HALK EDEBİYATI
Halk edebiyatı, halkın edebî zevkini karşılamak için sözlü olarak ortaya konan, kendine özgü bir dili ve üslûbu bulunan edebiyat kolu şeklinde tanımlanabilir. Türk halk edebiyatının başlangıcı İslâmiyet öncesine kadar uzanır. Divân-ı Lûgati’t-Türk’te bugünkü halk edebiyatı ürünleri ile benzerlik gösteren birçok parça vardır. İslâmiyet’in kabulünden sonra İran ve Arap edebiyatı etkisinde gelişen klasik edebiyat, özellikle aydınlar ve Saray tarafından ilgi görünce, halk edebiyatı hep ikinci planda kalmış ve halkın ilgisiyle varlığını bugüne kadar devam ettirmiştir. Klasik Türk edebiyatı alanında eser vermiş olan aydınlar içinde halk edebiyatını gündeme getiren ilk isim Ziya Paşa’dır. Ziya Paşa “Şiir ve İnşa” makalesinde bizim gerçek edebiyatımızın halkın ortaya koyduğu ürünler olduğunu belirtmiş ve dikkatleri halk edebiyatı ürünlerine çekmiştir. Daha sonra Rıza Tevfik, Ziya Gökalp ve M. Fuat Köprülü özellikle “folklor”ü bir bilim olarak ele almak gerektiği üzerinde durarak bu konudaki derleme ve araştırmalara dikkat çekince, halk edebiyatı üzerindeki bilimsel araştırmalar başlamıştır. Ancak Türk halk edebiyatı XX. yüzyılın başlarından itibaren yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından ilgi görmüş ve 1960’lı yallardan itibaren bazı Türk üniversitelerinde ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu alandaki çalışmalar köklü bir geleneğe dayanmadığı için ileri sürülen görüşler ve yapılan tasnifler henüz tam bir kabul görmemiştir. Günümüzde halk edebiyatının önemli problemlerinden biri “halk edebiyatı” olarak adlandırılan edebiyatın içinde yer alacak ürünlerin neler olması gerektiği ile ilgilidir. Liselerde okutulan edebiyat kitaplarında halk edebiyatı; Anonim halk edebiyatı (folklor), âşık edebiyatı ve tekke edebiyatı (dinî-tasavvufî edebiyat) olarak üç bölümde ele alınmıştır. Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı (İstanbul, 1969) adlı eserinde Türk halk edebiyatının bölümleri arasında tekke edebiyatına yer vermemiş, Nihat Sami Banarlı ise edebiyat ders kitaplarındaki tasnifi benimsemiştir (TA, c. XVIII, s. 393-402). Umay Günay halk edebiyatını tanımlarken tekke edebiyatına da yer vermiş (Âşık Tarzı Fiil Geleneği ve Rüya Motifi, Ankara, 1986, s. 8), ancak daha sonra Büyük İslâm Tarihi adlı eserde yer alan incelemesinde, tekke edebiyatını da halk edebiyatı içinde göstermekle beraber (c. XIV, s. 523-533) tekke edebiyatı ürünleri üzerinde durmamıştır. Öte taraftan D. Mehmet Doğan Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’ndeki “Halk Edebiyatı” maddesinde (c. IV, s. 55-56) edebiyatını esasta şahsî, halk edebiyatı olarak adlandırılan edebiyatın içinde yer alan folklorun mâşerî, yani halkın ortak malı olduğunu, şahsî ürünler olan âşık edebiyatı ürünlerinin halk edebiyatı dışında yer alması gerektiğini belirtmiş, dinî-tasavvufî edebiyattan ise hiç söz etmemiştir. Türk halk edebiyatı alanında ilk sayılabilecek derlemeleri yapan Ignácz Kúnos’un 1925 yılında yayımladığı Türk Halk Edebiyatı adlı eserini tanık gösteren D. Mehmet Doğan, Kúnos’un adı geçen eserine yalnız anonim halk edebiyatı ürünlerini aldığını belirterek ileri sürdüğü görüşün doğruluğunu ispata çalışmıştır. D. Mehmet Doğan ayrıca halk edebiyatı ürünlerini tür ve biçim ayrımı yapmadan “türler” adı altında 1. Manzum türler, 2. Seyirlik oyunlar, 3. Halk hikâyeleri, 4. Masal ve efsaneler, 5. Atasözleri ve deyimler, 6. Bilmeceler ve fıkralar şeklinde tasnif etmiştir. Saim Sakaoğlu, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Halk Edebiyatı” maddesinde (c. XV, s. 345-350), teferruat sayılabilecek bazı hususlar dışında, D. Mehmet Doğanın görüşlerine katıldığını; ancak halk edebiyatı konusunda daha belirli bir çerçeve ortaya koyabilmek için D. Mehmet Doğan'ın türlerden hareketle yaptığı sınıflandırma yerine, anonim Türk halk edebiyatı, âşık edebiyatı ve tekke edebiyatı dallarından hareket edilmesi gerektiğini belirtmiştir. (Albayrak, N. (2007). Türk Halk Edebiyatı Literatürü. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi(10), 9-42.)
Anonim Halk Edebiyatı
"Anonim" Türkçe Sözlük’te adı sanı bilinmeyen, ortak ve edebiyat için kullanıldığında da yazanı ve söyleyeni bilinmeyen anlamlarına gelmektedir. Halk ise aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu, aynı ülkede yaşayan, aynı uyrukta olan insan topluluğu, belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü şeklinde açıklanmaktadır. Bu anlamdan farklı olarak bir de aydınların dışında kalan topluluk şeklinde tarif edilmektedir. Terimsel olarak ise halk en az bir ortak faktörü paylaşan bir gruptur. Bu faktörün ne olduğu önemli değildir. Bundan daha önemlisi bu grubun kendi ait olduğunu kabul ettiği bir geleneğin olmasıdır. Belli bazı gelenekleri paylaşan herhangi bir grup halk olarak adlandırılabilir. Bu grup bir aile kadar küçük, bir millet kadar büyük bir kitle olabilir. (Güleç, İ. (2013). Anonim Halk Edebiyatı’nın Tasnifine Dair Yeni Bir Öneri. Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi(14), 47-58.)
