçılarından Nabizade Nâzım da Karabibik’te gerçekçiliği güçlendirmek için köylülerin konuşma dilini metne aynen yansıtmıştır.

• Nabizade Nâzım’ın "Karabibik"i bu konuda en belirgin örnek olmakla birlikte, aynı dönemde Recaizade Mahmut Ekrem’in "Araba Sevdası" adlı eserinde de konuşma dilinin izleri görülür; ancak burada halk ağzından ziyade Bihruz Bey’in bozuk Türkçesi ve Fransızca özentili söyleyişi yansıtılır. Bu yönüyle "Karabibik" köylü halkın doğal konuşmasını vermesi bakımından benzersiz, "Araba Sevdası" ise kişiye özgü konuşma dilini göstermesi açısından dikkat çekicidir.

İkinci Dönem Tanzimat Edebiyatı'nda Öykü ve Romanın Genel Özellikleri 

Birinci Dönem'e göre teknik olarak gelişmiş, daha nitelikli ürünler verilmeye başlanmıştır. 

Betimlemeler ilk döneme göre daha da ölçülüdür. 

Realizm akımının etkisiyle gözleme önem verilmiş, olay ve kişiler daha gerçekçi anlayışla anlatılmıştır. 

Nabizade Nazım natüralizmden, Recaizade Mahmut Ekrem ve Samipaşazade Sezai realizmden etkilenmişlerdir. 

• Birinci Dönem Tanzimat Edebiyatı sanatçılarının toplumsal sorunlarla ilgilenmelerine karşın II. Dönem sanatçıları kişisel konu ve temaları işlemişlerdir. Bu yüzden dilleri daha ağırdır. Dönemin romanlarında realizmin etkisi görülür. 

Tanzimat Dönemi Şiirinin Genel Özellikleri

• En belirgin özelliği, anlatımda soyuttan somuta yönelişin esas alınmış olmasıdır.

• Günlük yaşamda karşılaşılan olaylar ile duygu ve düşünceler şiirin konusu hâline getirilmiş; bu unsurlar yalın bir anlatımla, yer yer şairin bireysel mecazları aracılığıyla ifade edilmiştir.

• Birinci dönem şairleri, ağırlıklı olarak medeniyet, akıl, kültür, kanun, adalet, hak, millet, devlet ve vatan gibi toplumsal temalara odaklanmışlardır.

• İkinci dönem şairleri ise daha çok varlık, yokluk, ölüm, madde, ruh, dünya, ahiret ve Tanrı gibi felsefî ve metafizik kavramları işlemişlerdir.

• Birinci dönem Tanzimat şiirinde gazel, kaside, terkibibent gibi geleneksel nazım biçimleri, içerik yönünden dönüştürülerek kullanılmaya devam edilmiştir.

Tanzimat Birinci Dönem Türk Edebiyatı

Dönemin Temsilcileri

İbrahim Şinasi 

• İbrahim Şinasi, edebiyat tarihimizde “ilklerin adamı” unvanıyla anılmaktadır.

• Eserlerinde, özellikle klasisizm akımının etkileri belirgin bir şekilde görülmektedir.

• Aruz ölçüsünü kullanarak şiirler kaleme almıştır.

• Roman ve hikâye türlerinde eser vermemiştir.

• Düşünce ağırlıklı şiirler yazmıştır. Yazdığı "Reşit Paşa" kasidelerinde klasik kasidenin bölümlerini ortadan kaldırmıştır. Daha sonraları ise biçim değişikliğiyle ilgili bu tarza Namık Kemal de dahil olmuştur. "Hürriyet Kasidesi" adlı eserinde eski nazım şeklini hem tema hem de biçim bakımından değiştirmiştir.

• Şinasi, "Tercüme-i Manzume" adlı eserinde yeni şekilleri kullanmıştır (eşleme kafiye tarzı).

• Şiirlere başlık koyma geleneğini başlatmış, bu yönüyle şiir estetiğine yapısal bir yenilik kazandırmıştır.

• Edebiyatı, halkı eğitmenin bir aracı olarak görmüş ve bu doğrultuda ürünler vermiştir.

• Kaleme aldığı eserlerde ilk kez “hak, adalet, hürriyet ve akıl” gibi kavramlara yer vererek Tanzimat edebiyatının düşünsel temellerini atmıştır.

Tercüman-ı Ahvâl’in birinci sayısındaki “Mukaddime”sinde; gazetenin sosyal ve edebî hayatta ne denli gerekli olduğunu vurgulamıştır.

• Halka seslenme ve ona ulaşma yolunda önemli bir vasıta olarak gördüğü gazetenin halkın anlayabileceği bir dile sahip olması gerektiğini savunmuştur.

• 1862 yılında yayımlamaya başladığı Tasvir-i Efkâr gazetesi, onun basının halka seslenme ve okurla etkileşim kurma işlevine ilişkin düşüncelerinin gelişmesine katkı sağlamış; aynı zamanda birçok yetkin genç sanatçının yetişmesine zemin hazırlamıştır.