Özetle:
• Söyleyeni belli olmayan söz öbekleri ile türevleri hakkında mısralar, dizeler veya şiirler bütünüdür.
• Sözlü kültür ortamında, kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılır.
• Genellikle hece ölçüsü ile oluşturulmuşlardır.
• Yazıya geçirilmeden önce sözlü olarak varlığını sürdüren, dolayısıyla sözlü edebiyatın bir parçası olarak kabul edilirler.
Anonim Halk Edebiyatı Nazım Biçimleri
• Mani
• Genellikle yedi ve sekiz heceli dizelerden oluşur; ama daha çok 7’li hece ölçüsü temel alınır.
• Uyak düzeni çoğunlukla “aaxa” biçimindedir.
• Sade, anlaşılır ve halk söyleyişine yakın bir dil kullanımı tercih edilir.
• Tek dörtlükten oluşan bir nazım biçimidir.
• İletilmek istenen temel anlam, genellikle son iki dizede yoğunlaşır.
• Mani, anonim halk edebiyatının en küçük ve en yalın nazım biçimi olarak kabul edilmektedir.
• Türkü
• Genellikle 8’li veya 11’li hece ölçüsüyle kaleme alınır.
• Uyak düzeni, çoğunlukla “abab / xx / cccb / xx” şeklinde yapılandırılır.
• Sade, yalın ve halk söylemine yakın bir dil tercih edilir.
• Yapı bakımından genellikle 3 ila 5 dörtlükten oluşur.
• Dörtlükler arasında yer alan ve iki dizeden oluşan nakarat bölümlerine “kavuştak” adı verilir.
• Konu çeşitliliği bakımından herhangi bir sınırlama bulunmaz; aşk, kahramanlık, toplumsal olaylar, bireysel duygular ve benzeri temalar serbestçe işlenebilir.
Diğer Biçimler
• Ninni
• Tekerleme
• Bilmece
Âşık Edebiyatı
• Bağlama (saz) eşliğinde, halk ozanları tarafından icra edilen şiirsel metinlerdir.
• Nazım birimi olarak dörtlük esas alınır; yapı bakımından genellikle 3 ila 5 dörtlükten oluşur.
• Uyak düzeni, çoğunlukla “abab / cccb / dddb / ...” şeklinde kurgulanır.
• Dil ve anlatım, halkın günlük konuşma diline yakın, sade ve yalındır.
• Bu türde en yaygın kullanılan ölçü hece ölçüsüdür; ancak son dönem örneklerde, sınırlı da olsa aruz ölçüsüne başvurulduğu da görülmektedir.
Âşık Edebiyatı Nazım Biçimleri
• Koşma
• Şiirler, 11’li hece ölçüsü ile kaleme alınır.
• Aşk, sevgi, gurbet, yurt sevgisi ve tabiat gibi temalar etrafında şekillenen lirik duygular, koşmalarda belirgin bir şekilde öne çıkar.
• Semai
• 8’li hece ölçüsü ile yazılan şiirlerden oluşur.
• Ezgiyle söylenen, sevgi ve doğa temalarını yansıtan şiirlerdir. Şiirsel anlatımda lirik bir atmosfer hâkimdir.
Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez
— Erzurumlu Emrah
• Varsağı
• 8’li hece ölçüsü esas alınarak kaleme alınan bu nazım biçimi, özellikle Güney Anadolu bölgesine özgü bir söyleyiş biçimiyle dikkat çeker.
• Şiirlerde genellikle “bre, behey” gibi ünlemlere yer verilir; bu da varsağıya yiğitçe, coşkulu ve mertçe bir söyleyiş kazandırır. Bu türdeki şiirlerin büyük çoğunluğu 8'li hece kalıbıyla bazıları da 11'li hece kalıbıyla oluşturulmuştur.
Yürü bre yalan dünya
Sana konan göçer bir gün
İnsan bir ekine misal
Seni eken biçer bir gün
— Karacaoğlan
• Destan
• Genellikle 8’li veya 11’li hece ölçüsü kullanılarak yazılan uzun soluklu şiirlerdir. Diğer bir deyişle en az beş dörtlükten oluşup sınırsız dörtlük sayısına sahip olan nazım şeklidir.
• Savaş, göç, kıtlık, doğal afetler, kahramanlık, yenilgi gibi toplumsal ve tarihsel bakımdan önemli olaylar, destanların ana temalarını oluşturur. Destan, Koşma tipi kafiye örgülerinden herhangi birisiyle oluşturulabilir.
Hilkatin sırrını bilmek isteyen
Men aref razıyla aynı raz olur
Mahlukta Hâlık'ı görmek isteyen
Kendin görür gayre hiç bakmaz olur
(...)
Âşık Edebiyatı Nazım Türleri / Konularına Göre Koşma Türleri:
• Güzelleme
• Herhangi bir yeri, bir tabiat manzarasını ya da sevgilinin güzelliğinin anlatıldığı koşma türleridir.
Nasıl vasfedeyim güzelim seni
Rumeli Bosna'yı değer gözlerin
Dünyaya gelmemiş eşin akranın
İzmir'i Konya'yı değer gözlerin
— Ruhsatî
• Koçaklama
• Yiğitlik, kahramanlık temalı konular için söylenen, kendine has ezgilerle icra edilen koşma türüdür.