İlkleri 

 

İlk noktalama işaretleri.

Şiire ilk kez başlık.

İlk fabl çevirileri.

İlk şiir çevirileri "Tercüme-i Manzume"

Batılı anlamda ilk tiyatro "Şair Evlenmesi"

İlk atasözü ve deyimler sözlüğü "Durub-ı Emsali Osmaniye"

İlk özel gazete "Tercüman-ı Ahval- 1860"

İlk makale örneği "Mukaddime"

• "Müntehebat-ı Eşar"

İkinci özel gazete "Tasvir-i Efkar- 1862"

Namık Kemal 

 

• Namık Kemal, edebî ve düşünsel üretimlerinde “hürriyet, adalet ve hak” gibi kavramlara sıklıkla yer vermiştir.

• Eserlerinde işlediği vatan sevgisi nedeniyle kendisine “Vatan Şairi” unvanı verilmiştir.

• Sanatın toplum için olması gerektiği anlayışını savunmuş; edebiyatı toplumsal dönüşümün aracı olarak görmüştür.

• Osmanlıcılık düşüncesini benimseyerek, bu doğrultuda eserler kaleme almıştır.

• Romantizm akımından etkilenmiş, özellikle bireysel özgürlük ve yurt sevgisi gibi temaları öne çıkarmıştır.

• Şiir ve tiyatro eserlerinde aruz ölçüsünü tercih etmiştir.

• Toplumsal ve siyasal meseleleri ele alan eleştiriler kaleme almış, dönemin çeşitli problemlerine dikkat çekmiştir.

• Divan şiirinin nazım biçimlerini kullanmakla birlikte, bu biçimleri modern düşüncelerle birleştirmeye çalışmıştır.

• Konuşma diline yakın bir üslubu tercih ederek halkla daha güçlü bir iletişim kurmayı hedeflemiştir.

• İçerik açısından yenilikçi, fakat biçim yönüyle geleneksel bir anlayış benimsemiştir.

• Ziya Paşa ile birlikte Londra’da Hürriyet Gazetesi’ni çıkarmış, ayrıca İbret Gazetesi’ni kurmuştur.

• Şinasi’den devraldığı Tasvir-i Efkâr gazetesinde yazarlık ve yöneticilik yapmıştır.

• Encümen-i Şuarâ (Eski şiire yeni bir ruh vermek, yeni bir dil zevki yaratmak için bir araya gelen şairler grubudur.)  topluluğuna üye olmuş, ancak bu çevrenin geleneksel şiir anlayışına zamanla mesafe koymuştur. Çünkü bu topluluğun sanat görüşü halk zevkine, yaşayışına ve hatta diline yabancıydı. Ahmet Hamdi Tanpınar, "Encümen-i Şuarâ, divan edebiyatının son rönesansıdır." ifadesini kullanmıştı.

• Divan edebiyatını “kocakarı masalları”na benzeterek sert biçimde eleştirmiştir.

• Şinasi ile tanışmadan önce Divan şiirine yakın, tanıştıktan sonra ise Batı şiiri ve düşüncesini savunan bir çizgiye yönelmiştir.

• Şiiri, düşünceleri aktarmada bir araç olarak görmüş; biçimsel kaygılardan ziyade içerik yönünü öne çıkarmıştır.

• Romanı, toplumsal fayda amacıyla kaleme alınması gereken bir tür olarak değerlendirmiş; bu doğrultuda aile yapısı, çocuk eğitimi ve tarih gibi temalara yer vermiştir.

• Tiyatro sanatını “faydalı bir eğlence” olarak nitelendirmiş ve tiyatroda gündelik hayat ile tarihî olayların sahnelenmesi gerektiğini savunmuştur.

• Namık; Akif Bey, Celaleddin Harzemşah, Gülniha adlı tiyatrolarındaki bazı karakterlerin diyaloglarını heceyle kurmuştur. Bunlar dönemin hece ölçüsüne geçiş denemeleridir. 

​​​​

İlkleri  

 

İlk sahnelenen eser: "Vatan Yahut Silistre."

İlk eleştiri kitabı: "Tahrib-i Harabat."

İlk eleştiri yazısı: "Lisanı Osmaninin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazat-ı Şamildir."

İlk edebi roman: "İntibah."

İlk Tarih'i Roman: "Cezmi."

 

Namık Kemal'in şiirleri üç döneme ayrılır:

İlk döneminde, gerek biçim gerekse içerik yönünden geleneksel gazel tarzını benimseyerek klasik anlayışa uygun şiirler kaleme almıştır.

İkinci döneminde, biçimsel olarak klasik şiir geleneğini sürdürmekle birlikte, konu bakımından yenilikçi bir çizgiye yönelmiştir. Bu dönemin dikkat çekici örneklerinden biri "Hürriyet Kasidesi"dir.

Üçüncü döneminde ise, hem biçim hem de içerik açısından tam anlamıyla yenilikçi bir şiir anlayışı benimsemiş; bu bağlamda kaleme aldığı "Vaveyla" adlı şiiri, bu dönemin önemli temsilcilerinden biri olmuştur.

Eserleri  

 

  1. "Cezmi"- ilk tarihi roman.

  2. "İntibah"- ilk edebi roman.

  3. "Vatan Yahut Silistre"- İlk sahnelenen tiyatro.

  4. "Zavallı Çocuk"- Tiyatro

  5. "Gülnihal"- Tiyatro

  6. "Celaleddin Harzemşah"- Tiyatro

  7. "Akif Bey"- Tiyatro

  8. "Kara Bela"- Tiyatro

  9. "Kanije"-Eleştiri

  10. "Lisan-ı Osmaninin Edebiyat-ı Hakkında Bazı Mülahazat-ı Şamildir"- Eleştiri

  11. "Tahrib-i Harabat"- Eleştiri

  12. "Takip"- Eleştiri

  13. "Bahar-ı Daniş Mukaddimesi"- Eleştiri

  14. "Mukaddime-i Celal"- Eleştiri

  15. "Renan Müdafaanamesi"- Eleştiri

  16. "İrfan Paşaya Mektup"- Eleştiri

  17. "İntibah Mukaddimesi"- Eleştiri

  18. "Hürriyet"

  19. "Büyük İslam Tarihi"

  20. "Osmanlı Tarihi"

 

Ahmet Mithat Efendi  

 

• Ahmet Mithat Efendi, kaleme aldığı çok sayıda eser nedeniyle edebiyat çevrelerinde "Yazı Makinesi" unvanıyla anılmıştır.

• Eserlerinde sade bir dil tercih etmiş; Romantizm akımının etkisi altında kalmıştır.

• "Tercümân-ı Hakîkat", Bedir ve Devir adlı gazeteleri yayımlamış; Dağarcık ve Kırk Ambar adlı dergileri çıkarmıştır.

• Romanlarında didaktik üsluba sıklıkla yer verdiği için eserleri, teknik yönden kusurlu olarak değerlendirilmiştir.

• "Felâtun Bey ile Râkım Efendi" adlı romanında, Türk edebiyatında ilk kez "yanlış Batılılaşma" temasını işlemiştir.

• Dönemin diğer Tanzimat yazarları gibi, dilde sadeleşme düşüncesini benimsemiştir.

• Eserlerinde; tarih, polisiye, macera, aşk, cinayet ve cariyelik gibi çeşitli temaları ele almıştır.

• Türk edebiyatının ilk polisiye romanı olarak kabul edilen "Esrâr-ı Cinâyât" ile Türk edebiyatındaki ilk öykü örneği olan "Letâif-i Rivâyât" adlı eserleri kaleme almıştır.

• "Dekadanlar" (Soysuzlar) başlıklı makalesinde, Servet-i Fünun topluluğunu sert bir dille eleştirmiştir.

• Eğitici kimliğiyle tanınmış, halk arasında “Hace-i Evvel” (İlkokul Hocası) olarak da anılmıştır.

• Sanatın toplum için olması gerektiği anlayışını savunmuş; bu doğrultuda eserlerinde halkı eğitme amacını ön planda tutmuştur.

Eserleri 

 

  1. "Felatun Bey ile Rakım Efendi"

  2. "Obur"

  3. "Hasan Mellah"

  4. "Hüseyin Fellah"

  5. "Dünyaya İkinci Geliş"

  6. "Avrupa'da Bir Cevelan"

  7. "Yeniçeriler"

  8. "Esrar-ı Cinayat"

  9. "Paris'te Bir Türk"

  10. "Yeryüzünde Bir Melek"

 

Şemsettin Sami 

 

• Şemsettin Sami, özellikle Molière'den yaptığı tiyatro çevirileriyle tanınmış bir edebiyatçıdır.

• Türk edebiyatında ilk yerli roman kabul edilen "Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat" adlı eserin yazarıdır.

• Ahmet Mithat Efendi gibi, eserlerinde Romantizm akımının etkileri görülür.

• Tanzimat döneminin diğer sanatçıları gibi, dilde sadeleşme doğrultusunda çaba göstermiştir.

• Aile ve Hafta adlı iki dergi çıkararak dergicilik faaliyetlerinde bulunmuştur.

• Dil, sözlük ve ansiklopedi alanlarında yaptığı öncü çalışmalarla tanınmıştır.

• Romanlarında, okura bilgi verme amacıyla yaptığı açıklamalar nedeniyle eserleri teknik bakımdan yetersiz olarak değerlendirilmiştir.

• "Kutadgu Bilig", "Sefiller", "Orhun Abideleri" ve "Robinson Crusoe" gibi birçok önemli eseri Türkçeye kazandırmış; bu yönüyle usta bir çevirmen olarak anılmıştır.

• Sabah ve Tercümân-ı Şark gazeteleri aracılığıyla gazeteciliğe katkı sunmuştur.

• Sanatın toplum yararına hizmet etmesi gerektiği anlayışını benimseyerek eserlerini bu doğrultuda kaleme almıştır.