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kırat köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
• Taşlama
• Yergi ve hicvin, toplumdaki eksikliklerin, kişilerin aksayan yönlerinin iğneleyici bir biçimde anlatılmasıyla oluşturulan koşma türüdür.
Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda pazarda seyran beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selam vermek için insan beğenmez
— Seyrânî
• Ağıt
• Ölenin ardından söylenen şiirlerdir. Bir kişinin ölümünden sonra duyulan üzüntüyü veya doğal afet, hastalık gibi çaresizlikler karşısında duyulan korkuyu ifade eden ezgili sözlerdir. Divan edebiyatında bu türe Mersiye denilmektedir.
Can evimden vurdu felek neyleyim
Ben ağlarım çelik teller iniler
Ben almadım toprak aldı koynuna
Yârim diyen bülbül diller iniler
— Dadaloğlu
Dipnot: Varsağı, semai ve destan bazı kaynaklarda nazım türü değil de nazım şekli olarak gösterilmektedir. S. Sakaoğlu, P. N. Boratav ve Öcal Oğuz'a göre bunlar birer türdür. C. Dilçin ise "şekil" olarak sınıflandırmaktadır (Pegem, 2023).
Âşık Edebiyatı Sanatçıları
Köroğlu (16. yüzyıl)
• 16. yüzyılda yaşamış olduğu rivayet edilen sanatçı, eserlerinde sadece hece ölçüsünü kullandı.
• Sade bir dille yazdı.
• Koçaklamaları ile ün saldı.
• Divan edebiyatı etkisi yoktur.
• Bir rivayete göre babasını kör ettiği için Bolu Beyi'ne isyan etmiş.
• Destanlara ve halk hikâyelerine konu olmuş bir halk kahramanıdır.
• Zulme karşı ayaklanarak halkın sesi olmuş.
• Kim olduğu kesin olarak bilinmiyor. Hakkında rivayetler var.
Karacaoğlan (17. yüzyıl)
• 17. yüzyılda yaşamış olduğu rivayet edilen sanatçı, eserlerinde sadece hece ölçüsünü kullanmanın yanı sıra sade bir dille şiirler yazmıştır. Türk âşıklık geleneğinde hakkında en çok bildiri sunulan ve kitap kitap yayımlanan bir sanatçıdır.
• İnce ve samimi bir anlatımı vardır.
• Güzellemeleriyle tanınmış.
• Konularını göçebe hayatından almış.
• Güney Anadolu'nun Toroslar bölgesinde yaşamış olduğu rivayet edilir.
• Sanatçı; eserlerinde dinî konuları hiç işlememiş, Divan ve tekke şiirinden hiç etkilenmemiştir.
• Karacaoğlan, Türkmen aşiretine mensup göçebe bir şairdir. Çukurova yöresinde yetişen âşıklar, ekseriyetle Karacaoğlan'dan etkilenmiştir.
• Âşık edebiyatının en lirik şairidir. Çok az da olsa dinî konuları işlediğine dair kaynaklar da bulunmaktadır.
• Eserlerinde çapkınca söyleyişlere de yer vermiştir.
• Ressam gibi tabiatı tasvir etmiştir.
• En çok varsağı söylemiş halk şairidir.
• "Âşk, tabiat, ayrılık, gurbet, ölüm, güzeller vb." temaları eserlerinde işlemiştir.
Ercişli Emrah (17. yüzyıl)
• Ercişli Emrah’ın biyografisine ilişkin veriler, esas olarak kendi eserlerinden derlenmiştir. Kaynaklarda, onun pir elinden bâde içtiği rivayet edilmektedir. Âşık hakkında ilk çalışmayı Murat Uraz yapmış; fakat sanatçıyı bilim çevrelerine tanıtan isim Fuat Köprülü olmuştur.
• Ercişli Emrah, bâdeli âşıktır.
• Sanatçının şiirleri tamamen halk şiiri tarzındadır.
• Öğrenim durumu hakkında net bir bilgi bulunmamaktadır.
• Sanatçı, din ve tasavvuf konularıyla ilgilenmemiştir.
• Şiirlerinde Azerbaycan ve Van illerinin ağız özellikleri görülmektedir.
• Hayatı etrafında oluşan "Ercişli Emrah ve Selvihan Hikâyesi" aşk konulu hikâyeler arasındadır.
Kaynakça: (2024 Türkçe Öğretmenliği Alan Bilgisi, Alan Eğitimi, Pegem Akademi Yayınları.)
Gevheri (17. yüzyıl)
• 17. yüzyılda yaşamış olduğu rivayet edilen sanatçı, eserlerini aruz ve hece ölçüsünü kullanarak kaleme aldı. Ordu şairi olup divan kâtipliği de yapmıştır.
• Sanatçının Divan'ı var. Divan tarzında eserler kaleme aldı.
• Gevheri makamı olarak bilinen bir müzik makamı da vardır.
• Şiirlerinde aşk acısı hâkimdir. Ayrıca Arapça ve Farsça sözcükleri yoğun olarak kullanmıştır.
• Kaleme almış olduğu şiirlerinde yabancı sözcük ve divan şiiri mazmunları da vardır.
• Sadece kendi şiirlerine yer veren bir mecmuası da mevcuttur.
Âşık Ömer (17. yüzyıl)
• 17. yüzyılda yaşamış olduğu rivayet edilmektedir. Medrese öğrenimlidir. Şiirlerini aruz ve hece ölçüsünü kullanarak kaleme alan sanatçı, şairliğinin yani sıra aynı zamanda bir yeniçeridir.
• En çok şiiri olan halk şairidir.
• Edebiyat camiasında, Pîr veya Üstat olarak anılır.