Eserleri 

 

  1. "Taaşşuk-ı Talat-ı Fitnat"

  2. "Seyyid Yahya"

  3. "Gave"

  4. "Besa"

  5. "Kamus-ı Türkî"

  6. "Kamus-ı Arabî"

  7. "Kamus-ı Fransevî"

  8. "Kamusu’l Âlam"

Ahmet Vefik Paşa 

 

• Ahmet Vefik Paşa, Türkçülük akımının öncülerinden biri olarak kabul edilmektedir.

• Dil, tarih ve halkbilimi (folklor) alanlarında önemli ve öncü nitelikte çalışmalar yapmıştır.

• Anadolu Türkçesine ait sözcükleri ilk kez sistemli biçimde derleyen kişi olmuştur.

• Yapmış olduğu çevirilerde, halk dili, yerel ağızlar ve söyleyiş biçimlerine yönelmiştir.

• Türk edebiyatında, Molière’den yapılan ilk uyarlama ve çeviri örneklerini kaleme almıştır.

• Edebî anlayışı bakımından Klasisizm akımının etkisinde kalmıştır.

• Tiyatro sanatına büyük önem vermiş; bu doğrultuda Bursa'da ilk tiyatro binasını inşa ettirmiştir.

• Sanat anlayışı, “sanat toplum içindir” görüşüne dayanmaktadır.

 

Eserleri  

 

  1. "Bilgiç Kadınlar"

  2. "Tartüffe"

  3. "Kadınlar Mektebi"

  4. "Kocalar Mektebi"

  5. "Zoraki Tabip"

  6. "Zor Nikah"

  7. "Şecere-i Türk"

  8. "Lehçe-i Osmanî"

 

Direktör Ali Bey  

 

• Direktör Ali Bey, özellikle tiyatro ve mizah alanındaki çalışmalarıyla tanınmış önemli bir Tanzimat sanatçısıdır.

• Edebî anlayışında Klasisizm akımının etkisi belirgindir.

• Eserlerinde sade ve anlaşılır bir dil tercih etmiştir.

• Türk edebiyatının ilk mizahî sözlüğü olarak kabul edilen Lehçetü’l-Hakayık adlı eserini kaleme almıştır.

• Batılı anlamda yazılmış ilk günlük örneği olan Seyahat Jurnali adlı eser de ona aittir.

• "Diyojen" adlı mizah dergisinde yayımladığı yazılarla tanınmış ve bu alandaki ününü pekiştirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda modern mizahın ilk örneklerinin yayımlandığı "Diyojen" dergisinde Ali Bey, Ebüzziya Tevfik ve Namık Kemal’in imzasız yazılarına yer verilmiştir. Dergi, siyasal içerikli mizah yazıları nedeniyle kapatılmıştır. Teodor Kasap tarafından önce Fransızca ve Rumca olarak çıkarılan "Diyojen", 25 Kasım 1870’ten itibaren Osmanlıca yayımlanmaya başlamış ve bu yönüyle ilk Osmanlıca mizah dergisi olmuştur.

• Molière’den çeşitli tiyatro uyarlamaları yapmış; bu yönüyle Ahmet Vefik Paşa’yı örnek almış, ancak ondan daha sade bir dil kullanmıştır. 

• Sanat anlayışında, “sanat toplum içindir” ilkesi temel alınmıştır.

Eserleri 

 

  1. "Ayyar Hamza"

  2. "Kokonalar Yatıyor"

  3. "Misafir-i İstiklal"

  4. "Gedik Paşa Tiyatrosu"

Ziya Paşa 

 

• Ziya Paşa, öğretici (didaktik) şiirin önemli temsilcilerinden biri olarak tanınmış ve “Halk Filozofu” unvanıyla anılmıştır.

• Eserlerinde insan, yaşam ve kâinat gibi metafizik temalara yer vermiştir.

• Özellikle eğitim konusundaki ciddi duruşu sebebiyle Anadolu ve Rumeli bölgelerinde maarif müfettişliği görevine getirilmiştir.

• Özdeyiş (vecize) niteliği taşıyan ifadeleriyle edebiyat çevrelerinde büyük ün kazanmıştır.

• “İkilemler Şairi” olarak tanımlanmasının sebebi, eski ile yeni arasında kalmış olmasıdır. Şiir ve İnşa adlı makalesinde halk şiirini, Harabat adlı eserinde ise Divan şiirini savunması bu durumu yansıtır.

• "Şiir ve İnşa" adlı makalesinde divan edebiyatını eleştirip halk edebiyatını överken "Harabat" adlı antolojisinde tam tersi görüşü savunmuştur. Aynı zamanda heceyle de bir "Türkü" yazdı. 

• Düşünsel anlamda yenilikçi bir duruş sergilese de, edebî üslubunda geleneğe bağlı kalmıştır.

• Her ne kadar dilde sadeleşmeyi savunsa da, eserlerinde ağır ve sanatlı bir dil kullanmış; aruz ölçüsünü tercih etmiştir.

• Edebi anlayışı; Divan edebiyatı, mahallileşme eğilimleri, Batılı etkiler ve âşık tarzı şiir gelenekleri arasında şekillenmiştir.

• Hiciv alanında gösterdiği ustalıkla da tanınmış ve bu türde kaleme aldığı eserleriyle edebiyat tarihinde önemli bir yer edinmiştir.

• Namık Kemal ile birlikte Londra’da yayımlanan Hürriyet Kasidesi, dönemin siyasal ve edebî atmosferini yansıtan dikkat çekici bir çalışmadır.

• Anahtar kavram: Hikemî ve hakimane şiir geleneğinin Tanzimat’taki öncüsü konumundadır.

Eserleri 

  1. "Terci-î Bent"

  2. "Terkib-î Bent"

  3. "Eş'ar-ı Ziya"

  4. "Zafername"

  5. "Harabat"

  6. "Defter-i Âmal"

  7. "Rüya"

  8. "Şiir ve İnşa"

Mizancı Mehmet Murad 

 

Mizancı Mehmet Murad, Mizan gazetesinin sahibi olduğu için "Mizancı" unvanıyla anıldı.

Turfanda mı Yoksa Turfa mı? adlı eseriyle geniş bir ün kazandı.

Eserleri  

1. "Turfanda mı yoksa Turfa mı?"

Tanzimat İkinci Dönem Türk Edebiyatı

Dönemin Genel Özellikleri

 

• Bu dönemde "sanat, sanat içindir" anlayışı edebî çevrelerde baskın hâle gelmiştir.

• Sanatçılar, sade dil yerine söz sanatlarıyla bezenmiş ağır ve süslü bir dili tercih etmişlerdir.

• Şiirin konu yelpazesi genişlemiş; aşk, ölüm, felsefî düşünceler ve karamsarlık gibi temalar öne çıkmıştır.

• Roman türü teknik açıdan gelişmiş, yazarlar eserlerinde okuyucuya doğrudan bilgi vermekten kaçınmışlardır.

• Divan edebiyatının etkisi belirgin biçimde azalmıştır (içerik olarak).

Gazetelerde siyasal ve toplumsal içerikli yazıların yerini, gündelik yaşamı konu edinen sıradan olaylar almaya başlar.

Toplumsal meseleleri ele alan makaleler yerine, estetik kaygının öne çıktığı edebî makaleler ağırlık kazanır.

Sosyal ve siyasal temalar geri planda kalırken ölüm, karamsarlık, aşk ve felsefî düşünceler temel tema olarak işlenir.

Bu dönemde yazılan şiirler, Servetifünûn şiir anlayışının oluşumuna zemin hazırlar.

Tanzimat’ın ikinci dönem şairleri, hem Divan edebiyatına ait hem de Batı kaynaklı nazım biçimlerinden yararlanmışlardır.

• Hece ölçüsünün yerine aruz ölçüsü yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

 

İkinci Dönem Tanzimat Edebiyatı Sanatçıları

 

Recaizade Mahmut Ekrem 

 

• Edebî yeniliklerin öncüsü olması dolayısıyla "teorisyen" olarak anılmıştır.

• Dönemin edebiyat çevrelerinde "üstat" unvanıyla tanınmıştır.

• Şairin anlayışına göre, estetik olan her unsur şiirin konusu olabilir.

• Fikir, his ve hayal, şiirin temel öğeleri olarak üç güzellik şeklinde kabul edilmiştir.

• Divan şiirinin nazım biçimlerine bağlı kalmış, biçimsel açıdan bu geleneğin sınırlarını aşmamıştır. "Takdir-i Elhân" adlı eleştiri eserinde, "konuya göre vezin seçme" görüşünü ortaya atar. Bu görüş özellikle daha sonra gelecek Servetifünun şairleri tarafından çok benimsenmiştir.

• "Kulak için kafiye" anlayışını benimseyerek bu doğrultudaki görüş ayrılığı nedeniyle Muallim Naci ile edebî bir tartışma yaşamıştır. Sanatçı, "Zemzeme I"deki "Şarkı" adlı şiiri, "Zemzeme III"teki "Arz-ı Hakikât" adlı şiiri, "Nijad Ekrem"deki "Ah Nijad" adlı şiirleri heceyle yazmıştır.

• Aşk, doğa ve ölüm şiirlerinde en çok işlediği temel temalar arasında yer almıştır.

• Şiirlerinde romantizm, roman ve öykülerinde ise realizm akımının etkileri belirgin şekilde görülmektedir. 

• Şiirlerinde tabiat tasvirleri bazen derinlikten yoksun ve yüzeysel olsa da, ölüm gibi kişisel temaları yansıtma noktasında önemli bir rol oynamıştır.

• Aruz ölçüsünü kullanmış; sanat anlayışında ise "sanat, sanat içindir" ilkesini benimsemiştir.