• "Şairname" adlı eseri, edebiyat tarihi için önemlidir. Bu eseri 58 dörtlükten oluşmaktadır. Bu şiirinde döneminde ve öncesinde yaşamış olan 47 âşık ve 88 şairden söz etmiştir.
• Âşık Ömer, İstanbul’un çeşitli semtlerini konu alan destanlarının yanı sıra, hayvan temalı destanlarıyla da tanınmaktadır.
• Kaleme almış olduğu şiirlerini, "Âşık Ömer Divanı" adlı kitapta topladı.
• Sanatçıya, "Ordu şairi" ve "Gezgin saz şairi" de denilmektedir.
• Âşık Ömer, "Ömer" mahlasının yanı sıra Nihanî, Adlî ve Derviş mahlaslarını da kullanmıştır.
• Şair, şiirlerinde hem aşk, tabiat gibi konuları işlemiştir hem de kahramanlık ve tasavvuf düşüncesini de işlemiştir.
• Kaleme almış olduğu güzellemeleriyle tanınmıştır.
• Sanatçı; koşma, varsağı ve semai türlerinde başarılıdır.
Levnî (18. yüzyıl)
18. yüzyılın en önemli âşıklarından biri olan Levnî’nin gerçek adı Abdülcelil Çelebi’dir. Edirneli olan sanatçı, âşıklığının yanı sıra hattatlık, ressamlık ve minyatür ustalığıyla da tanınmaktadır. Atalar Sözü Destanı ile Selanik–İstanbul yolculuğunu konu alan Tekerleme, türünün ilk örnekleri arasında yer alması bakımından önem taşımaktadır. "Levnî" mahlası ise sanatçının renklerle kurduğu derin ilişkiye, yani onun renk dünyasına işaret etmektedir. (Pegem Akademi Yayınları, 2023)
Dertli (19. yüzyıl)
• 19. yüzyılda yaşamış olduğu rivayet edilen sanatçı, bir aşk için kendini öldürmeye çalıştığı için kendilerine "Dertli" denilmektedir. Bolu ilinin Gerede ilçesinin Şahnalar köyünde doğmuştur. Asıl adı İbrahim olan şair, öğrenim görmemiştir. Birçok şehri gezip semai kahvelerinde çalıp muamma çözerek gününü geçirmiştir.
• Şiirlerini aruz ve hece ölçüsünü kullanarak kaleme aldı. Yapılan incelemelere göre heceyle yazdığı şiirlerinin arzula yazılanlara göre daha başarılı olduğu görülmüştür.
• Sanatçının Divan'ı mevcut. Saz ve fes üzerine söylediği şiirleriyle şöhret kazanmıştır.
• Akıcı ve içten bir söyleyişi var. Ancak aruz vezniyle yazdığı şiirlerinin dili ağırdır.
• Gevheri, Âşık Ömer ve Fuzulî etkisi hâkimdir. Kendinden sonra gelen birçok şairi etkilemiştir.
• Sanatçı, asıl ününü heceyle kaleme almış olduğu şiirlerine borçludur.
• Şair; Bektaşi, tekke ve divan edebiyatını iyi bilir.
• Eserlerinde aşk, doğa, din ve tasavvuf konularını işlemiştir. Ancak "Telli Saz" adlı bir şiirinde dinî konularla ilgili rahat ve alaycı üslubundan dönemin din adamları tarafından eleştirilmiştir.
• Hiciv ve mizah yoluyla toplumsal konular diğer temalardır.
Seyrani (19. yüzyıl)
• 19. yüzyılda yaşamış olduğu rivayet edilen sanatçı, eserlerinde aruz ve hece ölçüsünü kullanmıştır.
• Sade, açık ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Asıl adı Mehmet'tir. Hakkında anlatılanlara göre medrese eğitimi almış ve pir elinden bade içmiştir.
• Taşlamalarıyla tanınmıştır. Saraya karşı kullandığı dilden dolayı İstanbul'dan kaçmak zorunda kalmıştır.
• Âşık ve Divan Edebiyatı'yla ilgili eserler kaleme almıştır. Ayrıca dinî kötüye kullananları eleştirmiştir.
• Kayseri'nin Develi ilçesinden. Şiirlerinde cinas önemli yer tutmaktadır.
• Sanatçının "yergi ve gülmece" şiirleri önemlidir. Şiirlerinde haksızlık, ikiyüzlülük, bilgisizlik gibi konuları da işlemiştir. Aynı zamanda şiirlerinde kendisine zamanında yardım eden insanları da anmıştır.
• Sanatçı; ölüm, öteki dünya, ruh gibi metafizik konuları işlemiştir.
Dadaloğlu (19. yüzyıl)
• 19. yüzyılda yaşamış olduğu rivayet edilen sanatçı, eserlerinde sadece hece ölçüsünü kullanmıştır.
• Aşk, doğa ve savaş temalarını işlemiştir. Bulunan yüz otuz şiirinin tamamını heceyle yazmıştır.
• Asıl adı "Veli"dir sanatçının. Sanat endişesi taşımadan oluşturduğu şiirlerinin konusu Avşar aşiretinin hayatıdır.
• Kaleme almış olduğu koçaklamalarıyla tanınmıştır. Şiirlerinde atasözü, deyim ve vecize değerindeki sözlerin önemli yeri vardır.
• Koçaklamalarını sert bir üslupla kaleme almıştır.
• Doğa şiirlerinde duygulu bir anlatımı vardır.
• Sanatçı, Güney Anadolu'nun "Avşar" boyundandır diğer bir deyişle Oğuzlar'ın Avşar boyuna mensuptur.
• Kendisi Türkmenlerin özgürlük sembolü olmuştur.
• Kaleme almış olduğu şiirlerinde isyan hâkimdir.
Bayburtlu Zihni (19. yüzyıl)
• 19. yüzyılda yaşamış olduğu rivayet edilen sanatçı, aruz ve hece ölçüsünü kullanmıştır. Asıl adı Mehmet Emin'dir. Asıl mesleği kâtipliktir. Devletin çeşitli yerlerinde görevlerde bulunmuştur.
• İyi bir tahsil görmüştür.
• Asıl ünü halk edebiyatındadır.
• Eserlerinde kaside, gazel ve tahmis nazım şekillerini sıkça kullanmıştır.
• Koşma ve taşlamalarında başarılıdır.
• İsyankâr ruhunu şiirlerine yansıtmış ve "Sergüzeştnâme" aslı eserinde manzum olarak hikâye etmiştir. Aynı zamanda iyi bir nesir yazarıdır. Bayburtlu, taşlama türünde de başarılıdır.
• Yer yer kaba ve küfre varan bir üslubu vardır.
• Kalem Şuarasından. Saz şiirleri yazan ancak saz çalamayanlara "kalem şuarasından" denilmektedir.
Erzurumlu Emrah (19. yüzyıl)
• Aruz ve hece ölçüsünü eserlerinde kullanan sanatçı, divan edebiyatından etkilenmiştir. Emrah, Erzurum ilinin Ilıca beldesinin Tambura köyünde doğmuştur.
• Koşma ve semailerde başarılıdır. Sevdiği bir kıza kavuşamaması üzerine birçok şehri gezmiş âşık toplantılarına katılmıştır.
• Dini-tasavvufi temaları işlemiştir eserlerinde. Şiirlerinde Şikeste Emrah, Biçare Emrah mahlaslarını da kullanmıştır. Hem hece hem de aruzla şiirler yazmıştır.
• Aruzla kaleme aldığı şiirlerden oluşan bir "Divan"ı var. Şiirlerinde tabiat, gurbet, tasavvuf, sevgiliden şikâyet gibi konuları işlemiştir.
• Kendi adıyla anılan âşık kolunun kurucusudur. Âşık hem saz hem klasik şiirden örnekler verdiği için söz sanatlarını da başarıyla kullanmıştır.
• Gezgin derviş ve saz şairidir.
• İçten ve etkili, açık gurbet şiirleri kaleme almıştır.
Summani (20. yüzyıl)
Âşık Edebiyatında Diğer Sanatçılar
• Âşık Kuloğlu
• Kâtibi
• Âşık Ruhsati
• Summani
• Âşık Şenlik
Dipnot: Ruhsatî, Erzurumlu Emrah, Sümmanî, Âşık Şenlik bir kol oluşturmuş âşıklardandır.
Tekke Edebiyatı Genel Özellikleri
• Tasavvufî konular işlenir.
• Eserler, sade bir dille kaleme alınır.
• Şiirler, genellikle birkaç dörtlükten oluşur.
• Eserlere özel bir ezgi hâkimdir.
• Koşma tipi uyak kullanılır.
• Genellikle hece ölçüsüyle yazılır şiirler.
• Aruz ölçüsünü kullananlar da vardır.
Tekke Edebiyatı Nazım Türleri
• Deme
• "Alevi-Bektaşilerin" sazla söylenen tarikat temalı tasavvufi şiirleridir.
• Devriye
• Her şeyin Allah (c.c.)'tan geldiğini ve yine O'na döneceğini anlatan şiirlerdir.
• İlahi
• Allah (c.c.)'ı övmek için, özel bir ezgiyle söylenen şiirlerdir. Kendi içinde türlere ayrılır ve farklı isimlerle anılır.
• En önemi temsilcisi Yunus Emredir.
• Nutuk
• Tarikata yeni girenlere, tarikat kurallarını söylemek için söylenen şiirlerdir.
• Nefes
• "Bektaşi" şairlerinin yazdığı, tasavvufi şiirlerdir.
• Pir Sultan Abdal en önemli temsilcidir.
• Şathiye
• İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan mizahi şiirlerdir.
• Kaygusuz Abdal en önemli temsilcidir.
Tekke Edebiyatı Sanatçıları
Yunus Emre (13. Yüzyıl)
• Sanatçının yaşamı hakkında nadiren bilgi bulunmaktadır. Hakkında anlatılan da zaten rivayetlerden ibarettir.
• 13. yüzyıl mutasavvıf şairi olan Yunus Emre, eserlerinde insan sevgisini merkezine alan bir anlayışla öne çıkar. Tefsir, hadis, kelam, tasavvuf gibi bilimleri okumuştur.
• Genellikle “Gönül adamı” unvanıyla anılan sanatçı, derin ve içten söyleyişiyle halkın gönlünde yer edinmiştir.
• Şiirlerinin hemen her dizesi, sehli mümteni (söylenmesi kolay gibi görünen, fakat benzerini yazmak oldukça güç olan) sanatının başarılı bir örneğidir.
• Eserlerinde kullanılan Türkçe, dönemine göre oldukça sade, temiz ve anlaşılır niteliktedir.
• UNESCO, Yunus Emre'nin evrensel barış ve sevgi anlayışını vurgulamak amacıyla 1991 yılını “Yunus Emre Sevgi Yılı” olarak ilan etmiştir.
• Şair, şiirlerinde hem hece ölçüsüne hem de aruz ölçüsüne yer vermiştir.
• Yunus Emre Divân şiirinde mahlas olarak Âşık Yunus, Biçare Yunus, Miskin Yunus, Derviş Yunus vb. adları kullanmıştır.
• Tabduk Emre adlı mürşide bağlanarak tasavvufî düşünceye yönelmiş, bu yöneliş şiirlerine de yansımıştır. Tasavvufi yaşamında Tabduk Emre'nin önemli bir yeri vardır.