İlkleri 

​​

İlk realist roman: "Araba Sevdası"

İlk romantik dram: "Afife Anjelik"

Romandan tiyatroya ilk uyarlama: "Atala: Amerika vahşileri / Chateaubriand'dan uyarlama"

Eserleri  

  1. Nağme-i Seher - şiir

  2. Atala tiyatro

  3. Araba Sevdası - roman

  4. Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi - hikâye

  5. Şemsa - hikâye

  6. Nijad Ekrem - şiir

  7. Nefrin - şiir

  8. Yadigar-ı Şebap - şiir

  9. Zemzeme I - şiir

  10. Zemzeme II - şiir

  11. Zemzeme III - eleştiri

  12. Tefekkür - Şiir

  13. Pejmürde -şiir

  14. Talim-i Edebiyat - eleştiri

  15. Çok Bilen Çok Yanılır - tiyatro

  16. Afife Anjelik - tiyatro 

  17. Atala yahut Amerika Vahşileri - tiyatro

  18. Vuslat yahut Süreksiz Sevinç - tiyatro 

  19. Takdir-i Elhan - eleştiri 

Abdülhak Hamit Tarhan

• Edebiyat tarihinde kendisine “Şair-i Azam”, “Tezatlar Şairi”, “Divan edebiyatını sona erdiren şair” ve “şiire metafizik ürperti kazandıran şair” gibi unvanlar verilmiştir.

• Tanzimat döneminde Batılılaşma hareketinin esas öncüsü olarak kabul edilmiştir.

• Tabiat ve aşk, şiirlerinde en yoğun şekilde işlenen temel temalardır.

• Şiirlerinde ölçü, dil ve uyağa bağlılık göstermemiş; bu unsurları ikinci planda tutmuştur. Aruz ölçüsünü kullandığı şiirlerinde tam bir serbestlik hakimdir.

• Felsefî nitelikli şiirler kaleme almış; bireyin iç dünyasını ve varoluşsal meseleleri işlemiştir.

• Eserlerinin dili bakımından çeşitlilik arz eder; bazı yapıtlarını oldukça ağır, bazılarını ise oldukça sade bir dille yazmıştır.

• Şiir ve tiyatro dışında başka türlerde eser vermemiştir.

• Kaleme aldığı 21 tiyatro eserinin bir kısmı manzum, bir kısmı mensur, bazıları ise karma (manzum-mensur) yapıdadır.

• Eserlerinde bireysel yaşam, tarihsel olaylar, günlük hayat ve yabancı toplumların yaşayış biçimleri gibi çeşitli temalara yer vermiştir.

• Türk edebiyatında egzotik tiyatro türünün ilk örneklerini vermiştir.

• Romantizm akımından etkilenmiş, şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanmıştır.

• Tiyatro eserlerini sahne için değil, okunmak üzere kaleme almıştır. Yazdığı tüm tiyatrolar dram türünde olup içerik bakımından ciddi, düşünsel yoğunluk taşır.

• Shakespeare, Corneille ve Victor Hugo gibi Batılı sanatçılardan etkilenmiştir.

 

İlkleri 

 

İlk pastoral şiir: "Sahra"

Türk edebiyatında hece ile yazılmış ilk tiyatro: "Nesteren" (Namık Kemal'in önerisiyle)

Türk edebiyatında aruz ile yazılmış ilk tiyatro: "Eşber"

Türk edebiyatında ilk uyaksız ve duraksız şiir: "Validem" 

 

Eserleri  

 

  1. "Sahra" / şiir 

  2. "Makber" / şiir 

  3. "Ölü" / şiir 

  4. "Nesteren" / tiyatro 

  5. "Eşber" / tiyatro 

  6. "İçli Kız" / tiyatro 

  7. "Finten" / tiyatro 

  8. "Maceray-ı Aşk" / tiyatro 

  9. "Tayflar Geçidi" / tiyatro 

  10. "Sabr-u Sebat" / tiyatro 

  11. "Duhter-i Hindu" / tiyatro 

  12. "Belde" / şiir

  13. "Validem" / şiir 

  14. "Tezer" / şiir 

  15. "Hacle" / şiir 

Sami Paşazade Sezai 

 

• Romancılığı realizm anlayışıyla bütünleştiren sanatçı olarak edebiyat tarihinde önemli bir konuma sahiptir.

• Hikâye kurgusu, roman tekniğine kıyasla edebiyat çevrelerince daha başarılı bulunmuştur.

• Eserlerinin tasvir kısımlarında ağır, konuşma bölümlerinde ise sade ve doğal bir dil tercih etmiştir.

• Batılı anlamda Türk edebiyatının ilk öykü örneği kabul edilen Küçük Şeyler adlı eseriyle tanınmıştır.

• Gerçeğe ve gözleme büyük önem vermiş, eserlerini bu ilkeye bağlı kalarak kaleme almıştır.

• Anlatımında konuşma dili ağırlık kazanmış, edebî anlayışında ise “sanat, sanat içindir” görüşü etkili olmuştur.

Eserleri 

 

  1. "Küçük Şeyler"

  2. "Rumuzü'l Edep"

  3. "İclal"

  4. "Şiir"

  5. "Sergüzeşt" (Romantizmden realizme geçiş örneği)

Nabizade Nazım 

 

• Roman ve hikâye türlerindeki başarılı eserleriyle edebiyat dünyasında tanınmıştır.

• Konularını İstanbul merkezli bakış açısının dışına taşıyarak, edebiyatımızda ilk köy romanını kaleme alan sanatçı olarak kabul edilir.

• Eserlerinde realizm ve natüralizm akımlarının etkileri belirgin biçimde hissedilir.

• Türk edebiyatında köy ve köy yaşamını ele alan ilk roman olan Karabibik’in yazarıdır.

• Dil anlayışında sadelik ve açıklık esastır; eserlerinde anlaşılır bir üslup benimsemiştir.

• Natüralist romanın, tezli romanın ve psikolojik roman denemelerinin ilk örneği kabul edilen Zehra adlı eseriyle türün gelişimine öncülük etmiştir.

• Sanat anlayışı olarak “sanat, sanat içindir” ilkesini benimsemiştir.

 

Eserleri 

 

  1. "Zehra"- roman 

  2. "Karabibik"- roman

 

Muallim Naci  

 

• Yalnızlık, karamsarlık, gurbet, tabiat sevgisi ve millî duygular gibi temaları şiirlerinde sıklıkla işlemiştir.

• Tanzimat döneminin en sade ve anlaşılır düzyazı örneklerini kaleme almıştır.

• Halk edebiyatı nazım şekillerinden yararlanarak geleneksel unsurları şiirinde yaşatmıştır.

• Edebiyat kamuoyunda “eski şiirin temsilcisi” olarak tanınmıştır.

• Kafiye konusunda “kafiye göz içindir” görüşünü savunmuş; bu bağlamda “Abes-Muktebes Tartışması”nın tarafı olmuştur.

• Şiirlerinde aruz ölçüsünü tercih etmiştir.

• Dil anlayışı olarak sade, açık ve yalın bir Türkçeyi benimsemiştir.

• Türk şiirinde köy temalı ilk örneklerden biri olan Köylü Kızların Şarkısı adlı şiiri kaleme almıştır.

• Sanat anlayışında “sanat sanat içindir” ilkesine bağlı kalmıştır.

Eserleri  

 

  1. "Demdeme"- eleştiri 

  2. "Yazmış Bulundum"- eleştiri 

  3. "Ateşpare"- şiir 

  4. "Şerare"- şiir 

  5. "Köylü Kızların Şarkısı"- şiir 

  6. "Sümbüle"- şiir 

  7. "Füruzan"- şiir

  8. "Yadigar-ı Naci"- şiir 

  9. "Ömer'in Çocukluğu"- Anı 

Tanzimat Dönemi'nde Gazeteler ve Gazetecilik Faaliyetleri

​Bilindiği üzere Osmanlı Devleti, Avrupa ülkelerine göre basın faaliyetlerine daha geç bir dönemde başlamıştır. II. Mahmut döneminde hemen hemen pek çok alanda yenileşme ve modernleşme faaliyetleri hayata geçirilmiştir. Yeniliklere karşı her daim olduğu gibi bu dönemde de bir direnç söz konusuydu. Bu nedenle bu muhalefetin de önüne geçmek için yeniliklerin bir gazete aracılığıyla halka ulaştırılması arzulanmıştır.  Böylece halk yeniliklerin içeriğinden ve amacından haberdar olacak ve sultanın iradesini sarsmak isteyen kitlelerin peşinden sürüklenmeyecekti. Aynı zamanda gazete aracılığı ile yabancı ülkelerde de Osmanlıya dair kamuoyunun bir fikir sahibi olması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ilk Osmanlı resmî gazetesi olan Takvim-i Vekâyi’e 1 Kasım 1831’de yayın hayatına başlamıştır.

Tercümân-ı Ahvâl, Türk basın tarihinde özel girişimle yayımlanan ilk gazete olma özelliğini taşır. 1860 yılında Agâh Efendi ile Şinasi tarafından çıkarılan gazete, İstanbul’da 1866’ya kadar yayımlanmıştır. Bu yayın, kendi gazetesi Cerîde-i Havâdis’in etkisinin azalacağını düşünen William Churchill’i "Rûznâme-i Cerîde-i Havâdis"i yayımlamaya yöneltmiş ve basın alanında rekabet ortamı doğmuştur. Tercümân-ı Ahvâl’de sanayi, bankacılık, ticaret ve posta hizmetleri gibi toplumsal konular ele alınmış; ayrıca yabancı basından yapılan çevirilere de düzenli olarak yer verilmiştir.