• Yunus Emre, ilahi türünün en güçlü ve etkili temsilcilerinden biri olarak kabul edilmektedir.
• Kaleme aldığı şiirler, çok sayıda dile çevrilerek evrensel düzeyde tanınır ve okunur hâle gelmiştir.
Eserleri
1. Risalet'ün Nushiyye- siir
2. Divân
Hacı Bektaşi Veli (13. Yüzyıl)
• Naşanbur’da dünyaya gelen Veli, Ahmed Yesevî’nin işareti doğrultusunda Anadolu’ya intikal etmiş ve Sulucakarahöyük’te tekkesini tesis etmiştir.
• Anadolu tasavvuf geleneğinin en önemli simalarından biri olan Veli, yalnızca döneminde 'Pir' ve 'Hünkâr' unvanlarıyla anılmakla kalmamış, aynı zamanda Yunus Emre’den Ahi Evren’e uzanan pek çok ismi etrafında birlemiştir. Kendisi bir kanaat önderidir.
• Bektaşilik tarikatının kurucusu kabul edilen sanatçının kişiliği, hem tarihî belgelerle doğrulanabilen yönler hem de menkıbevî anlatılarla şekillenmiş tasavvufî öğeler taşımaktadır.
• Şathiye, Besmele Şerhi ve Hadis-i Erbain Şerhi, sanatçının tasavvufî düşüncelerini ve öğretisini yansıtan önemli eserleri arasında yer almaktadır.
Eserleri
1. Makalat (Tasavvuf içerikli düz yazı)
Hacı Bayramı Veli (14. Yüzyıl)
• Asıl adı Nûman olan sanatçı, şiirlerinin dil ve üslubunda Yunus Emre’nin etkisini açıkça hissettirmiştir.
• Müstakil bir edebî üslup ve anlayış geliştirmemiş, daha çok mevcut tasavvufî geleneğin izinden gitmiştir. iyi bir medrese eğitimi görmüş ve müderrislik mesleğini icra etmiştir.
• Anadolu’da tasavvufun yayılma sürecine önemli katkılar sunduğu kabul edilmektedir.
• Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethedeceğini manevî sezgileriyle müjdelediği rivayet edilir.
• Halvetiye ve Nakşibendiye tarikatlarını birleştirip "Bayramiye" tarikatının Anadolu’daki kurucusu olup, bu yapıyı Ankara merkezli olarak teşkilatlandırmıştır.
• Çeşitli kaynaklarda Akşemseddin ve Eşrefoğlu Rûmî başta olmak üzere pek çok önemli sûfînin onun çevresinde yetiştiği belirtilmektedir.
• Anadolu coğrafyasında tasavvufî hayatın kökleşmesinde ve yaygınlık kazanmasında etkili bir şahsiyet olmuştur. Herhangi bir eser kaleme almamıştır. Ancak aruzla ve heceyle az sayıda yazdığı şathiye ve ilahi tarzındaki şiirleri bestelenmiştir.
Eşrefoğlu Rumi (15. Yüzyıl)
Tekke edebiyatının XV. yüzyılda en güçlü temsilcilerinden birisi olan Eşrefoğlu Rumi (ö. 874/1469-70), Yunus Emre tarzında yazan tekke şairlerimizdendir. Dil bakımından Yunus'a has vasıf ve seciyyelerin mühim bir kısmını gösterdiği Divan'ında Aşık Paşa'nın tesiri de vardır. Şiirlerinin bazıları vahdet-i vücud neşvesiyle yazılmıştır. Yunus'taki kadar samimilik ve kuvvet görünmese de Yunus'ta olduğu gibi serbest devriyeler, aşk ve irfanın lüzumu hakkında öğütler, bir şeyhe bağlılığın gerekliliği ile ilgili tavsiyeler bu Divan'ın konusunu teşkil etmektedir. Dili Yunus'a göre biraz daha tasavvufi remizlerle yüklü olsa da sanat düşüncesinin yokluğu, çoğunlukla yarım kafiyeler kullanması ve işlediği konular bakımından Yunus'a en çok benzeyen Eşrefoğlu Rumi'dir (Fuad Köprülü, İlk Mutasavvıflar, s 344.).
Divanındaki 129 şiirden 39'u heceyledir. Şiirleri en çok bestelenen mutasavvıf şairlerimizden biridir. Kullandığı dilden ve Rumi mahlasından babasının ve dedesinin de Türk olduklarına hükmedilebilir (Abdulbaki Gölpınarlı, "Halk Edebiyatımızda Zümre Edebiyatları", Türk Dili, XIX/207, Ankara 1968, s. 390-391.).
Eşrefoğlu, Kadiriyye'nin Eşrefiyye kolunu kurmuş, Bursa ve İznik'te irşad faaliyetlerini sürdürmüş, doğum yeri olan bu şehirde vefat etmiştir (Kasım Kufralı, "Eşrefîye", lA, IV, İstanbul 1977, s. 396-397. ) Divanının dışındaki eserleri mensurdur: Tarikat ve tasavvufun anlatıldığı didaktik mahiyettekı bu eserleri halkın anlayacağı bir dille yazılmış, tasavvufı ahlakın yayılmasında etkili olmuştur. "Müzekki'n-nüfus"un dışında kalan, "Tarikatname, Delâilü'n-nübüvve, Fütüvvetnâme, İbretnâme, Mazeretname, Elestname, Nasihatname, Hayretname, Münacatname, Esrarü't-talibin ve Tacname gibi eserleri küçük risaleler şeklindedir.
Ezcümle Rumi;
• Divanı bulunan sanatçı, şiirlerinde hem hece ölçüsüne hem de aruz veznine yer vermiştir.
• Müzekki’n-Nüfûs adlı eserinde, tarikat âdâbını ve nefsin terbiyesine dair esasları ele almıştır.
• Kadiriyye tarikatının Eşrefiyye kolunun kurucusu olarak kabul edilmektedir.
• Hacı Bayram-ı Velî’nin damadı olması, onun manevî çevresini ve tasavvufî birikimini pekiştirmiştir.
Eserleri
1. Müzekkin-i Nüfus
2. Tarikatname
3. Fütvvetname
4. Münacatname
5. Elestname
6. Delailü'n-Nübüvve
7. Cühanü'l-Canan
Kaygusuz Abdal (14. Yüzyıl)
• Kaygusuz Abdal, Türk edebiyatında Yunus Emre’den sonra öne çıkan en önemli dinî-tasavvufî temsilcilerden biri olarak değerlendirilmektedir.
• Abdal Musa’nın müridleri arasında yer alan Kaygusuz’un iyi bir ilmî eğitim aldığı kabul edilmektedir.
• Asıl adı Alaaddin Gaybî olan sanatçı, edebî kişiliğiyle Alevî-Bektaşî halk şiirinin kurucuları arasında kabul edilir.
• Şair, eserlerinde çoğunlukla Kaygusuz Abdal, Kul Kaygusuz, Sarayî ve Miskin Sarayî mahlaslarını kullanmıştır.
• Şiirlerinde hem hece ölçüsünü hem de aruz veznini ustalıkla kullanmıştır. Manzum, mensur ve manzum mensur karışık birçok eseri bulunmaktadır.
• Şathiyeleriyle tanınan sanatçı, özellikle bu türdeki eserlerinde ham sofuları mizahi ve eleştirel bir üslupla konu edinmiştir.
• "Nefes" türünde kaleme aldığı şiirlerinde, dinî ve tasavvufî temaları işlemekte; halkın anlayabileceği sade ve içten bir dil kullanmaktadır.
Eserleri
1. Budalaname- mensur
2. Vücudname- mensur
3. Kitab-ı Miglate- mensur
4. Risâle-i Kaygusuz Abdal- mensur
5. Gülistan- manzum
6. Gevhername- manzum
7. Divan- manzum
8. Minbernâme- manzum
9. Saraynâme- manzum- mensur
10. Dil-güşâ- manzum- mensur
İbrahim Gülşeni (15. Yüzyıl)
• 15. ve 16. yüzyıllarda yaşadığı rivayet edilen sanatçı, hem Divan edebiyatı geleneğine hem de Yunus Emre tarzı halk şiiri anlayışına uygun şiirler kaleme almıştır.
• Mevlânâ’ya nazire olarak yazdığı "Manevî" adlı eseriyle tanınmaktadır.
• Aynı zamanda, Gülşeniyye Tarikatı’nın kurucusu olarak da tasavvufî gelenek içerisinde önemli bir yere sahiptir.
Eserleri
1. Farsça Divan- şiir
2. Arapça Divan- şiir
3. Türkçe Divan- şiir
4. Manevi- şiir
5. Razname
6. Kenzül Cevahir
Pir Sultan Abdal (16. Yüzyıl)
• Eserlerini sade bir Türkçe ve hece ölçüsüyle kaleme alan sanatçının şiirlerinde, coşkulu bir lirizm dikkati çeker.
• Asıl adı Haydar olan şair, Sivas doğumludur.
• Şiirlerine yön veren güçlü bir Vahdet-i Vücut anlayışı göze çarpar. Aynı zamanda şiirlerinde isyancı bir ruh hissedilir.
• Allah, Peygamber, melekler, on iki imam, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin gibi önemli dinî figürler şiirlerinde sıkça yer alır.
• Alevî-Bektaşî şiir geleneğinin en yetkin temsilcileri arasında kabul edilir.
• Özellikle nefes türündeki şiirleriyle tanınmış ve bu türde özgün örnekler vermiştir.
• Din dışı temalı şiirlerinde ise toplumsal meseleleri işlemiştir.
• Bir rivayete göre, Sivas Valisi Hızır Paşa tarafından idam edilmiştir.
Niyâzî-i Mısrî (17. Yüzyıl)
• Asıl adı Mehmed'dir. Erken çocukluktan itibaren tasavvufla ilgilenmiş ve iyi bir medrese eğitimi görmüştür. Aruz ve hece ölçüsüyle kaleme aldığı şiirlerinde, hem Türkçe hem de Arapça dillerinde manzum ve mensur eserler vermiştir.
• Mısrî, Halvetiye tarikatının Mısriyye kolunu kurmuştur. Manzum ve mensur, Türkçe ve Arapça olarak birçok eser yazmıştır.
• Mutasavvıf kimliğiyle tanınan Mısrî’nin aruzla kaleme aldığı şiirlerinde Fuzûlî ve Nesîmî’nin, heceyle yazdığı şiirlerinde ise Yunus Emre’nin etkileri gözlemlenmektedir.
• Tasavvufî etkiyle şekillenen didaktik şiirler yazmış; bu yönüyle hem öğretici hem de manevî içeriğe sahip metinler ortaya koymuştur.
• Çok yönlü bir şahsiyet olan sanatçı, aynı zamanda tefsir alanında eserler kaleme alarak İslami ilimler sahasında da katkı sunmuştur.
Eserleri
-
Şehr-i Nutk-i Yunus Emre
-
Şehr-i Esmâ-i Hüsnâ
-
Risâle-i Hasaneyn
-
Risâle-i Vahdet-i Vücut
-
Risâletü't-Tevhîd
-
Divân-ı İlâhîyyat
Aziz Mahmud Hüdâyî (16. Yüzyıl)
• Hece ve aruz ölçüsüyle kaleme aldığı eserlerinde, sade bir dil kullanarak hikemî nitelikte şiirler ortaya koymuştur.