Takvim-i Vekayi (Olayların Takvimi) (1831)/ Resmî Gazete

Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi, 1831 yılında Sultan II. Mahmud tarafından kurulmuştur. Tanzimat döneminde kurulan gazete hukuki ve idari bilgileri halkın erişimine açmayı amaçlıyordu. Osmanlı Türkçesi ile yazılan Takvim-i Vekayi, fermanlar, kanunlar, mahkeme kararları, askeri sevkıyatlar, ticaret ilanları, resmi tebligatlar ve dış ilişkiler raporları yayınlamaktaydı. İçeriği kronolojik olarak düzenleyerek okuyuculara belirli belgelere kolay erişim sağlamayı hedeflemiştir. Gazete, bilinçli bir yurttaş kitlesini teşvik etmekte, devlet ile tebaası arasındaki uçurumu kapatmakta ve kamuoyunu şekillendirmede önemli bir yere sahiptir. Takvim-i Vekayi, sonraki gazetelere model olmuş ve Osmanlı gazeteciliğini etkilemiştir. Gazete Osmanlı Devletinin ötesine uzanmış, diğer ülkelerde resmi gazetelerin kurulmasına ilham vermiştir. Takvim-i Vekayi, imparatorluk yönetiminin modernizasyonu ve şeffaflığında çok önemli bir adımı temsil eden Osmanlı tarihinde dönüm noktası niteliğinde bir yayın olmaya 1922 yılına kadar devam etmiştir. (Keskenler, M. F., & Keskenler, E. F. (2015). İlk Resmi Türk Gazetesi: Takvim-i Vekayi. Takvim-i Vekayi, 3(1), 1-13.)

Takvim-i Vekâyi hem bir tarih belgesi hem eğitim aracı hem de Osmanlı Devlet düzeninin savunucu aracı olarak düşünülmüştür. Resmi bir gazete olan Takvim-i Vekâyi içeriği itibariyle resmi haberlerin yanı sıra zaman zaman dünya ile ilgili çekici haberler yapmasına rağmen sıradan bir Osmanlı vatandaşının günlük yaşantısında dikkat çekici bir niteliğe haiz olamamıştır.  Ahmet Hamdi Tanpınar, Takvim-i Vekâyi’yi “ufku kendiliğinden dar7” sözleriyle nitelemiştir. İlk sayısı 1 Kasım 1831’de yayımlanan ve haftada bir çıkması öngörülen gazete, başlangıçta düzenli olarak yayımlanamamış ve çok geçmeden de süresi belirsiz ve uzun aralıklarla çıkan bir yayına dönüşmüştür.  Kabacalı, bu durumun nedenini; “olayların çokluğu ya da azlığı değil, yöneticisinin (sadrazamın) ilgisizliğinden kaynaklı” olarak izah eder. Takvim-i Vekâyi’e gazetesini, Türkçe özel gazete olup, İstanbul’daki bir İngiliz vatandaşı olan William Churchill tarafından 31 Temmuz 1840 tarihinde çıkarılmaya başlanan Ceride-i Havâdis gazetesi takip etmiştir. (Çelik Sonar, A. (2023). CERİDE-İ HAVÂDİS GAZETESİNİN TEMATİK İNDEKSİ (1857-1864). OTAM Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi(53), 27-80.)

 

Ceride-i Havadis (1840)/ Resmî Gazete

Ceride-i Havâdis gazetesi Osmanlı basın tarihinin kilometre taşlarındandır. Zira 1860 yılına kadar bu gazete dışında Osmanlı topraklarında Türkçe lisan üzerine yayın yapan herhangi özel bir gazete yoktu. Ceride-i Havâdis gazetesinin sahibi William Churchill’in Osmanlı Devleti’ne ne zaman geldiği tam olarak bilinmemektedir. İstanbul’da İngiliz sosyetesinin ileri gelenlerinden olduğu ticaret ve gazetecilik ile uğraştığı, Morning Herald gibi bazı Londra ve Tory gazetelerine zaman zaman muhabirlik yaptığı bilinmektedir. 

Gazetede yer alan haberler genel olarak değerlendirildiğinde içinde bulunulan dönem itibarıyla Osmanlı ülkesinde olağanüstü bir durumun varlığının söz konusu olmadığı söylenebilir.

Gazetede dış basın ile ilgili haberler incelendiğinde iç basına oranla bu dönemde yabancı ülkelerde meydana gelen haberlere çok daha fazla yer verildiği görülmüştür. Zira bu durum Avrupa’nın hareketli bir dönemde bulunduğunun göstergesi olup, Avrupa’da ve diğer ülkelerde meydana gelen her türlü siyasi ve askeri çalkantıya dair haberlere yer verilmiştir. 

​Sonuç olarak yarı resmi gazete olarak İngiliz Churchill tarafından 1840 yılında çıkarılmaya başlanmıştır. Bu gazetede ilim ve edebiyat hakkında da yazılar yer almıştır. Dünya edebiyatından örnek eserler de Ceride-i Havadis’de yayımlanmıştır. Gazete ancak 1864 yılına kadar yayında kalabilmiştir. (Çelik Sonar, A. (2023). CERİDE-İ HAVÂDİS GAZETESİNİN TEMATİK İNDEKSİ (1857-1864). OTAM Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi(53), 27-80.)

bottom of page