• Mutasavvıf, âlim ve şair kimliğiyle çok yönlü bir sanat anlayışına sahiptir. Bursa'da görev görev yaptığı bir gün gördüğü rüya üzerine Şeyhi Üftâde'ye intisap etmiştir.
• Vahdet-i Vücut anlayışına bağlıdır; bu düşünce yapısı eserlerine anlam derinliği kazandırmıştır.
• Celvetiyye Tarikatı’nın kurucusudur. Şiirlerinde çoğunlukla sade ve hikemî bir üslup göze çarpmaktadır. Vahdet-i Vücûd anlayışına bağlı bir mutasavvıf olan Hüdayî’nin hem heceyi hem de aruzu kullandığı görülmektedir. Çeşitli eserlerde onun için ‘Mürşid-i Kâmil’, ‘Sâhib-i Zaman’ ve ‘Kutbü’l-Aktâb’ gibi sıfatların kullanıldığı görülmektedir. Şiirlerinde dinî ve tasavvufî unsurları yoğun biçimde işleyen Hüdayi, bu edebî türün önde gelen temsilcilerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
• Arapça ve Türkçe dillerinde kaleme alınmış, manzum ve mensur birçok eseri bulunmaktadır.
Eserleri
1. Tarikatname- şiir (Türkçe eser)
2. Divan-ı İlâhiyat- şiir (Türkçe eser)
3. Nefais'ül Mecalis (Arapça eser)
4. Tecelliyat (Arapça eser)
5. Tezâkir-i Hüdâyî (Türkçe eser)
6. Mirâciye (Türkçe eser)
7. Ecvibe-i Mutasavvıfâne (Türkçe eser)
8. Nasâih ve Mevâiz (Türkçe eser)
9. Habbetü'l- Mahabbe (Arapça eser)
10. Vâkıât (Arapça eser)
Erzurumlu İbrahim Hakkı (18. Yüzyıl)
• Araştırmacı ve mutasavvıf kimliğiyle ön plana çıkan sanatçının en önemli eseri, çok yönlü bir ansiklopedi niteliği taşıyan “Marifetnâme”dir.
• Edebiyat, psikoloji ve astronomi gibi farklı disiplinlerde çalışmalar yapmış; özellikle doğa bilimleri ile tasavvufî düşünceyi bir araya getirmiştir.
• Siirt’te kurduğu gözlemevinde astronomik gözlemler gerçekleştirmiştir.
• “Mevlâm görelim neyler / Neylerse güzel eyler” dizeleriyle başlayan şiiri, en tanınmış metinlerinden biridir ve aynı zamanda muhammes nazım biçiminin örneği olarak kabul edilmektedir.
Summânî (20. yüzyıl)
• Erzurum ilinin Narman ilçesinin Samikale köyünde doğmuştur. Badeli âşıklarımızdan olan Sümânî, hayatını çiftçilik yaparak sürdürmüştür. Şiirlerinden hareketle iyi bir öğrenim gördüğünü söylemek mümkündür.
Tekke-Tasavvuf Edebiyatı Terimleri Sözlüğü
• Âşk
• Allah (c.c.) âşkı ya da hakiki âşk.
• Mecazî Âşık
• Allah (c.c.) aşkı dışındaki diğer aşklar. Beşeri aşklar.
• Âşık
• Allah (c.c.) aşkıyla yanan kişi, derviş.
• Çile
• Tasavvufta nefsi olgunlaştırmak için çekilen sıkıntılar.
• İnsan-ı Kâmil
• Nefsini yenerek olgunlaşmış kişi.
• Kâdeh / Kâse / Câm
• Âşığın kalbi.
• Serap
• Allah (c.c.) aşkı.
• Fenâ
• Yok olma. Bekâ kelimesinin karşıtı. Kalıcı olmayan, ölümlü, fâni.
• Fenâfillah
• Ölmeden önce ölmek demektir. Tasavvuf inancına göre, Yüce Allah'ın vücudundan başka gerçek anlamda vücut yoktur. İnsan ise Yüce Allah aşkıyla her şeyden geçerek, bütün varlığını yok edip kendisinden koptuğu, Yüce Allah'a dönecektir. Bunda da Fenâfillah denir.
• Vahdet-i Vücut
• Birlik, Allah (c.c.)'ın birliği.
• Kesretin zıddı. Bütün varlıklar Allah Hazretleri'nin Esma ve sıfatlarında ibarettir.
• Bütün varlıklarda çeşitli şekillerde ortaya çıkan O'dur. Her şey O'nun varlığına ve birliğine delalet eder. O, olmadan hiçbir şey olmaz.
• Meyhane
• Tekke, dergâh.
• Meclis
• Oturulacak, toplanılacak yer.
• Saki
• Kadeh sunan, içki veren. İlahi aşkı sunan kişi. Yani şeyh veya mürit.
• Kesret
• Çokluk, bolluk. Vahşetin zıddı.
• Sarhoş
• Yüce Allah aşkıyla, kendinden geçen kişi.
• Masiva
• Allah (c.c.)'tan başka her şeye denir.
• Maşuk
• Sevgili, sevilen. Tasavvufta sevgili Yüce Allah'tır.
• Mürit
• Bir şeyhe bağlı olan kişi.
• Yüce Allah'a ulaşmaya çalışan kişi.
• Mürşit
• Müritlere yol gösteren kişi, tarikat piri veya şeyh.
• Dergâh / Tekke
• Tarikat mensuplarının, topluca ibadet ve törenlerinin yapıldığı yer.